Dolar yükselince Borcumu Ödeyemedim Vakkas Annemi SikttiGoogle Icon

Babam ölünce çok sevdiğim üvey annemle bana oturduğumuz ev ve küçük bir bakkal dükkanı miras olarak kaldı. Ancak dükkan uzun zamandır kapalıydı. Babam son senelerinde yatalak olduğu için kapatmıştı bakkalı…

Annem sürekli bakkalı yeniden açıp işletmeye devam etmemi, onun babamın emaneti olduğunu söyleyip durdu. Babamın çalıştırdığı zamanlarda bile doğru düzgün iş yapmayan dükkan için,

“O bakkal bize ata baba yadigarıdır, nasıl kapatırız oğlum?” diyerek beni ikna etmeye çalıştı uzun zaman…

Özel sektörde iyi kötü maaşlı bir işim ve sigortam olduğu halde annemin ısrarlarına dayanamayıp işimi bıraktım ve bakkalı yeniden açtım. Uzun zaman kapalı kaldığı için dükkan bakımsız kalmıştı. Hem içeriyi yenilemek hem de yeni mallar koymak gerekiyordu. Ama bunun için de para gerekliydi.

Elimdekilerden hariç annemin iki bileziğini bozdurdum. Üzerine de bankadan kredi çekmek istedim, ama alamadım. O zaman bir arkadaşım vasıtası ile tanıştığım, Abuzer adında bir tefeciden borç para istedim. Abuzer’in gerçek işi araba galericiliğiydi. Parayı dolar üzerinden vereceğini söyledi.

“Ben sadece Dolar’la para veririm, işine gelirse!” demişti. Anneme konuyu açtığımda kabul etti, ben de Abuzer’e gidip senet karşılığında parayı aldım.

Dükkanın içini yeniledim, yeni mallar koydum. Annem de babamın zamanında olduğu gibi bana yardım ediyor, çalışıyordu. Satışlar ilk zamanlar idare ediyorsa da sonradan iyi gitmemeye başladı. Satışların çoğu veresiyeydi. Veresiye defteri iyice şişmişti ama tahsilat çok azdı.

Aynı zamanda etrafımız ucuzluk marketleri ile dolmuştu ve insanlar oralardan parası yoksa bile kredi kartı ile alışveriş yapıyordu. Benim küçük bakkalıma uğrayan kalmamıştı. Abuzer’in ilk birkaç taksitini ödeyebilmiştim sadece.

Satışların iyi gitmemesinin üzerine kriz nedeniyle dolar da çok yükselince iflahım kesilmişti. Eski Doğan marka arabamı sattım, ama o bile kurtarmadı beni. Annem de elinden geldiği kadar bana destek olmaya çalışıyordu, ama hiçbiri işe yaramıyordu.

Borçları ödeyemez hale gelince Abuzer’in tehditleri başladı. Beni devamlı arayıp parasını istiyor, küfür ediyordu. Annem de bu durumdan korkuyordu doğal olarak, onunla konuşarak anlaşmamı istiyordu. Ben de ona adamın anlaşmaya yanaşmadığını, parasını istediğini söylüyordum.

“Beraber gidelim oğlum. Ben konuşur anlatırım derdimizi. Kadın olduğum için bana bir şey diyemez. Hem tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. Ucunda ölüm yok ya!” diyordu sürekli.

Ben de sonunda, “Tamam!” dedim ve bir akşamüstü beraber tefecinin yolunu tuttuk… Abuzer beni görünce,

“Parayı mı getirdin?” dedi sert bir sesle. Benden önce annem atılıp,

“Yok Abuzer Bey, konuşmaya geldik!” dedi. Bunun Abuzer için bir anlam ifade edeceğini sanmıştı annem, ama yanılıyordu.

“Ne konuşacaksınız?” dedi masasından hiç kalkmadan. Annem gene benden önce davranıp,

“Sen ayağına gelen misafire böyle mi davranıyon?” dediğinde ayağa kalktı. Parlak kumaşlı pantolonunu çekip kirli, sarı dişlerini göstererek güldü ve

“Kim bu, anan mı?” diye sordu. Annem,

“Anasıyım evet, seninle konuşmaya geldik!” dedi yine.

“İyi iyi, şöyle geçin, konuşalım bakalım, ne konuşacaksak?” dedi ve eliyle arka taraftaki bir yeri gösterdi. Biz oraya geçerken galerinin cam kapısını kilitlediğini gördüm. Anneme uyup gelmekle hata ettiğimi o zaman anladım.

“Anne gel gidelim, bu herifle konuşulmaz!” diye fısıldadım kulağına. Annem,

“Ne diye gidelim oğlum, daha yeni geldik, dur hele!” dedi karşılık olarak.

Annem konuşarak işi çözebileceğimizi sanıyordu halen. Abuzer’i yeterince tanımıyordu. Geçtiğimiz yer önden paravanla ayrılan oda gibi bir yerdi. Dışarıdan görünmüyordu burası… İçeride bizden başka Abuzer’in üç adamı daha vardı.

Kalın bir sigarayı ortalarında dolaştırıyorlardı, içtiklerinin esrar olduğunu anladım. Üçü de tekin tipler değildi. Borç almaya geldiğim zaman da görmüştüm onları. Hapse girip çıkan sabıkalı uğursuz tiplerdi. İçlerinde en büyük görüneni Vakkas’dı. Vakkas bana,

“Hoş geldin gardaş!” derken diğer ikisinin gözü annemin üzerindeydi. Anneme yine,

“Gidelim, başımıza iş açacaklar!” diye fısıldadım, ama annem,

“Dur hele oğlum Allah Allah, konuşalım önce!” diyerek beni tersledi.

Adamlardan o da çok rahatsız olmuştu, ama bir şey diyecek hali yoktu. Benden çok o gelmek istemişti. Abuzer yanımıza gelince annem hemen konuyu açtı. Abuzer alaycı bakışlarla bir bana bir anneme bakıp duruyor ama annemin konuşmasını hiç dinlemiyordu. Ancak annem konuşmasını bitirince,

“Hanım bırak şimdi bu süslü lafları… Kısacası ben paramı istiyorum!” diye sert bir karşılık verdi.

“Yeniden düzenle borcumuzu, ödemeyecek değiliz, kaçmıyoruz. Ama dolar çok yükseldi, belimizi büktü. Ödeyemiyoruz bu şekilde… Borçlarımızı Türk Lirasına çevir, öyle senet yap ödeyelim!”

“Ben oğluna en başında sadece dolar veririm dedim, sen de tamam demişsin, ben de verdim. Şimdi kalkmış benden Türk Lirasıyla senet istiyorsun, benim alnımda enayi mi yazıyor? Hem ben banka mıyım yeniden düzenleme yapayım? Ya borçlarınızı getirirsiniz, ya da senetleri işleme koyarım, neyiniz var neyiniz yok elinizden alırım!”

İçerdeki ortam gittikçe elektriklenmeye başlamıştı. Abuzer bana döndü,

“Sen adam değil misin lan ananı da alıp gelmişsin buraya pezevenk!” deyince,

“Düzgün konuş!” dedim öfkeyle. Ancak Abuzer düzgün konuşacak bir tip değildi. Annem de,

“Abuzer Bey sen nasıl konuşuyorsun?” deyince,

“Senden mi öğrenecem ben nasıl konuşacağımı?” dedi yanıt olarak. Sonra da, “Bu parayı sike sike ödeyeceksiniz!” deyince, annem,

“Sen nasıl konuşuyon?” dedi bağırarak… Abuzer karşısında kadın olmuş, erkek olmuş fark etmeksizin konuşan biriydi. Annemin bağırmasına karşılık,

“Bana bak kadın… Ya parayı ödersiniz ya da ben başka türlü almasını bilirim!” dedi sertçe… Abuzer’in bu sözleri üzerine annem,

“Sen tefecilik yapıyorsun, seni polise söyliycem!” demez mi? Bir anda kıyamet koptu.

Abuzer anneme küfretmeye başladı. Bunun üzerine Abuzer’in üzerine yürüdüm ama araya adamları girdi. O kadar öfkelenmiştim ki orada bizden hariç üç kişi olduğunu unutmuştum.

Abuzer’in adamları beni tutarak vurmaya başladılar. Üç kişi oldukları için gücüm yetmiyordu. Abuzer de annemi kolundan ve ağzından tutmuş bağırmasını hareket etmesini önlüyordu. Annem elinde kuş gibi çırpınıyordu. Beni epey hırpaladılar. Ağzım yüzüm kan içinde kalmıştı. Abuzer,

“Sen laftan anlamıyorsun, sana bir ders verelim de aklın başına gelsin!” dedi anneme… Arkasında kalan bir kapıyı açarak annemi içeri sürüklerken adamları da beni tutup oraya götürdüler.

Dolar yükselince (1), resim №2
Burası penceresi olmayan dikdörtgen şeklinde bir odaydı. Uzun duvarlardan birinin önünde metal bir karyola vardı. Odanın duvarlarına arabesk şarkıcıları ile pørnø dergilerden kesilmiş sayfalar yapıştırılmıştı bir sürü. Üzerine gazete kağıdı serilmiş küçük bir masa ile önündeki sandalyeden hariç başka da eşya yoktu.

İçerinin bu görüntüsü başımıza gelecekler konusunda beni fena korkuttu. Annem duvardaki pørnø resimlere bakmamak için gözlerini kaçırarak,

“Allah belanı versin hayvan herif, bırak beni, bırak kolumu, bırakın bizi, oğlumu bırakın!” diye feryat etmeye başladı.

Ama kolunu sıkıca tutmuştu Abuzer ve annemin gücü ona yetmiyordu. Ancak boştaki sol eliyle Abuzer’in suratına tokat atmaya muvaffak oldu. Ama bunun karşılığı suratına yediği tokatla yumruk arası bir darbe oldu. Annem sarsılmıştı, Abuzer iri yarı güçlü bir adamdı ve kodumu oturtan tipteydi. Adamlarına,

“Bağlayın şu herifi…!” dedi sandalyeyi göstererek. Adamları masanın önündeki metal kahvehane sandalyesine oturttular zorla ve nerden bulduklarını bilmediğim bir plastik cırt kelepçe ile ellerimi arkadan bağladılar. Ayaklarımı da aynı şekilde kelepçelerle sandalyenin ayaklarına bağladıktan sonra ağzımı da koli bandı ile bantladılar.

Abuzer bunlar olurken annemi tutmaya devam ediyordu. Annem sürekli kurtulmak için çırpınıyor, ağlıyordu. Bense olacakları tahmin ediyordum. Öfke ve utançla başımı eğdim. Abuzer’in benim gözümün önünde anneme fena şeyler yapacağını anlamıştım. Zavallı annem…

Abuzer başıyla işaret yapınca Vakkas belinden bir silah çıkarıp başıma dayadı. Silahı gören annem kireç gibi oldu. Abuzer’in elinden kurtulup bana sarıldı sıkıca ve

“Yapmayın, vurmayın oğlumu!” diye bağırdı. Abuzer,

“Bak hanım, oğlunun ölmesini istemiyorsan her dediğimi yapacaksın!” dedi öfkeyle ve yeniden annemi kolundan tutup kendine çekti. Annem korkudan hıçkırarak ağlıyordu. Abuzer sözlerini tekrarlayınca, annem,

“Tamam yapıcam, ne olur yapıcam, bırakın oğlumu, bırakın!” dedi gözyaşları arasında. Abuzer bunun üzerine Vakkas’a tekrar işaret yaptı ve o da silahı başımdan çekti. Anneme,

“Bu akşam bizi memnun edeceksin, yoksa oğlunu öldürürüz!” dediğinde, annem,

“Ne demek istiyorsun?” dedi titreyen sesiyle.

“Bu akşam seni sikicez, itiraz edersen oğlun ölür!” dediğinde annem önce şoka uğradı, sonra da suratına vurmaya çalıştı, ama diğer iki adamı, Halim ve Remzi engel olup annemin kollarını tuttular. Abuzer,

“Karar senin!” dedi sakin bir sesle… “Ya oğlunun canı, ya benim dediklerim…” Bu arada ben de sandalyede umutsuzca kıpırdanıp kurtulmaya çalışınca Vakkas tekrar başıma silah dayadı. Annem silahı görünce,

“Tamam, yapıcam, bırakın oğlumu, yapıcam!” dedi korkuyla…

Salya sümük ağlamaya devam ediyordu. Dudakları istemsizce titriyordu. Şimdi annem dört adamın ortasında çaresiz kalmıştı. Ben elim kolum ve hatta ağzım bağlı halde karşısında hiçbir şey yapamadan oturuyordum sandalyede. Abuzer sırıtıp,

“Ha şöyle yola gel!” dedi, kirli ve sarı dişlerini göstere göstere gülerken. Ardından Halim ve Remzi’ye, “Siz çıkın!” dedi, ikisi de sırıta sırıta çıkarken başıma silah dayayan Vakkas kaldı içerde…

Adamlar çıkıp kapıyı kapatınca Abuzer soyunmaya başladı. Az sonra üzerinde sadece siyah çorapları ile kalmıştı. Yarağı inik halde bile kasıklarından aşağı sarkıyordu. Annem başını öte tarafa çevirmişti, ağlamasına devam ediyordu. Abuzer yarağını bana doğru sallayıp,

“Bununla sikecem ananı… Amına koduğumun çocuğu, benim paramı vermemek neymiş, bir de gelip posta koymak neymiş görürsün!” dedi. Sonra da anneme,

“Hadi yala şunu bakayım!” diye bağırdı. Annem hareketsiz kalınca, “Yala ulan orospu!” diye daha yüksek sesle bağırdı bu sefer.

Elinde silah olan Vakkas da annemi omuzlarından tutup zorla diz çöktürdü Abuzer’in önünde… Abuzer’in elinde tespih gibi salladığı yarağı şimdi tam karşısındaydı.

Annem, 40 yaşında, ağır başlı, kendi halinde bir kadındır. Beni kendisinin doğurmadığını, annem bebekken ölünce babamın evlendiği ikinci karısı olduğunu biliyordum. Yani gerçekte üvey annemdi, beni doğurmamıştı, sütünü emmemiştim.

Ama buna rağmen aramızda üvey evlat, üvey annelik gibi bir durum çok nadir olmuştu. Geçmişte birkaç defa beni çok sinirlendirdiği zamanlarda öz değil üvey annem olduğunu söylemiştim yüzüne. O zaman da,

“Doğru söylüyorsun yavrum, seni ben doğurmadım!” diyerek başını eğmişti.

Onu dışarıda başı açık, yaz sıcağında kısa kollu giyerken bile görmemiştim. Beyaz tenli, uzun yüzlü, hafif kilolu bir kadındı. Orta boyluydu. Dışarı çıkarken her zaman üzerinde manto veya pardesü olurdu. Başı hep bağlıydı.

Bugün de öyleydi. Üzerinde lacivert renkli bol bir pardesü, başında da omuzlarını ve göğsünü örten siyah beyaz puantiyeli eşarbı vardı. Ayaklarına eskimiş siyah kolej ayakkabılarını giymişti yine.

Karşısındaki Abuzer ise 45 yaşında, esmer, uzun boylu ve iri yarı, oldukça kıllı pos bıyıklı bir adamdı. Üç karısı ve on çocuğu olduğunu ondan para almaya geldiğimde söylemişti, övünerek anlatmıştı bunu…

Annem şimdi Abuzer’in önünde diz çökmüş durumdaydı, başı eğik halde ağlıyordu. Buraya gelmekle büyük hata etmiştik. Annem sözlerimi dinlememişti hiç… Şimdi içinde olduğumuz durumdan benim kadar o da suçluydu. Üstelik beni bakkalı açmaya ikna eden, Abuzer’den dolarla borç almama sebep olan da oydu. Aslında tüm bu olanlardan annem sorumluydu.

Abuzer yarağını sallamaya devam ediyordu. Bu haliyle uzun ve kalın bir sosise benzeyen yarağını annemin tam ağzının önünde sallarken,

“Yalasana lan amcık!” dedi sırıtarak. Bu sırada bana da bakıp gülüyordu. Annem başı öne eğik halde,

“Oğlumu çıkarın dışarı, onun önünde yapmayın bari kitapsız herifler!” dedi ağlamalarının arasında…

Ancak Abuzer annemin çenesini kavrayıp başını kaldırdı ve zorla bana baktırdı. Annemin gözleri ağlamaktan şişmişti,

“Oğlun da görecek sikimi yaladığını… Benim paramı vermemek neymiş görsün!” dedi öfkeyle. Annem utançla gözlerini kaçırıyordu bu sırada. Bana bakmamak için direniyordu. Abuzer tekrar,

“Yala!” diye bağırdı. Bir müddet tedirgin duran annem daha sonra Abuzer’in yarağını ağzına aldı. Önce ne yapacağını bilmiyormuş gibi durdu ama sonra sağ eliyle yarağını tutup kafasını da pipetten su içiyormuş gibi çekmeye, emmeye başladı. Abuzer annemin başını eşarbının üzerinden okşayıp,

“Ohhh, çok güzel, yala benim orospum, yala sürtük…!” demeye başladı.

Çaresiz bir halde karşımda yaşananları görmemek için başımı eğip gözümü kapadım, ama kafama silahın kabzası ile sert bir darbe yedim. O ana kadar sessiz duran Vakkas,

“Başını eğme ulan, bak da gör orospu çocuğu, anan nasıl sakso çekiyor izle!” dedi kahkahayla. Ardından da, “Eğer izlemezsen anan gibi seni de sikeriz, sana etek giydirir kadın yaparız, orospu yaparız, anladın mı orospu çocuğu?” dedi.

“Biz adamı madam yaparız ulan!” diye adeta kükredi Abuzer de bana bakarak.

Bu anda annem de ağzındaki yarağı çıkarttı, korku ve utançla kısa bir süre baktı bana… Annemin yarağını ağzından çıkartması Abuzer’in hoşuna gitmedi. Çenesini sıkıp,

“Sen devam et sürtük!” dedi öfkeyle. Annem ses çıkartmadan kaldığı yerden devam ederken Abuzer de başını iki eliyle üstten sıkıca tutmuştu.

İlk başta inik olan yarağı annemin emmeleri ile kalkmaya başlamıştı. Annem şimdi başını ileri geri oynatarak yarağını emerken sağ eliyle de sıvazlıyordu. Gözleri kapalı halde dizlerinin üzerinde ileri geri sallanıyordu ara sıra…

Abuzer’in yarağı kısa süre içinde bir roket gibi havaya dikilmiş ve annemin ağzını doldurmaya başlamıştı. Yarağının kafasının annemin ince beyaz yanaklarında yaptığı şişkinliği görüyordum.

Annem yine gözleri kapalı, bazen sağ bazen de sol eliyle yarağını sıvazlıyor ileri geri oynattığı başı ile ağzına almaya devam ediyordu. Ara sıra gözlerini açıp ağzına gelen sıvıları parmağının ucu ile temizliyordu. Sonra da kaldığı yerden devam ediyordu. Abuzer’in yarağından akan zevk sıvılarıydı bunlar.

Yüreğim çaresizce güm güm diye atıyor, karşımda yaşananları bir sinema filmi izler gibi izliyordum. Abuzer annemin başını sıkıca tutmuş şimdi kendisi yarağını ağzında ileri geri oynatıyordu. Annemin gözlerinden akan yaşlara dudaklarından ve çenesinden akan salyalar, tükürükler karışıyordu. Öğürür gibi sesler çıkartıyordu.

Dolar yükselince (1), resim №3
Bu ara annem başını öbür tarafa çevirmek istediğinde Abuzer yarağı ağzında olduğu halde annemin başını tutup bana çevirdi. O an annemle göz göze geldik. Annemin yaşadığı utancı hiçbir kelime anlatamazdı.

Benim de ondan aşağı kalır yanım yoktu. Abuzer hem bana hem anneme ağır küfürler edip durdu bu anlarda. Dizlerini biraz öne kırmış ve eğilmişti. Annemin başını benden yana çevirmiş sıkı sıkı tutuyor, onun hareket etmesine engel oluyordu. Annem boştaki ellerini havada sallıyor, zaman zaman Abuzer’in kalçalarını tutuyor ama çoğunlukla kendini kaybetmiş şekilde oraya buraya oynatıyordu.

Abuzer annemi ağzından sikiyordu. Ona sakso çektirmiyor, ağzından sikiyordu resmen… Yarağı artık kocaman kalın bir patlıcana dönüşmüştü ve annemin boğazına kadar girip çıkıyordu.

Annem gözlerini benden kaçırmaya çalışsa da içinde olduğu durumda bunu yapamıyordu. Ben de Vakkas’ın kafama dayadığı silah nedeniyle ne başımı eğebiliyordum ne de gözümü kapatabiliyordum. Karşıma, anneme bakmaktan başka çarem yoktu.

Vakkas da benim gibi olan biteni izlerken fermuarını açıp dışarı çıkardığı yarağını okşamaya başlamıştı. Sağ eliyle silahı tutarken sol eli yarağındaydı. Kara kuru, ince uzun bir adam olan Vakkas’ın yarağı da uzun kara bir patlıcan gibiydi. Bir bana bir anneme bakıyor ve pis pis sırıtıyordu.

Zaman ilerledikçe Abuzer’in yarağı annemin ağzına ancak yarısına kadar girer olmuştu. Annemin ağzı daha fazla açılmıyordu. Gözyaşları, tükürükler, salya ve sümük hepsi birbirine karışmıştı.

Abuzer adeta bir kadını domaltmış sikiyormuş gibi sikiyordu annemin ağzını… Kasıkları annemin ağzına şiddetle vuruyordu. Şişmiş ve küçük birer topa dönüşmüş taşakları sallanıyor, annemin çenesine çarpıyordu ara ara…

Abuzer’den böğürtüler, homurtular ve inlemeler gelmeye başladığında hareketleri de çoğalmış, hızlanmıştı. Annem artık nefes almakta bile zorluk çekiyordu. Abuzer’in zorla benden yana çevirdiği uzun beyaz yüzü kıpkırmızı olmuştu.

Derken odanın içi Abuzer’in ayı gibi çıkardığı seslerle çınlamaya başladı. Annemin ağzındaki yarağından akan koyu beyaz dölleri gördüm. Annemin ağzından çenesine, eşarbına ve pardesüsüne akıyordu döller…

Dolar yükselince (1), resim №4
Abuzer annemin ağzına boşalmıştı. Boşalırken de ileri geri hareketlerle yarağını annemin ağzına sokup çıkartmaya devam etti. Sonunda durduğunda çıkardı yarağı ağzından. Annem başını öbür tarafa çevirdi, ellerini ağzına götürüp öğürmeye başladı. Vücudu sarsılıyordu.

Bu sırada Vakkas kirli bir el havlusunu anneme uzattı. Annem havada kaptığı havlu ile ağzını kapattı. Uzun uzun öğürmeye devam ederken kusacağını sandım ama aksine kusmadı. Abuzer’in ağzına akıttığı döllerini yutmuştu.

Kendine geldiğinde havlu ile yüzünü gözünü de sildi. Ağlaması kesilmişti. Dizlerinin üzerindeydi halen. Bana hiç bakmıyordu. Abuzer Vakkas’a,

“Hadi aslanım, geç bakalım sıra sende!” dedi sırıta sırıta. Sonra da,

“Bu karı yanıyor ha, manyak yanıyor hem de. Karı milletinden iyi anlarım ben, acayip yanıyor. Görüntüsüne bakma. Yanmayan karı döl yutmaz Vakkas, yanmayan karı döl yutmaz, bu orospu hepsini yuttu!” dedi gülerek. Sonra da suratıma bir tokat atıp,

“Senin anan yanıyor lan orospu çocuğu, baban hiç sikmemiş mi bu garibi?” dedi kahkaha atarak…

Babam öldüğünde 60 yaşındaydı, annemle aralarında yirmi yaş fark vardı, son birkaç senesinde de yatalaktı. Doğal olarak annem yıllardır cinsel ilişkiye girmemiş, erkek yüzü görmemişti.

Bir kadın olarak onun da cinsel ihtiyaçları vardı elbette, ama bunun Abuzer tarafından böyle dile getirilmesi kanıma dokundu. Annem için, “Yanıyor bu kadın!” demesi beni çok sinirlendirdi. Hatta annemi sikecek olmasından bile çok… Ama sinirlensem de yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

Derken Vakkas elindeki silahı Abuzer’e uzattı ve soyunup annemin önüne geçti. Çoktan kalkıp sertleşen yarağını tutarak,

“Hadi bakalım, sıra bende!” dedi sırıtarak… Annem fısıltılı bir sesle,

“Çocuğu çıkarın dışarı, Allah aşkına çıkarın!” dediğinde, Abuzer,

“Çıkmayacak ulan!” dedi sinirle. Sonra da annemin kafasına tokat attı. Annem sesini çıkartmadı bu tokattan sonra. Gözlerinden akan birkaç damla yaşı sildi. Başını kaldırıp,

“Dizlerim ağrıdı, şu yastığı verin bari!” dedi Vakkas’a.

Vakkas yatağın üzerindeki kirli yastığı alıp uzattı anneme. Annem bunu dizlerinin altına koydu. Şimdi Vakkas’ın yarağını ağzına alacaktı…

akkas kırk yaşlarında, ince, uzun bir adamdı. Siyah kıvırcık saçları yer yer beyazlamıştı. Cezaevine defalarca girip çıktığını, en son iki ay önce tahliye olduğunu söylemişti. Çıplak vücudunda birkaç bıçak yarası vardı. Karanlık bakışları ile insana korku veriyordu. Sert bir sesle,

“Hadi bakalım orospu, ne duruyon!” deyince annem sağ elini uzattı. Sertleşip kalkmış yarağı tuttu ve bu sefer gözlerini kapatmadan ağzına aldı. Abuzer’e yaptığı gibi Vakkas’a da sakso çekmeye başladı.

Abuzer bu sırada bir sigara yakmış hemen yanımda içiyor ve benim gibi olanları izliyordu. Annem başını ileri geri oynatıyor, Vakkas’ın gittikçe irileşip kalkan yarağını ağzına daha çok alıyordu. Ağzına alıp emerken bir taraftan da eliyle sıvazlıyordu. Vakkas sol eliyle annemin yanağını okşarken sağ eliyle de başını tutuyordu.

Annem dizlerinin altına koyduğu yastık nedeniyle şimdi daha rahattı. O nedenle yarağı ağzında uzun süreler tutuyor, yalıyor ve emiyordu. Oysa az önce Abuzer’e sakso çekerken kısa aralıklarla yapıp ara sıra dizlerini kaldırıp indirmişti. Vakkas aldığı keyifle inliyor, dudaklarını emiyor ve bana bakıp duruyordu.

“Anan harikaymış lan!” dedi sırıtarak. Bense nefretle izliyordum bu sahneyi… Bu arada Abuzer sigarasını söndürmüş ve yarağını okşamaya başlamıştı. Az önce annemin ağzına boşalmıştı ama yarağı yeniden sertleşmişti. Otuzbir çeker gibi okşuyordu yarağını… Vakkas,

“Hakkaten yanıyor bu kadın, yanıyor resmen!” dediğinde kan beynime sıçradı. Annem Vakkas’ın yarağını iştahla emmeye başlamıştı çünkü…

Sağ eli yarağın üzerinde gidip geliyor, kalın dudaklarının arasından ağzına girip çıkan yarağı somuruyordu. Gözleri açıktı, ara sıra yukarıya, Vakkas’ın gözlerinin içine bakıyordu. Vakkas Abuzer gibi başını tutup yüzünü bana çevirtmemişti.

Gözlerini kapatıp adamın suratına bakmamak dururken annemin böyle yapması karşısında öfkeden kudurdum. Yerimde hareketlenince Abuzer suratıma bir tokat attı,

“Rahat dur ulan piç!” dedi sinirle… Annem Vakkas’ın yarağını ağzından çıkarıp,

“Vurma oğluma!” diye bağırdı, ama karşılığında Vakkas’ın suratına attığı sağlam bir tokatla yere düşecek gibi oldu.

Ancak uzun boylu, güçlü kuvvetli bir kadındı. Normalde bir kadını yere serecek tokat annemi sersemletti sadece… Annem kendine geldikten sonra ayağa kalkmak istedi, ama bu kez de Abuzer’den sert bir tokat yedi. Abuzer yarağını bana doğru uzatarak,

“Bana bak orospu, ya bizim dediğimizi yaparsın, ya da oğlunu siker kadın yaparız. Biz bu zamana kadar çok erkeği kadın yaptık, seninkini de yaparız görürsün!” dediğinde annem gözlerini açtı kocaman ve

“Yapmayın, Allah aşkına yapmayın, siz nasıl adamlarsınız?” dedi yalvararak. Sonra da, “Tamam, Allah aşkına bırakın oğlumu, ben yapıcam, ne isterseniz yapıcam!” dedi ağlayarak.

Vakkas söze karışıp, “Al şunu ağzına, adam gibi yala… Orospular gibi pardon… Orospular gibi yapacaksın anladın mı? Kırk yıllık orospu gibi yalayacaksın!” dedi sırıtarak. Annem bu sözlere,

“Tamam, tamam, bırakın oğlumu, yapıcam, rahat bırakın onu!” diyerek karşılık verdikten sonra yarağı tuttu ve dahi bir iştahla emmeye başladı.

Şimdi iki eliyle kavramıştı yarağı ve başını hızlı hızlı oynatarak ağzına alıyordu. Vakkas’ın dediği gibi kırk yıllık orospu gibi yapmaya başlamıştı. Adamın yarağını yeniden ama daha kuvvetli şekilde somuruyordu.

Islak ve yoğun saksonun yanında “Ommm, ımmmm, ummmm!” sesleri çıkıyordu annemden. Vakkas büyük keyif alıyordu, annemin başını üstten tutmuştu, ancak bastırmasına gerek kalmadan annem kendisi yapıyordu her şeyi…

Annem Vakkas’ın yarağını boydan boya alıyordu ağzına. Acelesi varmış gibi hareketlerle sokup çıkartıyordu durmadan. Ara sıra da iyice şişmiş kararmış, kıllı taşaklarını emiyor, onları ağzına sokup çıkarıyor, yalıyordu.

Kıllı kasıklarını öpüyordu. Yarağı dondurma gibi yalıyor, dilini kafasında gezdiriyordu. Yarağın annemin yanaklarında yaptığı hareketli şişkinlikleri gördükçe iğreniyordum.

Annem sanki zorla değil de, bu işten zevk alır gibi yapıyordu. Abuzer’in, “Yanıyor bu kadın!” derken haklı olduğunu görüyordum. Anneme karşı tiksinti ve nefret duymaya başladım. Anne dediğim kadın bir orospudan farksız davranıyordu.

Dolar yükselince (2), resim №2
Vakkas da annemin bu hareketlerinden çok keyif almıştı, bana bakıp sırıtıyor, küfürler ediyor, annemin gerçek bir orospu olduğunu söylüyordu. Annem dizlerinin üzerinde ileri geri gidip geliyordu. O kadar iştahla yapıyordu ki Vakkas’ın zevk sıvıları ağzını doldurup çenesinden akarken bundan hiç rahatsız olmamıştı.

Vakkas annemin bu iştahlı saksosuna bir süre sonra boşalarak karşılık verdi. Boşalırken inliyor, anlamsız sesler çıkartıyordu. Yüzünün şekli garip bir hal almıştı. Boşalırken bile annemin ağzına sokup çıkartmaya devam etti yarağını…

Dölleri annemin ağzından çenesine, üstüne akıyordu ama annem sanki sütlü kahve içer gibi hepsini içmiş, hiç sıkıntı yapmamıştı. Vakkas tamamen boşaldıktan sonra kendini geri çekip yarağını çıkardı annemin ağzından…

Annem az önceki havlu ile ağzını ve çenesindeki dölleri sildi. Birkaç kez öğürdü ama kusmadı. Abuzer’den sonra Vakkas’ın döllerini de yutmuştu. Bir kaç sefer öksürdü. Sonra da,

“Su var mı?” diye sordu. Abuzer kapıyı açıp,

“Halim, ordan su getirin çabuk!” diye seslendi. Az sonra adam kapının aralığından küçük bir pet şişe suyu uzatıp Abuzer’e verdi. Abuzer yeniden kapıyı kapatıp suyu anneme uzattı.

Annem suyu alıp birkaç yudum içtikten sonra öksürdü. Kendine geldiğinde ayağa kalktı. Vakkas da Abuzer gibi boşaldıktan sonra bir sigara yakmış içiyordu. Annem dizlerini tutup,

“Dizlerim ağrıdı böyle!” dedi ve yatağa oturdu. Elindeki şişeden bir iki yudum daha aldı. Bana hiç bakmamaya çalışıyordu. Vakkas elindeki sigarayı gösterip,

“İçer misin?” diye sordu anneme, ama o başını sağa sola sallayarak,

“Hayır!” dedi. İçki ve sigaradan nefret ederdi. Abuzer,

“Ablacım üstündekileri çıkartsana, daha çok işimiz var seninle!” diyerek iğrenç bir kahkaha attı. Annem,

“Oğlumu çıkarın dışarı!” deyince, Vakkas annemin ağzını sertçe sıktı ve

“Bana bak orospu… Ben ne dedim sana? Oğlun burada kalacak. Her şeyi görecek. Bize yamuk yapmak neymiş görecek!” dedi öfkeyle. Abuzer de,

“Eğer bir daha oğlumu çıkarın dersen, seni değil oğlunu sikeriz, sen de izlersin!” dedi sinirle. Ardında da bana dönüp,

“İyi ki ananla gelmişsin, yoksa şimdi onun yerinde sen olurdun, onun yerine senin götünü sikerdik!” dedi gülerek…

Vakkas annemin ağzını tutuyordu hala… Onu sertçe geriye itince annem yatağın arkasındaki duvara küt diye vurdu başını. İki eliyle başını tutarken,

“Allah belanızı versin hayvan herifler, köpek soyları, yezidler!” diye bağırıp durdu. Ancak Abuzer ve Vakkas hiç cevap vermeden öfkeyle bize baktı sadece. Abuzer,

“Çıkar üstündekileri yoksa ben zorla çıkartırım, eve kadar anadan doğma gidersin!” deyince annem ayağa kalktı.

Titreyen elleriyle başındaki puantiyeli eşarbının iğnelerini çıkardı ve açtı. Altındaki siyah uzun saçları sırtına döküldü. Ardından lacivert pardesüsünün fermuarını tuttu ama indirmeden ince bir süre bekledi. Abuzer yeniden,

“Çıkart lan şunu orospu, oyun mu oynuyoruz burada?” deyince fermuarı indirdi.

Annemin soyunmamak için bu kadar direnmesinin sebebi fermuar indikçe ortaya çıkmıştı. Annem pardesünün altına hiçbir şey giymemişti. Tamamen çıplaktı.
Vakkas,

“Vay orospu vay, sen hazırlıklı gelmişsin buraya!” dediğinde, Abuzer,

“Aslanım ben dedim sana bu karı yanıyor!” diyerek güldü.

Annem yaz sıcağında kalın kumaşlı pardesünün altında pişmemek için içine külot bile giymemişti. Uzun zamandır sürekli bu pardesüyü giymesinin sebebi bunu giydiğinde içine bir şey giymesine gerek kalmamasıydı demek ki. Oysa ona aldığım yazlık ve ince pardesüsü vardı, ama son zamanlarda hep bunu giyiyordu.

Pardesünün önünü açmış, ama çıkartmamıştı. Sol eliyle memelerini kapatmaya çalışıp sağ eliyle de amını örtüyordu. Ancak Vakkas’ın elini kaldırıp vuracak gibi yapması sonrası ellerini çekti. Ağlamaya başlamıştı yine. Başını öne eğmiş sessizce ağlıyordu.

Dolar yükselince (2), resim №3
Un gibi beyaz, güneş görmeyen bir vücudu vardı annemin. Karnında ve bacaklarında uzamış ve alınmamış siyah tüyler bulunuyordu. Bir kavun kadar büyük ve yaşına göre iyi sayılabilecek hafif sarkık memelerinin uçları kabarmış gibiydi.

Pardesünün altında çıplak haldeyken meme uçlarının belli olmaması sanırım kumaşın kalınlığındandı. Hiç çocuk doğurmayıp bebek emzirmediği için meme uçları da büyümemişti. Koyu kahverengi ve büyük meme başları vardı annemin…

Asıl olay ise alttaydı. Amının üzerinde ve kasıklarında kısa, kalın ve sık kıllardan üçgen şeklinde küçük bir orman vardı. Siyah kılları pırıl pırıl parlıyordu tavandaki çiğ ışığın altında…

Bembeyaz vücudu ile tezat oluşturuyordu bu görüntü. Kılların arasında amının etli ve pembemsi dudakları görünüyordu. Bol pardesünün altına külot bile giymemişti ama bu hiç belli olmuyordu. Belki külot giyse izi belli olurdu ama annem giymeyerek bunu da engellemişti.

Birkaç gün önce evde tartılmıştı, 75 kiloydu. Çok hafif bir göbek dışında bir şeyi yoktu. Abuzer,

“Çıkart şunu, hadi!” deyince annem başı öne eğik, bana bakmamaya çalışarak çıkardı pardesüyü ve masanın üzerine koydu. Şimdi üstünde sadece ayakkabıları kalmıştı, çorap da giymemişti. Elleri iki yana sarkık, yatağın önünde duruyordu.

Abuzer ve Vakkas annemin bu görüntüsü karşısında yaraklarını sıvazlamaya başlarken ben nefret ve öfkeyle delirmiş gibiydim. Hiç bir şey yapamıyor olmak kahrediyordu beni. Ayağa kalkmaya çalışsam da nafileydi, plastik cırt kelepçelerle bağlanmıştım. Gözlerimden yaşlar akıyordu ama hiçbirinin faydası olmuyordu.

“Öff, yanıyor ulan bu karı, yanıyor resmen. Üç karım var ama üçünü toplasan bunun yarısı etmez!” dedi Abuzer kalın yarağını okşarken. Kısa süre önce boşalmıştı ama yarak şimdi eskisinden de güçlü şekilde dikleşmişti. Anneme,

“Domal bakalım!” deyince, annem başını kaldırıp baktı, ağlaması kesilmişti ama yanakları ıslaktı. Bu kez Vakkas,

“Domalsana lan!” diye bağırdı, ama annem onu duymamış gibi yapınca, “Abi bu karı domalmayı unutmuş sikilmeye sikilmeye!” diyerek güldü. Abuzer,

“Bilir bilir bu orospu, her şeyi bilir, bir şey unutmaz o!” dedi. Sonra da, “Domal lan!” diye suratına vuracak gibi oldu. Annem korkuyla geri çekildi önce, sonra da ellerini yatağa dayayarak domaldı.

Bu sırada Vakkas beni sandalye ile birlikte yatağın önüne sürükleyip çekti. Annemin vücudu ile aramda yarım metre ya var ya yoktu. Bembeyaz tüysüz kalçaları ve dolgun götü tam karşımdaydı. Bel çukurunda seyrek siyah tüyler ve kıllar vardı. Abuzer koca elleriyle annemin götünün yanaklarını ayırdığında,

“Bak ulan piç, iyice bak!” dedi ve sonra da suratıma tükürdü. Annemin göt yarığını ve bir çukura benzeyen hafif tüylü göt deliğini bana gösteriyordu. Süt gibi beyaz kalçaları ve bacaklarındaki mavi damarları belli oluyordu.

Amının dudakları sanki kabarmış gibi görünüyordu. Kasıklarında da ne zamandır alınmayan siyah kılları vardı. Annem temizliğini ihmal etmişti uzun zamandır.

Abuzer sağ elini uzatıp kıllı amının dudaklarını araladığında annemin irkildiğini, koca vücudunun titrediğini gördüm. Sadece ben değil onlar da görmüştü.

“Aha karı oynadı, hoşuna gitti!” dedi Vakkas gülerek.

“Gider orospunun, gider!” dedi Abuzer ve sağ eliyle annemin götüne öyle sert bir tokat attı ki, annem yatağın üzerine abandı. Götünün yağlı, dolgun yanakları sütlaç gibi titremiş, çıkan ‘Şaapp!’ sesi odayı çınlatmıştı. Annem acıyla inledi bu tokadın ardından…

Dolar yükselince (2), resim №4
“Bu orospunun her şey hoşuna gider!” dedi Abuzer. Annemi belinden tutup yeniden eski haline döndürdü. Annemin götü kızarmıştı, Abuzer’in beş parmağının izi götünün üzerinde çıkmıştı.

Abuzer bir süre göt yanaklarını sıkıp yoğurdu hamur gibi, ufak birkaç tokat daha attı. Ama sonra dizlerinin üzerine çökerek annemin tam arkasında yer alarak birden ağzını annemin kasıklarının arasına soktu.

Siyah ve uzun pos bıyıklı ağzı annemin kıllı amı ile buluşmuştu. İştahla annemin amını emiyor, amına paspas çekiyordu. Annemse bu durum karşısında hiç tepki vermemeye çalışıyordu ama nafile. Hemen yarım metre ötemdeki annemin vücudunun titremelerini, kasılmalarını görmemem mümkün değildi.

Abuzer koca ağzını annemin amına dayamış ve bir kuzunun annesinin memesine saldırması gibi saldırmıştı, annemin amından süt içmeye çalışıyordu sanki. Kalın parmaklı, iri elleri annemin kalçalarında, göt yanaklarında geziniyordu. Birden bana döndü ve kaba sesiyle,

“Yanıyor ulan senin anan, amcığı fırın gibi!” dedi.

Başımı tuttu ve beni çekip öne doğru eğerek annemin amına yaklaştırdı yüzümü. Annemin amının dudakları şişmişti, belki Abuzer’in yalamaları belki de annemin aldığı keyif sonucu kasıklarında hafif bir ıslaklık vardı.

Amının içi oldukça genişti. Am dudaklarının karalığına karşın amının içi kızıldı. Bu arada göt deliği de hemen amının üzerinde kara, kör bir kuyu gibi duruyordu.
“Bak ulan orospu çocuğu, bak!” diyerek başımı daha çok eğmeye başladı. Ben dirensem de yapamıyordum.

Burnumun ucu annemin kasıklarının arasına girdi önce, sonra da amının içine. Kendimi kurtarmaya çalışıyordum ama nafile… Burnum ve bantlı ağzım annemin amındaydı. Oldukça sıcak, ter ve sidik kokulu amının siyah kılları burnumun ucuna ve çeneme batıyordu.

Bu arada Vakkas da annemi tutmuş, onun kendini çekmesine, kalkmasına engel olmaya çalışıyordu. Annemin ağlamalarını duyuyordum.

“Bırakın bizi, bırakın!” diyordu sürekli ama hiçbir faydası yoktu.

Sonunda Abuzer beni geriye çekti. Burnumun ucu ıslanmıştı, annem sarsılarak ağlıyor, Vakkas onu omuz başlarından tutuyordu. Derin derin birkaç nefes aldım. Kendime gelmeye çalışırken, Abuzer,

“Gördün mü orospu çocuğu, ananın amı yanıyor resmen, pezevenk, anasını satan pezevenk!” diyerek kahkaha attı.

Sonra da yeniden eğildi ve kaldığı yerden devam etti. Annemin kasıklarını, amının dudaklarını emiyor, yalıyordu bir köpek gibi…

Vakkas geriye çekildi az sonra ve kalkık duran yarağını okşadı bir süre. Hemen ardından da çevik bir hareketle yatağın üzerine çıktı. Sırtını duvara dayayarak yarağını annemin ağzına gelecek şekilde tuttu ve

“Yala ulan orospu!” dedi bağırarak. Annem tepki verecek gibi olduğunda uzun saçlarını çekti kökünden. Annem acıyla kıvranırken Vakkas’ın kalkık yarağını aldı ağzına.

Şimdi Abuzer annemin amını yalarken, annem de Vakkas’ın yarağını yalıyordu. Vakkas annemin saçlarından kavramıştı, dizlerinden büktüğü bacaklarını iki yana açmıştı iyice. Annemin ağzına sokup çıkarıyordu yarağını.

Annem boğulur gibi oluyordu, yarağın yanaklarındaki şişkinlikleri belli oluyordu önceki gibi. Vakkas bana bakarak,

“Senin annen tam bir orospuymuş oğlum, tam bir orospu!” dedi gülerek.

Abuzer bu sırada annemin amını yiyordu resmen. Hafif kokulu, terli ve kıllı olmasına aldırmadan annemin amını yiyordu. Ancak amı ile birlikte kıllı göt deliğine de dil darbeleri atmaya başlamıştı. Göt deliğine dilinin ucunu değdirdikçe annemin koca vücudunun titrediğini, sarsıldığını görüyordum.

Annem ağzında Vakkas’ın yarağı, amında ve göt deliğinde Abuzer’in ağzı, ikisinin ortasında kalmıştı. Sarkan iri memeleri sallanıyordu durmadan. Bacaklarını sağa sola oynatmaya çalıştığını gördüm birkaç kez ama Abuzer o kadar iştahla amını emiyordu ki buna engel oluyordu.

Ama sonra zorla da olsa bacaklarını iki yana ayırdı. Abuzer’in ağzı daha da gömüldü amına bu halde. Annemin ayaklarının ucuna basarak kendini kaldırmaya çalıştığını fark ettim. Bacaklarını sağa sola oynatıyordu, kalçaları ve götünün yağlı etleri kasılıyordu. Artık keyif aldığı çok belliydi.

Ağzında ise başka bir durum vardı. Vakkas götünü ve belini ileri geri oynattıkça yarağını annemin ağzına sokup çıkartıyordu. Annem gözleri açık ve hiç kırpmadan yarağı ağzına alıyordu.

Ellerini pis yatağın üzerine dayamış güç almaya çalışıyordu, zaman zaman başını geri atmaya çalışıyor ama Vakkas’ın saçlarındaki elleri nedeniyle bunu yapamıy
ordu.Bu iğrenç manzara bir süre sonra Abuzer’in kendini geri çekmesi ile sona erdi. Ağzı ve bıyıkları epey ıslanmıştı. Aynı şekilde annemin kıllı amı ve kasıkları da öyleydi.

“Ben daha fazla duramayacam!” dedi Vakkas’a. Ama Vakkas,

“Tut kendini, derdin ne, böyle hazine bulmuşuz hemen sikip gönderecek değiliz!” dedi yarağı annemin ağzında olduğu halde… Ancak Abuzer Vakkas’ın bu sözlerine,

“Ben duramayacam gardaş!” diyerek karşılık verdi.

Yarağı kocaman bir patlıcan gibi olmuştu yine… Kafasından zevk sıvıları akıyordu. Yarağının kafasını annemin göt yarığına ve kasıklarına sürttü bir süre ve ardından da bastırmaya başladı. Annem yerinde kıpırdanmaya çalışınca Abuzer belinden sıkıca kavradı.

“Kıpraşma ulan orospu, senin de hoşuna gidecek!” diye bağırdı sinirle ve beline şiddetli bir yumruk indirdi.

Annem ağzı Vakkas’ın yarağı ile dolu olduğundan ses edemedi ama çok canı yanmıştı. Kıvranmayı, debelenmeyi bıraktığında Abuzer’in kalın ve uzun yarağı amına girmeye başlamıştı. Az sonra taşaklarına kadar girmişti Abuzer’in yarağı…

Yarağı ağzına almakta zorlanan annem amına hepsini almıştı…

Abuzer hızlı hızlı sikmeye başladı annemi. Yarağı boydan boya girip çıkıyordu amına… Annem yarak darbeleri ile sarsılıyor ve öne arkaya gidip geliyordu sürekli… Vakkas’ın yarağı da bu gidip gelmelerle boğazına kadar girip çıkıyordu.

Top güllesi gibi memeleri sarkık halde sallanıp duruyordu aralıksız… Götünün yanakları, kalçaları ve belinin etleri titriyordu.

Üç karısı ve on çocuğu olan Abuzer, sikiş konusunda deneyimli bir erkekti ve bunu konuşturuyordu gözlerimin önünde… Yarağını bir hızlı, bir yavaş sokup çıkarıyor, annemin amında bir süre beklerken götünü oynatarak yarağını içinde çalkalıyordu.

Bu anlarda götünün kıllı ve kaslı yanakları kasılıyordu. Sonra çıkarıp kafasını göt yarığına sürtüyor, ardından yeniden amına girip sikmeye devam ediyordu.

İçerinin nemli ve sıcak havası bunaltıcı bir hal almıştı. Abuzer’in iri yarı vücudu ter içinde kalmıştı. Annemin güneş yüzü görmeyen beyaz vücudu ise tepeden vuran floresan lambanın altında yağlanmış gibi parlıyordu. Vakkas da Abuzer gibi terlemişti. Bense üzerimde keten pantolon ve tişörtle su içinde kalmıştım.

Abuzer’in pompalamaları gittikçe hızlanırken, Vakkas belini yılan gibi oynatarak yarağını sokup çıkarıyordu annemin ağzına… Pis gülüşlerinin arasında küfürler savuruyordu anneme… Saçlarını sıkı sıkı tutmuş, başını oynatmasına izin vermiyordu. Annemin gözlerinden akan yaşlar salyası ile birleşip yatağın üstüne damlıyordu.

Ancak bir süre sonra Vakkas yarağını çıkardı annemin ağzından. O anda annem tıkanır gibi oldu ama bu hali uzun sürmedi. Abuzer bu sırada var gücüyle pompalıyordu. Şişkin taşakları ve kasıkları annemin göt yanaklarına ve kalçalarına çarptıkça çıkan ‘Şap şap şap şap!’ sesleri odanın duvarlarında gidip geliyor, yankılanıyordu.

Vakkas yatağın üzerinden inerken Abuzer de annemin amından çıktı. Yarağının kafası morarmış, şişmişti, ıslak ve yapış yapış görünüyordu. Annemin amı da epey genişlemişti ve amının dudaklarının arasından içinin kızıllığı görünüyordu.

Abuzer bir süre sıvazladı yarağını, annemin götünün yarığına sürtüp göt yanaklarına yarağıyla tokatlar attı. Vakkas ise,

“Burası çok sıcak oldu!” diyerek kapıyı açtı, “Halim şu vantilatörü getirin ulan!” diye bağırdı.

Az sonra Halim elinde ayaklı bir vantilatör ile aralık kapıdan içeri girip yaşanan sikişi izledi bir süre… Halim hem gülüyor hem de olayın içine dahil olmadığı için Vakkas’a veryansın ediyordu.

Halim ve Vakkas ayaküstü konuşurken Abuzer’in yarağını annemin götüne soktuğunu gördüğümde yerimde sarsıldım. Annem dizlerinden büktüğü bacaklarını iki yana açarak belini eğmişti. Abuzer sol eliyle beline bastırırken sağ eliyle yarağını tutuyordu.

Annemin kıllı göt deliği yavaş yavaş açılıp genişliyor, Abuzer’in kalın yarağı da içine giriyordu. Kalbim daha şiddetle atmaya başladı. Annem,

“Ahhhh… Yapmaa… Çıkaarr… Ayy… Aahh… Çıkarr… Uhhh… Iyy!” sesleri ile çektiği acıyı gösterse de Abuzer’in buna aldırış ettiği yoktu. Hatta tam aksine gaza geliyor, yarağını bastırdıkça göt deliğine daha çok giriyordu.

Sonunda daha derine gidemeyeceğini anlayan Abuzer annemin götünde ileri geri çalışmaya başladı.

Abuzer’in yarağı amında olduğundan daha yavaş şekilde gidip gelmeye başladı annemin götünde. Annem dudaklarını emiyor, ısırıyordu. Acı içinde kıvranıyordu. Abuzer,

“Bu karının götü çok sıkı amına koyayım, yarağımı kıracak!” dedi, bir süre sonra da çıkardı yarağını annemin götünden…

Annemin göt deliği epey genişlemişti, şimdi içinin karalığı görünürken deliğin ağzı kendi kendine daralıp genişliyordu. Abuzer eline bolca tükürdükten sonra yarağını sıvazladı ve sonra yeniden göt deliğine bastırdı. Annem yeniden debelenmeye çalıştı ama Abuzer sıkı sıkı tutuyordu onu belinden… Bu olanların arasında, Halim,

“Biz ne zaman yapacağız abi?” deyince, Vakkas,

“Tamam ulan bizden sonra sıra sizde, bekleyin biraz!” dedi ve sonra kapıyı kapadı. Ayaklı vantilatörün kablosunu fişe takıp çalıştırdı.

Abuzer annemin göt deliğini bir sondaj makinesi gibi deliyor ve genişletiyordu. Ayı gibi sesler çıkartmaya başlamıştı yine. Annem yatağın üzerindeki ellerini sağa sola atıyor, yatağı sıkıyor, çekiyordu. Az önceki acı feryatları azalmıştı.

Annemin azalan feryatları ile birlikte Abuzer’in yarağı yarısından fazla girip çıkar olmuştu götüne. Abuzer şimdi daha hızlı şekilde hareket ediyor, gidip geliy
ordu.Zevkle inliyor, anneme küfürler ediyordu.

Dolar yükselince (3), resim №2
Annemin göt deliğinin ağzı yarak içine girerken dibe çöküyor, çıkarken ise dışa doğru açılıyordu. Abuzer’in böğürmeleri çoğalmıştı. Yarağı annemin götüne son hız girip çıkıyordu. Kendini kaybetmiş gibiydi. Pompalamıyor, resmen zımbalıyordu annemin götüne… Annemden bu anlarda,

“Ihhh, ıhhhh, ayyyy, uhhhh, ımmmm, uffff, offff!” sesleri çıkmaya başlamıştı. Uzun yıllardır sikişmeyen, yarak yemeyen annem bu seslerle aldığı keyfi dışa vuruyordu. Sadece amından değil, götünden sikilmek de ona zevk veriyordu.

Abuzer iki eliyle annemin saçlarını çekmeye başladı biraz sonra… Annem başını acı ile yukarı kaldırmak zorunda kalmıştı. Bacaklarını sağlı sollu oynatıp biraz daha açmaya çalışıyordu. Sol elini yatağın üzerinde tutarken sağ elini biraz daha üstte duran karyolanın demirine attı.

Annem hırıltılı ve boğuk sesler çıkarıyordu şimdi. Gözlerini karşısındaki duvara sabitlemişti. Annemin baktığı duvarda köşelerinden bantla yapıştırdıkları porno dergisinden yırtılmış bir resim vardı. Koca yaraklı iki adam bir kadını aralarında tost yapmışlar, sikiyorlardı.

Zavallı annem, gözleri duvardaki porno resimde sabitlenmiş, aynı o kadın gibi acımasızca sikiliyordu. Abuzer saçlarını bir jokeyin atın dizginini tutması gibi tutuyor, çekiyor ve var gücüyle sikiyor, sokup çıkarıyordu yarağını…

Dolar yükselince (3), resim №3
Götünün en derinlerine girip çıkan yarak annemi yerinde zıplatıyordu. Yere sağlamca bastığı 40 numara ayaklarıyla bile dengede durmakta zorlanıyordu.

İkili arasında olanlara kenardan bakan Vakkas olaya katılmaya karar vererek yanlarına yaklaştı. Annemin sallanan memelerini tutup sıktı bir süre… O anda annemin bu şekilde iki yabancı erkek tarafından sikilmekten zevk aldığını gösteren hareketi geldi.

Sol eli yatağın üzerinde kalmaya devam ederken karyola demirindeki sağ elini Vakkas’ın halen sert ve dimdik duran yarağına attı. Yarağı sıvazlamaya başladı. Karşısındaki duvarda asılı porno resimden mi etkilendi acaba, bilmiyorum. Vakkas keyiflendi annemin elinde siki okşanınca,

“Uff… Bu orospu yanıyor aga… Yarak diye yanıyor bu karı…!” dedi kahkahayla.

Abuzer kan ter içinde kalmış ama halen boşalmamıştı. Dakikalardır tüm gücüyle götünden sikiyordu annemi… Annem ise artık benim orada olduğumu unutmuş gibiydi. Vakkas’ın yarağını sıvazlıyor, zaman zaman da yorulduğunda elini onun omzuna atarak destek alıyordu.

Derken Abuzer annemin götünden çıktı. Abuzer yarağını sıvazlayıp salladı bir süre. Annemin götünün yanakları ve kasıkları kızarmıştı. Göt deliğinin ağzı bir liralık para kadar açık duruyordu. Abuzer annemi belinden kavradı, annem sağ elini Vakkas’ın yarağından çekti.

“Geç şöyle, gel!” diyerek hemen önümde annemi ayakta domalttı. Annemin yeniden götüne girerken Vakkas da yarağını ağzına alması için uzattı. Annem yarağı aç bir kurt gibi kavradı eliyle ve ağzına aldı.

Az sonra Abuzer yeniden annemi götünden sikmeye başlamıştı. Şimdi daha hızlı ve sert şekilde sikerken, annem de Vakkas’ın yarağını deli gibi somuruyordu. Vakkas annemin saçlarını çekiyor, sırtını ve belini okşuyordu. Abuzer’in abanmaları ile öne doğru atılan annemi Vakkas yarağı ile bir duvar gibi durduruyordu. Ağzındaki siki emerken

“Ohh… Immm… Mımmm…” sesleri çıkıyordu annemin ağzından… Koca yarak ağzına boydan boya girmişti. Yarağın annemin ağzının içindeki hareketlerini yanaklarından görebiliyordum.

Abuzer var gücüyle pompalıyordu annemin götüne… İnsanüstü bir güçle sikiyordu annemi… Annemin koca memeleri neredeyse bir ineğin memeleri gibi şişmiş ve sallanıyordu durmadan…

Abuzer artık kendini kontrol edemez şekilde hızlanmıştı. Annemin vücudunun her gram eti ve yağı sarsıla sarsıla oynuyor, löpürdüyordu. Annemin o yarağı götüne boydan boya aldığını görmek beni acayip etkilemişti. Kalp atışlarım son raddeye gelmişti. Boyun damarlarım şişmiş, sandalyeden düşecek kadar sarsılır haldeydim.

Dolar yükselince (3), resim №4
Kısa süre sonunda Abuzer’in suratının şekli değişti. Televizyonda izlediğim yüksek G kuvveti yiyen pilotlar gibi gerilmiş, gözleri içe göçmüştü. Goril gibi sesler eşliğinde annemin götüne boşalıyordu. Tamamen boşalana kadar annemin götüne abandı, yarağını içinde tuttu.

Biraz sonra çıkardığında ise annemin açık duran göt deliğinden kirli beyaz sıvı akıyordu. Abuzer oyun dışı kalmıştı ama, annem Vakkas’ın yarağını iştahla emip somurmaya devam ediyordu.

Ancak Vakkas daha fazla bu şekilde kalmak istemeyince yarağını çekip çıkardı annemin ağzından… Sonra da arkasına geçip Abuzer’in boşluğunu doldurdu hemen, ama götüne değil amına girdi. Tam o sırada Abuzer,

“Ulan bu ne? Bu orospu çocuğunun siki kalkmış!” dediğinde amından çıktı hızlıca…

Baktıkları yer pantolonumun önüydü. Krem renkli keten pantolonumun önü ıslanmıştı. Çişe benzemiyordu bu. Öyle olsa anlardım, hem bacaklarımdan da akardı. Bu başka bir şeydi. Üstelik pantolonumun önü kabarmış, şişmişti. Abuzer’in söylediği buydu.

Annem doğruldu. Yüzü ve saçları ter içindeydi, adeta suya batıp çıkmıştı. Dudaklarının üzerinde, yanaklarında ve hiç alınmamış gibi duran siyah kalın kaşlarının üzerinde çiğ damlaları gibi ter damlacıkları vardı.

Yüzü pancar gibi kızarmıştı ayrıca… Bir elini ağzına götürmüş, hayretle bakıyordu bana… İki yabancı erkek tarafından sikiliyor olmaktan çok, oğlunun ona baka baka sikinin kalkması, bununla kalmayıp bir de boşalmış olması onu daha çok utandırmış ve üzmüş gibiydi.

Üçü de bana bakıyorlardı. Islanan önüme, kabarıp sertleşerek pantolonumun önünde çadır kuran sikime… Vakkas gülerek yarağını tutarken iğrenç bir şey söyledi.

“Şöyle geç bakayım… Oğlunun sikini ağzına al!” dediğinde, annem şaşırarak,

“Ne? Sen ne diyorsun?” dedi öfkeyle.

“Dediğimi yap ulan sürtük!” dedi Vakkas daha da sert bir sesle. Abuzer Vakkas’ın bu teklifini beğenmişti, annem yeniden itiraz edecek gibi olduğunda öfkeli bir tokat patlattı suratına…

Annem daha fazla direnemeyeceğini anlamıştı. Vakkas onu sikerken oğlunun, daha doğrusu üvey oğlunun yarağını ağzına alacaktı. Ancak isteklerinin bununla sınırlı olmayacağı Abuzer’in devamında gelen sözleri ile belli oldu.

“Bana bak kadın… Sana bir teklifim var. Bu akşam bizim gibi oğlunu da memnun edersen dediklerini yaparım. Borcunu dolardan Türk Lirası’na çevirir, yeni ve uzun vadeli senetler yaparım.” Annem aptallaşmış gibi yüzüne bakıyordu.

“Anladın mı? Kabul edersen hemen şimdi hazırlarım senetleri. Yok, etmezsen ananızı sikerim. Sike sike ödetirim o parayı size… Duydun mu beni?” dediğinde annemin yüzü renkten renge, şekilden şekle girdi.

“Sen ne diyorsun be? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?” dedi annem öfkeyle… Vakkas elinin ayası ile annemin kulağının tozuna bir tokat atarak,

“Asıl sen duyuyor musun, adam sana ne söylüyor dinlesene. Eğer oğlun da seni sikerse borcunu yeniden düzenleyecek!” diye bağırdı.

Annem sessiz kaldı, başını öne eğerek yere bakarken Abuzer kapıyı açıp içeriye seslendi,

“Oğlum o çekmecede benim çanta var, getirin onu!” diyerek. Az sonra aralık kapıdan bir el uzanıp çantayı Abuzer’e verdi.

Abuzer çantayı açtı. Bir tomar imzalı senet arasından benimkileri aldı. Annemle benim bakışlarımız arasında yırtıp yere attı. Sonra da hesap makinesini çıkarıp birkaç işlem yaptı. Makinenin ekranındaki sayıyı bize göstererek,

“Türk Lirası ile borcunuz bu oluyor. Bin lirasını da ben sildim ayrıca… Bunu oniki aylık senede bölüyorum!” dedi. Sonra da masanın üzerinde hızlıca oniki senedi yazıp hazırladı. Anneme uzatıp,

“Gel buraya, imzala şunları!” dediğinde annem bana baktı. Gözleriyle bana ne yapacağını soruyordu. Hızlı hızlı aşağı yukarı salladım başımı imzalasın diye… Annem bu cevabım karşısında şaşırmış gibi baktı önce, ama sonra da kalemi alıp senetleri tek tek imzaladı.

Neye evet dediğimi biliyordum elbette… Bu sapık adamların gönlünü yapacak, onların önünde annemi sikecektim. Ama yapacak başka bir şeyim yoktu maalesef… Annemin imzaları ile en başta istediğimiz olmuş, borcumuz dolardan Türk Lirasına dönmüştü.

Abuzer ve Vakkas önemli bir iş başarmış olmanın keyfiyle sırıtırlarken, Vakkas çıkardığı pantolonunun cebinden sustalı bir bıçak çıkardı ve bununla plastik kelepçelerimi kesti.

Ellerim serbest kalır kalmaz ağzımdaki bandı söküp kalktım ayağa. Sonunda özgürlüğüme kavuşmuştum. Ancak üvey annemin bakışlarından bundan hiç memnun olmadığı belli oluyordu.

Sonunda özgürlüğüme kavuşmuştum. Ancak üvey annemin bakışlarından bundan hiç memnun olmadığı belli oluyordu.

Çünkü kendisinin de çok iyi bildiği, yıllar önce babamın bizden yapmamızı istediği ve ne kadar çabalasak da unutamadığımız olay şimdi gerçek olacaktı…

Tabi bu olayı anlatmazsam bir şeyler eksik, havada kalacak, anlatayım arada…

Bundan beş yıl önce, 22 yaşındaydım, askerlik yeni bitmişti. İş bulana kadar bakkalda annemle babama yardım ediyordum. Milli olmamış, bir amın tadına bakmamıştım henüz.

Elim sikimde geziyordum resmen. Bakkala gelen komşu kadınlara ve kızlara farklı gözle bakar olmuştum. Utangaç ve içine kapanık biri olduğum için arkadaşlarım milli olurken ben gece gündüz 31 çekiyordum.

Bu da benim daha çok içime kapanmama sebep oluyor ve ruh sağlığımı olumsuz etkiliyordu. Asosyal, eve kapanıp masturbasyon yaparak zevk almaya çalışan bir psikopat olup çıkmıştım.

Bunun üzerine annem beni zorla fal, büyü işlerinde isim yapmış yaşlı bir kadının evine götürdü. Onu kırmamak için razı olmuştum. Kadın beni okuyup üfledi, kurşun döktü. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

Sonrasında kadın bir şey demeden beni odadan çıkardı. Ama içeride annemle birkaç dakika kaldılar. Annem odadan çıktığında yüzü kızarmış gibiydi.

“Anne kadın ne dedi?” diye sordum birkaç sefer, ama annem bana cevap vermek yerine sorularımı geçiştirdi.

O günden sonra annemle babamın aralarında fısıldaşmalarına çokça şahit oldum. Beni fark ettikleri anda konuşmalarını kesiyorlar, ya da konuyu değiştiriyorlardı. Bu halleri bendeki merakı büsbütün artırıyordu. Bir gün bakkalda annemin olmadığı bir zamanda babam dükkanın kapısını aralayıp,

“Gel oğlum, seninle konuşacaklarım var!” deyince meraklandım.

“Ne oldu baba, hayırdır?” dedim.

“Oğlum artık büyüdün, askerliğini de yaptın. Bir sıkıntın derdin varsa bana anlat, ben senin babanım!” deyince,

“Yok baba, ne sıkıntısı?” dedim karşılık olarak. Babam başımı okşayarak,

“Oğlum, bana anlatabilirsin, benden çekinme. Burada erkek erkeğe konuşuyoruz. Bir ihtiyacın varsa söyle!” dedi bu sefer.

Babamın bu ‘Erkek erkeğe konuşuyoruz’ lafı konunun ne olduğunu az çok açığa çıkarmıştı. O nedenle utandım. Babam konuyu hiç evirip çevirmeden,

“Sen hiç milli oldun mu oğlum? Yani, bir kadınla beraber oldun mu?” diye sorduğundaysa yüzüm kıpkırmızı oldu. Başımı ‘Yok’ anlamında salladığımda gülümsedi.

“Geçen gittiğiniz falcı kadının dediği doğruymuş demek ki… Bu halin kaç zamandır benim de dikkatimi çekiyordu, ama seni üzmemek için ses etmedim. Oğlum daha önce deseydin ya bunu… Bulurduk bir çaresini!” dediğinde utancımdan yerin dibine girecektim.

Babamın daha fazla konuşmasına izin vermemek için dışarı çıktım ve o gün bakkala dönmedim bir daha… Sonraki birkaç gün boyunca annemle babamın fısıldaşmaları devam etti.

Ben ikisinin de yüzüne bakmaya utanıyordum, ama onlar bana içtenlikle yaklaşmaya çalışıyordu. Utandığım için yemekleri bile odamda tek başıma yiyordum.

Bir akşam geç bir saatte babam beni salona çağırdı. Annem yoktu. Yanına oturmamı istedi. Bana bir erkeğin ihtiyaçları olduğunu, bunların giderilmesi gerektiğini yoksa içten içe zarar vereceğini dini örnekler de vererek anlattı.

“Bu işin asıl çaresi senin evlenmendir, ama bizim halimiz meydanda… Bu parasızlıkla seni evlendiremeyiz. Bir iş bulup çalışsan para biriktirsen, o da ne zamana olur belli değil. Ama bu işi evlilik öncesinde halletmek gerek…” Merakla dinliyordum babamı…

“Seni geneleve göndermek istediğimi söyledim, ama annen buna yanaşmadı. Ben oğlumun öyle pis, ahlaksız yerlere gitmesini istemem dedi… En sonunda kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye karar verdik. Bu işi annen halledecek yavrum. Bu fedakarlığı gösterecek…” dedi. Babamın sözleri bittiğinde ne demek istediğini anladım tabi ama inanamıyordum,

“Ne diyorsun sen baba?” diyebildim.

“Senin sorununu annen çözecek evladım. Üvey annen… Seni milli yapacak, rahatlatacak.”

“Ya baba git işine, deli misin nesin!” dedim tepkiyle ve odama girdim. Ancak babam ciddiydi, peşimden odama geldi.

“Kadın halledecek oğlum, çekinmene gerek yok. Neticede öz anan değildir, üveydir. Kendisi kabul ediyor, ben kabul ediyorum, niye itiraz ediyorsun?”

“Ya baba sen hasta mısın? Kadın üvey de olsa benim annem, böyle saçmalık olur mu?”

“Biz ikimiz bu işin tüm vebalini üstümüze aldık oğlum.. Bunun günahını öte tarafta biz vereceğiz. Senlik bir şey yok! Kimse bilmeyecek zaten… Her şey burada kalacak. Hem…” Durdu, bir nefes aldı, sonra devam etti.

“Hem biz zaten üvey annenle kardeş gibiyiz kaç zaman… Kocalık yapamıyorum kadına… Hani demem o ki… Bence çok iyi fikir, her ikiniz için de iyi olur bu…”

“Ya baba senin kafan iyi mi? Böyle şey olur mu ya, delirdiniz mi siz?” dedim öfkeyle ve zorla çıkardım odadan, kapıyı da kilitledim.

O gece gözüme uyku girmedi. Nasıl olur da böyle bir şeyi akıllarına getirebildiklerini anlayamıyordum.

Birkaç gün bakkala gitmedim, odamdan dışarı çıkmadım. Öfkem geçtiğinde yeniden bakkala gittim, ama özellikle annemin yüzüne bakmamaya çalışıyordum. Baktıkça aklıma geliyor, yüzüm kızarıyordu.

Üvey annem de aynı şekilde davranıyordu bana… Bir çekingenlik, benim yanımda utangaç bir genç kız gibi kızarıp bozarmalar… Gerçekten o da istiyor muydu acaba? Babam kocalık yapamıyormuş kadına… Cinsel isteklerini karşılayamıyormuş. Beni üvey oğlu değil de bir erkek olarak görecek miydi yoksa?

Geceleri yatağıma yattığımda ister istemez aklıma geliyor, kafamda deli sorular dönüp duruyordu. Kabul etseydim neler olurdu? Üvey annemle ne yapardık diye kafamda kurup olmadık hayaller kuruyordum.

Cin şişeden çıkmıştı artık…

Babam bu konudan bahsetmedi bir daha… Ancak bu mesele yıllar yılı içimi kemirip durmuştu, ta ki şimdiye kadar…

Tüm bu hatıralar bir anda gözümde canlandı. Babamın benim iyiliğim için üvey annemle beraber olmama bile razı olmasını, annemin bana kaçamak bakışlarını hatırladım. Ben bunları düşünürken Vakkas’ın sırıtarak bana,

“Soyun lan göt, nerelere daldın?” demesiyle gerçek dünyaya döndüm. Abuzer ve Vakkas’ın bakışları önünde utana sıkıla soyunmaya başladım.

Annem başını önüne eğmişti, sanırım benim çıplaklığımı görmek istemiyordu. Baksırım döl içinde kalmıştı. Boşalmıştım ama hiç hissetmemiştim bunu…

Yarağım Abuzer’inki kadar büyük olmasa da Vakkas’ınki kadar vardı. İyice şişmiş, sertleşmişti. Tamamen çıplak kaldığımda, Vakkas,

“Vayy…” dedi kalkmış sikime bakarak… “Senin yarak da fena değilmiş lan tüysüz… Daha önce hiç karı siktin mi?” diye sordu.

Yaşadığım heyecanı hemen anlamıştı kurt herif… Bu soru karşısında yüzüm daha da kızardı, çünkü bu benim için ilk olacaktı. Hayatımda sikeceğim ilk kadın üvey annem olacaktı. Annem de cevabımı bekliyor gibi başını kaldırıp gözlerini bana dikmişti. Hepsi bana bakıyordu.

Başımı ‘Yok’ anlamında iki yana salladığımda Abuzer ve Vakkas kahkahalara boğuldu. Annemin kızaran yüzünün şekli değişti. Birazdan üvey oğlunu milli yapacaktı. Abuzer iğrenç kahkahalarının arasında,

“Ulan karı, oğlunu milli edecen, gurur duy!” dedi. Vakkas,

“Bu yaşa kadar niye beklettin bu oğlanı be annesi… Verseydin ya daha önce!” dedi sırıta sırıta…

Babamın dediğini yapsaydım annem yıllar önce bekaretimi bozmuş olacaktı. Bugün o gündü, ama aradan beş yıl geçmişti. Belki de boşu boşuna geçmiş, üvey annemin erkeksiz, benim kadınsız aynı evde geçirdiğimiz bir beş yıl… Birbirimize sahte ana oğul gibi davrandığımız, gerçekte içimizde kopan fırtınalarla geçen bir beş yıl…

“Ulan göt, bak bu akşam buraya gelmesen bunlar olmayacaktı, milli olamayacaktın. Demek ki olacağı varmış, hayırlı olmuş!” dedi Vakkas… Abuzer,

“Şükret lan bize pezevenk, sayemizde erkek olacaksın!” dedi. Sonra da annemi bana doğru iterek, “Hadi bakalım valide hanım… Senetleri imzaladın, şimdi de yapman gerekeni yap!” dedi gülerek… Vakkas da,

“Dur bakalım, nasıl olacak bu iş ben de çok merak ediyorum!” diyerek sırıttı.

Annem bana doğru bir iki adım attı. Ben olduğum yerde duruyordum. Kalbim heyecanla atıyordu. Yıllar önce babamın yapmamızı istediği şey şimdi gerçek olacaktı, ama yanımızda çırılçıplak iki yabancı adam varken…

Yaşadığım heyecan anneminkinden çok daha fazlaydı. Sapır sapır titriyordum olduğum yerde… Annem altına yastık koyduğu dizlerinin üzerine çöktü. Başını hiç kaldırmadan, biraz çekinerek elini halen üzeri döllerimle kaplı erkekliğime attı.

On yaşında sünnet olduğum günden sonra ilk defa eli sikime değiyordu. O an içimden bir elektrik akımı geçti sanki… Başını kaldırmadan sertliğini koruyan yarağımı tutup sıvazladı, parmaklarının ucuyla boydan boya okşadı.

Sonra da uzanıp sikimin başını öptü, dudaklarını aralayıp ağzına aldı. O an bayılacak gibi oldum. Döllerle kaplı yarağım üvey annemin ağzındaydı. Az önce Abuzer ve Vakkas’ın oluk oluk döllerini yutmuştu, benimkinden de iğrenmiyordu.

Yarağımın kafasını dudaklarının arasında bir süre emdi. Meme emen bir bebek gibi emiyordu. Dayanamadım, elimi saçlarına attım. Her zaman arap sabunuyla yıkadığı yumuşacık gür saçlarını okşarken annem de gittikçe kalkan yarağımı ağzına daha çok almaya başladı.

Dili yarağımın kafasına değiyordu, daha doğrusu ağzının içindeki yarağımın kafasını dilliyordu. Annem böyle sakso çekmeyi nereden öğrenmişti? Kendi halinde, dindar, sıradan bir kadın için bu yaptıkları sıra dışı bir durum gibi görünüyordu.

Annemin saksosu gittikçe hızlanıp yoğunlaşmaya başlamıştı. Ben de zevke gelmiş, sertçe saçlarını çekiyordum. İki adam yanımızda, pis pis sırıtıp bize bakıyor, alay ediyor, küfrediyordu.

Onları duymuyordum bile, aldırmıyordum. Kendimi annemin dilinin, ağzının verdiği zevke kaptırmıştım. Annem başını ileri geri oynatmaya başlamıştı artık, aynı zamanda sağa sola çeviriyordu. Yarağım son noktasına gelmiş, şişmiş, demir gibi sertleşmişti. Abuzer,

“Yeter bu kadar, tamam hadi!” dedi birden… Zevkimin içine sıçmıştı orospu çocuğu… Ama yapacak bir şey yoktu.

Annem yarağımı çıkardı ağzından… Ayağa kalkarken gözlerimiz kesişti. Yüzü kıpkırmızıydı yine… Yaşadığı utanç çok barizdi, ama mecburduk. İkimizin de başka şansı kalmamıştı.

Abuzer kalkık yarağını göstererek,

“Şimdi de bunu yala bakalım, daha da sertleştir şunu!” deyince annem eğildi, bu kez dizlerinin üzerine çökmeden ayakta domalarak ağzına aldı yarağını… İştahlı bir saksoya başlamıştı. Öne arkaya ağır hareketlerle yaylanarak Abuzer’in yarağını ağzına sokup çıkarıyordu.

Sağ eli ile Abuzer’in elini tutmuş, sol elini de kaslı ve kalın kalçasına dayamış destek alıyordu, tam önünde değil, hafif çaprazında kalmıştı Abuzer’in… “Immm, ommm, ummm!“ sesleri çıkara çıkara saksoya devam ederken, Vakkas,

“Hadi lan, ne duruyon, sen de katıl bize… Öyle öküz gibi durma!” dedi pis pis gülerek… Sonra da, “Sen de ananın amını em!” diye adeta emir verir gibi konuştu. Annem bu konuşmayı duymamış gibi saksoya devam ederken, Abuzer,

“Hadi geç!” dedi başıyla arkayı işaret ederek… Emrini yerine getirdim, annemin arkasına geçtim. Ellerim ilk anda kalçalarına değdiğinde boşalacak gibi sarsıldım. Sonra da pürüzsüz, dolgun göt yanaklarını kavradım.

Annem arkasında olduğumu biliyordu, ama kendini yaptığı işe kaptırmışçasına hiç tepki göstermiyordu. Yavaşça dizlerimin üzerinde çöktüm. Şimdi annemin sikilmekten kabarmış ve dudakları ayrık duran amı ile genişlemiş göt deliği karşımdaydı.

Yatağın üzerinde duran el havlusuna uzandım ve bununla göt deliğinin ağzını sildim. Bu sırada annem sanki benim daha rahat etmemi istiyormuş gibi yana doğru birkaç adım atarak Abuzer’in önüne geldi.

Ben de dizlerimin üzerinde sola kaydığımda amı ve götü tam karşımdaydı yine… Kalçalarını tutup okşarken annem başını hızlı hızlı kaldırıp indirerek Abuzer’in yarağını boğazına kadar sokup çıkartmaya başlamıştı. Belden yukarısı aşağı yukarı kalkıp iniyordu.

Göt yanaklarını kavradım. Annem bacaklarını iki yana açtı biraz daha… Benim ne yapacağımı biliyordu. Daha rahat ve zevk alabilecek pozisyonu yaratmıştı hem kendine, hem de bana…

Dolar yükselince (4), resim №2
Yavaşça başımı yaklaştırdım. Ayrık duran hafif kıllı amına dilimi değdirdiğimde iğrendim ilk başta… Abuzer annemin amını adeta yerken ben iğrenmiştim. Dilime ve ağzıma garip, kekremsi bir tat geldi.

Hayatımda ilk defa bir kadının amını yalıyordum. Keşke bu pis izbe yerde değil de evimizde olsaydık diye geçirdim içimden… Annemin yatağında yapsaydık bu işi… Yıkanıp temizlenmiş olsaydık, misler gibi koksaydı annemin amcığı… Doya doya öpüp yalasaydım tertemiz…

Fakat her şeye rağmen, ağzımın ve dilimin amına değmesinden annemin büyük bir keyif aldığını gövdesi titrediğinde anladım. Oğlunun amcığını yalamasından zevk alıyordu. Yeniden dilimi uzattım ve amını bir dondurma yalar gibi yaladım.

“Nasıl lan ibne? Çıktığın amcığı beğendin mi?” diyerek güldü Vakkas… Abuzer,

“Yok lan, çıktığı amcık bu değil…” dedi sırıtarak… Siki annemin ağzında yalanırken zevk içinde saçlarını çekiştirip duruyordu.

“Üvey anasıymış bu orospu… Ama amcık fena değil yaşına göre… Çocuk doğurmamış, kocası da dağıtamamış pek… Onun yerine oğlan dağıtır bundan sonra dar amcığını… Tadına bir varınca onsuz duramaz piç…”

Annem o anda ağzı yarakla dolu olduğu halde zevkle inledi. Dilimle okşamalarım mı tahrik etti, Abuzer’in konuşmaları mı bilmiyorum. Ama doğru yolda olduğum belliydi. Dilimi amına bastırarak yaladım bu sefer… Amının etli, kızgın ve kabarmış dış dudaklarının ürperip titrediğini gördüm, içinin yakıcı sıcaklığını hissettim.

İki elimi kalçalarına attım. Tüysüz, parlak, dolgun kalçalarını kavradım sıkıca… Yeniden, bu kez daha da bastırarak amını boydan boya dillediğimde annem götünü sağa sola oynattı.

Dolar yükselince (4), resim №3
Bu sırada bizi izleyen Vakkas annemin sağ elini alıp yarağına attı. Annem de onun yarağını sıvazlamaya başladı hemen ardından… Yüzümü daha da yaklaştırdım ve kokuyu almamaya çalışırken hararetle amını emmeye başladım.

Acayip bir şeydi bu. Annemin geniş, derin amı ağzımla bütünleşmişti. Dilimle, dudaklarımla amını emiyor, yalıyordum. Amının ve kasıklarının siyah kıvırcık kılları yüzüme, dudaklarıma batıyordu.

Ama aldığım keyfin yanında hiçbir şeydi bu. Sadece ben değildim zevk alan… Annem de büyük bir zevk alıyordu. Götünü oynatmasından ve yarakla dolu ağzına rağmen çıkardığı iniltilerden zevk aldığı belli oluyordu.

Yarağım sertliğinin son noktasındaydı artık. Biraz önce boşalmıştım ama hiç hissetmemiştim. Oysa şimdi tüm bedenimle, ruhumla hissediyordum bunu… Yarağım zonklamaya başlamıştı. Taşaklarım bir an önce annemin amına girip akmak isteyen döllerimle doluydu.

Kendimi tutmak için çabalıyordum. Abuzer ve Vakkas gibi deneyimli olmadığım için bunu ne kadar başarabileceğimi bilmesem de elimden geleni yapmaya çalışıyordum.

Ben annemin amını iştahla emerken, annem de daha yoğun ve iştahla somuruyordu Abuzer’in yarağını… Aynı anda sağ eliyle de Vakkas’ın yarağını koparacakmış gibi sıkıyor, yoğuruyordu. Vakkas birkaç kez kafama vurup,

“Anan yanıyor lan!” deyip durdu. “Böyle ateşli orospu görmedim ben… Harika kadın senin annen… Değme orospulara taş çıkartır.”

İlk duyduğumda iğrenmeme neden olan bu sözün maalesef doğru olduğu ortadaydı. Annem gerçekten de yanıyordu…

Ben annemin kadınlığını iştahla emerken, annem de Abuzer’in aletini daha yoğun ve iştahla somuruyordu. Aynı şekilde sağ eliyle de Vakkas’ın erkeklik organını koparacakmış gibi sıkıyor, yoğuruyordu. Vakkas bir kaç kez kafama vurup,

“Offf… Anan yanıyor lan!” deyip durdu.

İlk duyduğumda iğrenmeme neden olan bu sözün maalesef doğru olduğu ortadaydı. Annem gerçekten de yanıyordu. Bir yandan arkasından yanaşmış annemi yalarken, bir yandan bakışlarımla onun ne yaptığını takip etmeye çalışıyordum.

Şu odaya girdiğimizde örtülü kapalı, kendi halinde bir kadın olan annemle, en ufak bir sözden alınan, namusu için öfkelenen saldıran annemle, şu önümde domalmış kendini bana yalatan kadın aynı kadın değildi.

Adeta içine şeytan kaçmış gibiydi annem… Kısacık bir zaman içerisinde zavallı annemin ar, namus, haya, edep, utanma gibi duygularını yok etmişti bu hayvanlar… İçindeki orospuyu, erkeksiz kalmış, tatminsizlikler içinde kıvranan kadını meydana çıkarmıştı bu puştlar…

Annem bir orospu gibi davranıyor, bu adi heriflere bir fahişe gibi seks hizmeti veriyordu. Hem de isteyerek, onlarla beraber, onların yaptıklarından zevk alarak…

Tabi üvey annemdeki bu değişiklik benim için iyi miydi, kötü müydü bilemiyordum.

Bir yandan acımasızca, aşağılayarak sevişmeye zorladıkları, kapalı yaşamında hiç yaşamadığı en adi şeyleri yaşattıkları, hiç tatmadığı zevkleri tattırdıkları bu kadına acıyordum. Eski hali gözümün önüne geldikçe içim acıyordu. Utanıyordum onun adına, kendi adıma…

Fakat diğer yandan da, utanarak söylüyorum fakat, bizi yapmaya zorladıkları şeyler için, bu inanılmaz, baştan çıkarıcı, pespaye seks sahnelerinin aktörleri olduğumuz için seviniyordum.

O güne kadar bir kadınla birlikte olmamıştım hiç… Dönem dönem hadsiz hesapsız mastürbasyonlarla kendimi harap ediyordum. Fakat daha sonra da içimdeki hayvani arzular yatışınca pişman olup aklıma bile getirmemeye çalışıyordum hep… Gece uykumda şeytan aldatmaları, erotik rüyalar, sabah kalktığımda külotlarımın yapışkan spermler içinde kalmaları…

Özellikle de üvey annemle kendimi çırılçıplak birbirimize girmiş olarak gördüğüm o çılgın rüyalar…Kollarımın arasında kıvrandığı, ona zevk verdiğim, ikimizin de kendimizden geçtiğimiz pis rüyalar…

Bugün ilk kez, gerçekten bir kadınla birlikte olacaktım. Hem de üvey annemle… Annem dediğim kadınla… Tefeci haydutların dayak ve zorlamasıyla, ölüm ve silah tehditleriyle ikimizi sürükledikleri ensest bir ilişki yaşayacaktım. Dakikalarca amını yaladığım, içinden akan zevk sularının tadını dilinde hissettiğim, dilimden aldığı zevkle kalçalarını oynatıp duran kadınla…

Aslında gerçek anlamda ensest sayılmazdı ki bu… Neticede üvey annemdi önümdeki çırılçıplak, köpek gibi amını yalayıp emdiğim, zevkten kıvranan bu kadın… Of… Hem de nefis, seksi, hayallerimdeki, rüyalarımdaki kadın…

“Yeter ulan bu kadar…” dedi sonunda Abuzer… Annemin saçını tutarak sikini ağzından çıkardı. Vakkas da benim saçlarımdan tuttu, hevesle emdiğim annemin amcığından çekip uzaklaştırdı beni…

“Amına koduğumun orospusu… Bu kadar istekli yarak yalanır mı ulan? İliklerimi boşaltacaksın nerdeyse isterik karı…” Vakkas’a göz kırptı, “Şimdi sıra oğlunda… Oğlunu mutlu et şimdi bakalım…”

Annem durakladı. Abuzer’in önünde duruyordu hala, diz çökmüş vaziyetteydi. Başını yana çevirdi, arkasında duran bana, oğluna bakmaya çalıştı gözünün ucuyla… Yandan profilini görüyordum annemin… Az önce iştahla yaladığı kalın yarak nedeniyle ağzından tükürükler sızıyor, çenesine akıyordu. Gözleri çakmak çakmaktı. Parlıyordu.

Elinin tersiyle ağzını, çenesini sildi, temizledi şöyle bir… Abuzer’e döndü, başını kaldırıp yalvaran bakışlarla baktı,

“Yapma beyim…” diye yalvardı. “Bunu yapma bize… Etmediğinizi bırakmadınız. Bunu yapmayın. Günah…” Abuzer bir kahkaha kopardı. Eğildi, annemin çenesinden tutup başını bana çevirdi zorla…

“Ulan kaltak… Az önce oğlun senin amcığını yalarken kalçalarını değirmen taşı gibi sallıyordun zevkten… Baksana… Oğlun da yarrağı dikmiş kule gibi… Senin am suyunu tatmış, amcığının kokusunu almış oğlun… Artık seni sikmeden bırakmaz, ben sana söyleyeyim. Azmış kudurmuştan beterdir derler. Senin oğlan anasını sikecek, başka yolu yok. Günahtan korkma, günahı bizim boynumuza…”

“Bırak bu ayakları yavrum…” diyerek elini annemin amına atan Vakkas da söze karıştı. “Sen de oğluna sikileceksin diye bayram yapıyorsun, numara yapma bize… Bırak da çocuk sevinsin. Yavrunu sevindir hanım… Hayatının ilk amcığını siksin oğlan… Bizden sonra da evde devam edersiniz işte, fena mı?”

Bir yandan sırıtarak pis pis konuşuyor, bir yandan eliyle annemin amını yoğuruyordu. Annem iki eliyle Vakkas’ın elini tutmuş, güya parmaklarının hareketine engel olmaya çalışırken, gözlerini kapatmış, dudaklarını ısırıyor, minik inlemeler kaçıyordu ağzından… Yalvarıyordu bir yandan,

“Yapma diyorum… Yapma… Ohh… Lanet olsun… Yapma…”

İkili gruba Abuzer de katılınca ipler iyice koptu annemde… O da iki eliyle annemin iki memesini tutmuş, mıncıklamaya başlamıştı. Sıkıp sıkıp bırakıyor, kabarık uçlarını parmaklarıyla eziyordu.

“Yapmayın… Bırakın…” dedi annem, gerilmiş dudaklarının arasından bir inleme koptu sonra… “Ohhh… Yapmayınn…”

Annem gözleri zevkten kapanmış, bir eliyle Abuzer’in göğüslerindeki elini tutuyordu, diğeriyle Vakkas’ın amcığını karıştıran elini… İki haydut zavallı anneciğimi olmadık şekillere sokuyorlar, zorla zevk almasını sağlıyorlardı.

“Kalk bakalım şöyle…” dedi Abuzer, annemi kaldırıp somyaya oturttu. İki bacağını ayırdı. Bana döndü bu kez,

“Gel bakalım süt oğlan…” dedi. “Anneni sikmenin zamanı geldi artık… Hazır kaldırmışsın yarrağı, ananı sik bakalım…”

Ne yapacağımı bilemeden, donup kalmış gibi hareketsiz, gözlerimi annemin bacaklarının arasında simsiyah kasık tüylerinin arasından bana göz kırpan ıslak amcığa dikip öylece kaldım.

“Hadi len…” diyerek ense köküme bir tokat patlattı Vakkas… Gözlerimde yıldızlar uçuştu bir an, dünyam karardı. Hemen iki adımda gidip annemin önünde diz çöktüm.

Çaresizce başımı kaldırıp anneme baktım. O da bana bakıyordu. İri iri açılmış güzel gözlerindeki anlamı çözemiyordum bir türlü… Korku mu? Şehvet mi? Benden, olanlardan, olacaklardan dolayı utanç mı? Oğlunun onun için kalkmış sikinden alacağı zevklerin heyecan dolu beklentisi mi? Beş on saniye bakıştık.

“Anne.. Ben…” diye fısıldadım. Annem boğuk, çatallı, pürüzlü bir sesle,

“Yap…” diyebildi. “Ne istiyorlarsa yap, bitsin bu işkence…” Bacaklarını iyice araladı. Kadınlığının dudakları açıldı böylece… Amına girmem için, onu daha rahat sikebilmem için hazırdı annem…

“Yaklaş süt oğlan…” dedi Abuzer… “Sen de oğlunun sikini tut bakalım yavrum. Acemidir, bilemez şimdi, amının deliğini bulamaz.” diyerek bir kahkaha attı tekrar…

“Hayvanlar…” diyerek tısladı annem… Bir yandan da onun dediğini yaptı, önünde, bacaklarının arasında duran sikimi iki eliyle tuttu. “Zevk alıyorsunuz değil mi bunu yaparak?” Vakkas atıldı hemen,

“Hem de nasıl zevk alıyoruz bilsen…” dedi. Siki taş gibiydi önünde, eliyle tutup sıvazladı rahatlatmak istercesine…

“Hadi başla bakalım, oğlunun yarağı hele bi am görsün. Annesinin amının tadına baksın bi…”

Annem nabız gibi atan sikimin gövdesini parmaklarının ucuyla tutuyordu. İncitmekten korkar gibiydi. Yavaşça kendine doğru çekti, ben de ona doğru ilerledim dizlerimin üstünde… Heyecandan ölecek gibiydim. Abuzer,

“Bak bak bak…” dedi. “Yüzü kıpkırmızı oldu herifin… Hadi oğlum, ananı bekletme… Göm şu yarrağını ananın amına da, o da oğlunun tadı nasılmış görsün.”

Annem elindeki sikimi kendine doğru yavaşça çekti, amının dudaklarına değdirdi başını… Biraz bastırdı…

Offf… Ateş gibiydi, yanıyordu annemin amcığı… Islak, nemli, bir volkan kadar sıcak… Gözlerimi zevkle kapadım bir an… Sonra da telaşla açıp bedenlerimizin birleştiği yere diktim bakışlarımı… Bu anı kaçırmak istemiyordum.

“Başını sürt biraz, oğlunun siki ıslansın bebeğim…” dedi Abuzer… Annem dediğini yaptı, zevk sularıyla ıslanmış amına sürttürdü sikimin başını… Aşağı, yukarı yaptı. Dudaklarını ısırarak, dikkatle yapıyordu işini…

Offf… Tamam, zorlanıyorduk bunu yapmaya… Tehdit ediyorlardı, dövüyorlardı, küfürler ediyorlardı. Çok ayıp, çok günah, yasak bir şeydi yaptığımız… Ama… Ama lanet olsun… Çok zevkliydi.

Sikimin başı annemin ıslak amının dudakları arasındaydı. Sıcaklığı yakıyordu sanki ince, hassas tenimi… Ya gövdesini tutan yumuşak parmaklarının sıcaklığı? Onlar da ayrı zevk veriyordu. O parmaklar kımıldandı, okşar gibiydi sikimi…

Of, allahım… Annem sikimi okşuyordu sanki… Yoksa bana mı öyle geliyordu? Ama değil… Okşuyordu, evet… Parmak uçları aşağıya kaydı, alt tarafa indi, torbalarıma değdi. Yıldırım çarptı sanki…

“Ohhh…” Zevkle inledim. Annem hafifçe başını kaldırıp bana baktı. Gözleri dumanlanmış, göz kapakları yarı aralıktı, etli, kırmızı dudakları aralanmış, parlıyordu. Yanakları kıpkırmızı, elma gibi… Bakıştık. Lanet olsun… İkimiz de istiyorduk bunu aslında…

“Yeter artık, ıslandı iyice, kayganlaştı. Sok bakalım yarrağı süt oğlan… Ananın amına koy yarrağı… Bak bakalım, am sikmek nasıl zevkliymiş öğren sen de…”

İkisi de iki yanımızda konumlanmışlar, bizi izliyorlardı. Sırıtarak, heyecanla, elleri siklerini sıvazlayarak bize bakıyorlardı iki iğrenç sapık…

Abuzer’in dediğini yaptım. Belimi öne doğru ittim. Sikimin başı amının dudaklarının arasından içeriye kaymaya başladı. Annemin parmakları aramızda sıkıştı biraz… Biraz daha ilerledim. Annem elini çekti aramızdan…

Dudaklarını ısırıyordu, görebiliyordum. O anda her şey silindi adeta, ikimizden başkası yoktu dünyada… Sadece ikimiz… Birleşen çırılçıplak bedenlerimiz… İçine giren erkekliğim… Ateş gibi yanan su içindeki amcığı… Sikimi eldiven gibi saran vajinasının verdiği haz…

Biraz daha girdim içine… Biraz daha… Santim santim gömüldüm annemin kıllı amcığına… Sonunda kasıklarımız birleşince derin bir nefes aldım. Zevkle inledim,

“Ohhh… Annemm…” diyerek üzerine kapanıverdim. Yüzümü annemin boynuna gömdüm huşu içinde…

Annemin içine girmiştim sonunda… Dibine kadar hem de… Sikimin başının derinlerinde bir yerlere değdiğini, baskı yaptığını hissedebiliyordum. Böyle bir zevk olamazdı, harika bir duyguydu, bitiren, yakan bir duygu… Annem de,

“Oğlumm…” diyerek boynuma sarıldı sımsıkı… “Hakan…”

Ne kadar sürdü bilmiyorum, öylece kaldık bir süre… Erkekliğim onun sıcaklığında eriyor, beni de zevkten eritiyordu adeta… Başım dönüyordu. Annem bana sımsıkı sarılmasa düşüp bayılacak gibiydim.

Çıplak iri memeleri göğsümde eziliyordu. Sımsıkı birbirimize yapışmış durumdaydık. Anne oğul olamazdık bu andan sonra… Birbirini isteyen, arzulayan, zevk alan iki insandık. Bir erkek ve bir kadın…

Sonra, sikimi içine gömdüğüm vajinasının istemsizce hareket ettiğini, kasılmaların başladığını hissettim. Boynumu saran kollarının cenderesi, nefes alıp vermeleri biraz daha çoğaldı. Sırtımı okşuyordu elleriyle, tırnaklarının etime battığını hissediyordum.

“Oğlum… Ben… Ben…” Kollarımın arasında bedeni sıtmaya tutulmuş gibi titriyordu. “Hakan… Ooohhhh…”

“Vakkas? Bu karı boşalıyor lan… Oğlunun yarrağına dayanamadı baksana… Daha git gel yapmadan anası boşalmaya başladı. Vay orospu vayy…”

“He vallah ağam… Bi de bize yalvarıyordu yapmayın, etmeyin diye… O kadar siktik, bizden bu kadar zevk almadı karı… Kıskandım valla…”

Adamlar iki yanımızda konuşup dururlarken biz annemle birbirimizin içinde eriyorduk. Boynuma sımsıkı yapışan annem kalçalarını indirip kaldırmaya başladı. Kolları boynumda, başı omuzumda dururken, vücudun alt kısmı sürekli hareket halindeydi.

“Anne… Ahhh…” diyerek ben de harekete geçtim. Hiç yapmamıştım şimdiye kadar, bir kadının içinde gidip gelmemiştim, o zevkleri hiç tatmamıştım. Lakin bedenim ne yapılacağını, ne yapmam gerektiğini biliyor gibiydi.

Kalçalarım refleksle harekete geçti, sikimi annemin amında ileri geri hareket ettirmeye, sokup çıkarmaya başladım ben de… Her sokup çıkarmamda daha bir ıslanıyor, daha bir kayganlaşıyordu annemin amcığı… Sikimi her amından çıkarışımda altımızdaki pis somyanın üzerine zevk suları damlıyordu.

Büyük bir zevkle, şehvet denizinde kaybolmuş annemi pompalıyordum adeta… O da benden farksızdı. Ben geri çekilip içinden çıkar gibi olunca annemin kalçaları peşimden geliyordu. O yorulup aşağı inince ben üzerine abanıyor, sikimi dibine kadar amcığına gömüyordum.

Sürekli hareket ediyorduk, sürekli birbirimizin içine girip çıkıyor, inlemelerimiz, feryatlarımız birbirine karışıyordu. Dudaklarıyla benim dudaklarıma yapıştı annem… Isırırcasına somuruyor, zevk inlemeleri ağzımın içinde kayboluyordu.

“Ahhh…” diye bir feryatla son bir hamle yapıp dibine kadar soktum yarağımı, öylece kalakaldım. Taşaklarımdan sikime doğru bir hareket hissettim. Biriken döllerim annemin amına püskürmeye başladı. O da boynuma sımsıkı dolanan kollarıyla istemsizce titriyor, nefes almaya çalışıyordu.

“Hakan… Oğlum… Ahhh…”

Başım dönüyor, dönüyordu durmadan… İliklerimin boşaldığını, annemin içine aktığımı hissettim. Dizlerim titredi. Bacaklarım vücudumu taşıyamaz oldu, kendimi annemin üzerine bıraktım tüm ağırlığımla… Orgazmın bitirici darbesi beni kendimden geçirdi. Dünya bir anda karardı, simsiyah bir perde indi sanki…

Üvey annemle ikimizin neredeyse aynı anda orgazmın zirvelerine ulaşmamız, aldığım korkunç zevk beni bitirmiş, kısa bir baygınlık hali yaşamıştım.

Gözlerimi açtığımda yerde, pis zeminde çırılçıplak yatıyordum. Abuzer’in annemi önünde domalttığını, belinden sımsıkı tutmuş, arkasında sert hareketlerle girip çıktığını gördüm. Vakkas da sandalyeye oturmuş, iğrenç sikini annemin ağzına vermiş, zevkten kendinden geçmişti adeta…

Zavallı annem… Benimle boşalmanın zevkini yaşayamadan bu pislik adamların sapık isteklerine boyun eğmek zorunda kalıyordu. Abuzer arkadan vurdukça sarsılıyor, iri memeleri sürekli hareket halinde ileri geri gidip geliyordu. Ağzındaki Vakkas’ın siki de aynı hareketin içinde ağzına girip çıkıyordu.

“Al ağzına yavrum… Dibine kadar al… Ohhh…” diye diye annemin ağzına sokup çıkarıyordu sikini Vakkas… İki eliyle saçlarını sımsıkı tutmuş, başını sağa sola çevirmesine, kaçırmasına izin vermiyor, ileri geri annemin ağzını sikiyordu o da büyük bir zevkle…

“Ayıldın mı süt oğlan?” dedi Abuzer annemi sikmeye ara vermeden…

“Bak da biraz ders al… Evde ananı sikerken lazım olur oğlum… Sikişmeyi öğren bizden… Başka kimse yapmaz bu iyiliği sana, haberin olsun…”

“Çok iyi kalplisin ağam…” dedi yardakçısı Vakkas… “Hem borcunu hafiflettin bunların, hem de sikiş dersi verdin. Bu orospu da kadın olduğunu öğrendi sayende…”

İkisi de kahkahalarla güldüler yaptıkları şakaya… Çok komikmiş gibi… Bir süre devam etti bu eziyet… Üçü de ter içinde kalmışlar, pırıl pırıl parlıyordu tenleri… Sonunda erkekler öküz gibi böğürerek sırayla annemin amına ve ağzına boşaldılar. Biri sandalyeye kaykıldı, diğeri somyaya attı kendini… Eh, kolay değil, saatlerdir anamı sikiyordu herifler…

Zavallı annem… Yorgunluktan, sikilmekten bitap halde, çırılçıplak kıvrılıp kaldı olduğu yerde… Ağzından, bacaklarının arasından döller süzülüyordu. Ki bunların bir kısmı da oğlunun dölleriydi.

Neden sonra kalktılar. Giysilerini alıp yavaş yavaş, kendi aralarında konuşarak giyindiler. Abuzer kapıdan çıkarken bize döndü,

“Hadi, siz de kalkıp giyinin.” dedi. Sesi seks yorgunuydu sanki, biraz yumuşamış gibiydi. “Evinize gidin. İlk senedin vadesinde sizi bekliyorum. Ödeme yapmaya ikiniz beraber geleceksiniz yine…”

Durdu, belinden çıkardığı koca tabancanın namlusunu bize doğru çevirip sesini yükseltti,

“Unutmayın, birilerine bir tek laf edecek olursanız, ikinizi de gebertiriz. Elimiz kolumuz uzundur bizim… Kurtulamazsınız elimizden… Hadi Vakkas, biz çıkalım…”

Korkudan buz gibi olmuştum, titriyordum. Dışarıda bekleşen adamlarına talimatlar yağdırdığını duydum. Onlar da içeriye girmek, annemi becermek için saatlerdir bekliyorlardı sanırım. Mırın kırın ettiler,

“Söz verdin bize ağam…” dedi birisi… “Hani biz de sikecektik karıyı?” Abuzer bağırarak azarladı herifleri,

“Siktirin gidin ulan keşler… Size mi soracağım ne yapacağımı? Bir amcık için bana karşı mı geleceksiniz yoksa?” Sesler kesildi bu fırçadan sonra…

Anneme baktım. Yorgun, bitkin, yattığı yerden bana bakıyordu. Kalkıp üstümden çıkardığım giysilerimi topladım yerden, hızlıca giyindim. Annemin elinden tutup yerden kaldırdım. Kollarımın arasında çırılçıplak, külçe gibiydi kadın…

Sandalyeye oturttum. Ayaklarından tutup külodunu geçirdim önce… Sonra da yavaş yavaş tüm giysilerini benim yardımımla giydi. Ayakta zor duruyordu. Koluma girdi, kapıyı açıp çıktık.

Abuzer masasında döner koltuğa yayılmış bize bakıyordu. Adamları yoktu. Fırçayı atıp göndermişti herhalde… Vakkas vardı sadece… Eliyle bizi gösterdi,

“Arabayla götür bunları Vakkas…” dedi. “Perişan oldular baksana… Ayakta duramıyor kadıncağız sikilmekten bitmiş… Şu kızlara içirdiğin haplardan ver de içsin, hamile neyim kalmasın oğlanın başına…”

Vakkas’ın uzattığı suyla hapı içirdim anneme… Sonra üçümüz beraber çıktık galeriden… Vakkas, arabanın arka koltuğuna aldı bizi, hareket ettik. Yol boyunca konuşmadık hiç… Sessizce evimizin önüne kadar götürdü bizi… Apartmanın önünde indirdi,

“Ağamın dediğini unutmayın ha… Birine ötecek olursanız dilinizi keseriz sizin…” diye sıkılamayı ihmal etmedi. Gecenin karanlığında nerdeyse üstüme yığılacak gibi bitkin annemle apartmana girdik, zorla yukarıya, evimize çıktık.

Annemi doğru banyoya götürdüm, üstündeki pis pasaklı giysileri soydum tekrar, küvete soktum. Islanmamak için ben de soyundum. Ilık duşun altında çırılçıplak durduk ikimiz de… Düşmesin diye sarılmak zorundaydım. Aslında küvetin içine sıcak su doldurup ikimiz beraber uzanmak isterdim ama yatağa yatıp dinlenmeyi daha çok istiyordum.

Biraz kendine gelir gibi olunca annemi güzelce yıkayıp yapışkan spermlerden arınmasını sağladım bir nebze… Şampuanlarla köpürte köpürte her tarafını yıkadım çocuk gibi… Kendim de onunla beraber temizlendim.

Sonra da havlulara sarıp sarmalayıp yatak odasına götürdüm, yatağa uzattım. Ben de yanına kıvrılıp yattım. Örtüyü üzerimize çekecek halim bile kalmamıştı. Annem hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

“Mahvettiler beni Hakan’ım… Orospu yaptılar beni… Siktiler…”

“Ağlama…” diyebildim. Benim de gözlerim doldu. “Ağlama annem… Sen orospu değilsin. Annemsin benim…”

“Bir ay sonra yine oraya gitmek zorundayız oğlum… Yine aynı şeyleri yaşatacaklar bana…”

“Bir ay var daha annem… Bir çare buluruz. Şimdiden üzme kendini bir ay sonrası için…”

“Ne çaresi bulacağız ki… Ellerinde senetler var, silahları var, güçleri var. Her ay gidip senet ödeyeceğiz. Bana her istediklerini yapacaklar oğlum… Çaresiz…”

Başını göğsüme koydu. Elimi kaldırıp ıslak saçlarını okşadım. İçini çeke çeke ağladı biraz… Yavaşça duruldu, sesi kesildi, sonra da ikimiz de bitkin, yorgunluktan sarhoş bir vaziyette derin bir uykuya daldık.

Dolar Yükselince (6), resim №2
Gözlerimi açtığımda gün ışımış, parlak güneş ışığı annemin yatak odasının perdelerinden içeriye dolmuştu. Sabah mı, öğleden sonra mı bilemiyordum. Annem yanımda yatıyordu, gözleri kapalı…

Ve ikimiz de çırılçıplaktık. Banyodan sarınıp geldiğimiz havlular sıyrılıp kalmış, iki çıplak yatakta öylece yatıyorduk. Bembeyaz çıplak teni gün ışığında parlıyordu. Uzun saçları yastığa yayılmış, göğüsleri her nefes alıp verişinde inip kalkıyordu. Kahverengi meme uçları kabarmıştı.

Başımı kaldırıp baktım, o simsiyah kılları uzamış kadınlığı, sanki tüm gece iki yabancı erkek ve üvey oğlu tarafından hunharca sikilmemiş gibi, uzun beyaz bacaklarının arasında iştah açıcı bir görüntü veriyordu.

Annemin çıplak bedenine baktıkça olan biten her şeyi hatırlamaya başladım. En önemlisi, benim onu nasıl siktiğimi, sikim amının içindeyken nasıl zevk aldığımı, ilk defa bir kadınla, hem de üvey annemle beraber ilk orgazm anlarımı…

Sikim sertleşti birden istemsizce… Taş gibi oldu bacaklarımın arasında…

Lanet olsun. Doymamıştım. Bu kadını sikmeye, zevk almaya doyamamıştım. Onu istiyordum. Tekrar tekrar sikmek, beni bayıltan, kendimden geçiren o korkunç zevkleri defalarca, sonsuzca yaşamak istiyordum.

Benim kıpırdandığımı duyunca annem de gözlerini açtı. Uyku mahmuru ne olduğunu, nerede olduğunu anlamaya çalışır gibi anlamsızca baktı önce… Sonra bana, yüzüme baktı. Ben de ona büyük bir arzuyla, şehvetle bakıyordum.

Bir an bakıştık. Seks açlığımı okudu sanki gözlerimde, yanakları kızardı sanki… Gözü aşağılara kaydı, havaya dikilmiş, taş gibi olmuş sikimi gördü… İkimizin de çırılçıplak olduğumuzun ayırdına vardı birden,

“Ayy…” diyerek altındaki nemli banyo havlusunu çekiştirdi, üzerini örtmeye çalıştı. Elini tuttum sıkıca, örtünmesine engel oldum. Annemle yan yana, çırılçıplak uzanmış yatıyorduk onun sıcak yatağında… Yanan tenlerimiz birbirine değiyor, birbirini yakıyordu.

“Lütfen… Bırak elimi…” diye fısıldadı annem…

Bırakmadım. Göz göze bakıştık. Onu nasıl istediğimi, arzuladığımı, şehveti gördü gözlerimde… Havluyu tutan elini sıktım parmaklarımla… Elinden bırakmak zorunda kaldı. O elini diğer eliyle beraber tutup başının üstünde yastığa bastırdım. Bir bacağımı üstünden atıp yarım vücudumla bastırdım üstten…

“Hakan… Ne yapıyorsun oğlum?” dedi huzursuzca, hapsolduğu altımda kıpırdanmaya çalışarak… Göz göze durduk bir an… Ona duyduğum arzuyla çatallaşan sesimi ben bile tanıyamadım,

“Annem…” diyebildim. Taş gibi olmuş, zonklamaya başlayan erkekliğim onun çıplak kalçalarına batıyordu.

“Yapma oğlum…” diye fısıldadı. “Sen… Sen onlar gibi değilsin…”

“Değilim…” dedim. “Onlar gibi değilim. Ama elimde değil anne… Seni istiyorum. Ohh… Hem de çok istiyorum. Bilemezsin nasıl istiyorum seni…” Durmadan konuşuyor, dudaklarımı dudaklarında, boynunda dolaştırıyordum ateş saçan nefesimle beraber… Başını sağa sola çevirip kaçınmaya çalışıyordu,

“Dün olanlar… Onlar zorladı oğlum… Biz istemedik. Orada kaldı olanlar… O pis yerde… Bırak beni hadi… Yapma…”

Ellerini biraz daha bastırdım yastığa… Biraz daha abandım üstüne… Bütün ağırlığımla bastırdım. Altımda kıpırdayamıyordu artık, sertleşmiş, onun için kalkmış sikim aramızda eziliyor, canımı yakıyordu, aldırmadım. Ezilmesine rağmen sikimde onun tenini hissetmek hoşuma gidiyordu.

“Başta onlar zorladı, evet… Silahları vardı, vurdular, tokat attılar, zorladılar anne… Bize acımadılar hiç… Ama sonra… Sonra olanlar…?”

“…”

Cevap vermedi annem… Ben devam ettim öpücüklerle karışık konuşmaya,

“Hoşumuza gitti anne… İnkar edemezsin. İkimiz de zevk aldık. Öyle değil mi? Söyle bana… O pis herifler içine girerken zevk aldın. İki erkeğin arasında kaldın, her yerini ellediler, her deliğine girdi adamlar… Zevkten inlettiler seni… Ben girdiğimde de zevk aldın. Benim aldığım gibi… Beni mutlu ettin annem… Hayatımın en mutlu gününü yaşattın bana o pis yerde…”

“Ah oğlum… Elimde değil ki… Bilmiyorum. Düşünemiyorum artık… Düşünmek istemiyorum. Yoksa çıldırmak üzereyim. Ben… Neyim ben? Neden zevk aldım bu kadar? O pis herifler koca şeyleriyle her yerime girip çıkarken, beni zorla sikerlerken ben neden zevk aldım? Orospunun tekiyim ben öyle mi?” Öptüm tekrar tekrar…

“Asla… Asla orospu değilsin sen… Sakın böyle düşünme annem…” dedim.

“Ama… Ama yine de, hayatımda ilk defa kadın olduğumu hissettim Hakan… Adamlar beni acımasızca sikerken… Sen içime girdiğinde… Bittim ben… Evet… Zevk aldım. Senin güzel erkekliğin içimi doldurdu. Zevk verdi bana…”

Artık çırpınmıyordu altımda, kaçmaya çalışmıyordu dudaklarımdan… Koparırcasına etli dudaklarını öpmeye koyuldum. Öpüyor, emiyor, somuruyordum dudaklarını…

Dilimle yaladım. Ürperdiğini hissettim altımda… Nefes alabilmek için dudaklarını araladı, ağzını açtı. O açılan öpülesi dudaklarının arasına soktum dilimi, onun dilini okşadım.

“Mmmmm….” diye hoşnutlukla kıvrandı bu kez… Dudaklarını kurtarıp “Hakann…” dedi isterik bir sesle…

“Biz hep bu anı bekledik anne… Öyle değil mi?” Yavaşça öptüm yine… “Babam istedi bunu… Yıllarca önce… Seninle sevişmemi… Seni mutlu etmemi…”

Başının üstünde yastığa bastırdığım ellerini serbest bıraktım bu arada… Boynuma sardı kollarını… Sımsıkı…

“Evet…” dedi. “Evet, baban istedi. Erkeklik gücünü kaybetti baban, çok önceden hem de… Hem senin için, hem de benim mutlu olmam için istedi sevişmemizi… Neden istemedin beni pis çocuk? Söyle, neden?”

“Bilseydim böyle güzel olduğunu, ölüm gibi zevk alacağımızı bilseydim annem… Ah, bir bilseydim… Kabul etmedim ama, sonra deli gibi pişman oldum. Geceleri seninle seviştim hep… Hayaller kurdum senin için…”

“Ya ben? Aynı evin içinde seninle beraber yaşadım kaç sene… Ben erkeksizlikten yanarken, sen dalyan gibi dolaştın gözümün önünde… Çamaşırlarını kokladım senin… Erkek kokunu ciğerlerime çektim senin…”

“Ah, ben de senin kirli külotlarına boşaldım banyoda annem… Kokladım, sikime sardım, otuzbirler çektim, senin sıcaklığın vardır diye o külotlara yüz sürdüm hep…”

Annem iyice kaydı altıma, bacaklarını araladı, beni tamamen üzerine çekti.

“Sapık oğlum benim… İkimiz de sapığız. Hadi öyleyse… Al beni oğlum… İçime gir… Beni kadının yap… Ohhh… Zevk ver bana…”

Bacaklarının arasında kıpırdandım, yerleştim iyice… Taş kesilmiş sikimi elimle tutup başını annemin kılları uzamış, zevkle ıslanmış amının dudakları arasına yerleştirdim. Sertliğimi amında hissedince kıvrandı altımda annem,

“Ohhh… Çok güzell…” diye inledi. “Hadi… Devam et… Durma… Sok içime…”

Bekletmeden devam ettim ben de… Akan sularından kayganlaşmış amcığının içinde ilerledim, yavaşça dibine kadar indim. Sikim yara yara köküne kadar girdi sonunda… Onun kıllı kasıklarıyla benim kasıklarım birleşti.

Akşamki gibi boynuma sarıldı yine annem… Nefesinin sıcaklığı boynumu yakıyordu. Kulak mememi öptü, dilinin sıcaklığını hissettim, bütün tüylerim ürperdi.

“Oğlumm…” diye inledi kulağımın içine…

“Ohhh… Anne… Bana oğlum deme artık…” diye mızıldandım. “Ana oğul değiliz artık… Seni sikiyorum ben… Kadınımsın artık…”

Ellerini kalçalarıma indirdi, bacaklarını biraz daha aralayıp iyice kendine çekti beni… Sanki mümkünmüş gibi daha da içine girmemi istercesine…

“Ahhh… Çok güzel… Sikin zevk veriyor… Ohhh… Peki ne diyeyim sana? Yıllarca oğlum dedim. Sen de anne dedin bana… Ben seninle sevişmeyi hayal ederken, geceleri senin yerine kendimi okşarken, sen anne dedin bana…”

“Ne istersen öyle de annem… Nasıl istersen…”

Gidip gelmeye başlamıştım annemin amında… O sikimi saran amının alevden sıcaklığı yine beni benden almaya, zevkten içim geçmeye başladı. Titriyordum sokup çıkarırken, zevkten ölüyordum.

Acemilikten olsa gerek, hareketlerimi ayarlayamıyor, senkron tutturamıyordum bir türlü… Annemin altımda hareket eden kalçalarının hızına yetişemiyordum.

Birden sımsıkı sarıldı bana, benimle beraber yan döndü, sonra da altına aldı beni… Şimdi üstte olan annemdi. Ellerini göğsüme dayadı. Kalçalarını indirip kaldırmaya, sikimin üstünde yaylanmaya başladı.

Annem sikiyordu beni… O geniş ve diri kalçalarıyla oturup kalkıyor, sikimin üstünde erotik bir dans ritmi tutturmuş, gözleri yarı kapalı, huşu içinde zevke dalmıştı. Hareket ettikçe iri göğüsleri de bedeniyle beraber inip kalkıyor, çılgın gibi sallanıyorlardı.

Ellerimi uzatıp iki yaramaz memeyi zaptetmeye çalıştım. Avuçlarımın içinde sıkıp sıkıp bırakıyor, uçlarını parmaklarımla eziyordum. Hem içinde gidip gelen sikimden aldığı zevk, hem memelerini mıncıklayan ellerim bitirmişti annemi…

“Ohhh… Oğlummm… Harika… Çok güzel… Oohhh…”

Ben de onunla beraber yükselmeye başladım. O yeni tanıştığım şehvet fırtınasına ben de kapılmış, savruluyordum. Alttan kalçalarımı indirip kaldırıyor, annemin amından akıp taşaklarıma kadar süzülen sıvılarla ıslanan kasıklarımızın şaplama sesleri eşliğinde hareketli bir ritm tutturmuş, sona doğru yaklaşıyorduk.

“Geliyorum annem…” diye inledim. “Geliyorum… Çok zevk alıyorum. Dayanamıyorum anne…”

“İçime boşalma oğlum… Tut kendini…” diye bağırdı annem, kalçalarını kaldırıp erkekliğimi içinden çıkarıverdi. Tam kızıp söylenmek üzereyken boş bırakmadı sikimi, üstüme, kasıklarıma kapanıp ağzına aldı beni…

Akşamki haydutlardan öğrendiği şeyi yapmaya, sikimi vakumlayarak emmeye başladı. Saçlarından tutup ağzının içinde sikimi emerken içeriden diliyle sikimin başını yalamasının verdiği zevkin girdabına daldım ben de…

Taşaklarımda biriken bütün dölleri annemin boğazına boşaltmaya başladım. Kasılıyor, titriyor, kurtulmaya çalışan anneme aldırmadan saçlarından tutmuş, sikimi sonuna kadar bastırmaya çalışıyordum.

“Mmmm…” diye inleyen annemin bademciklerine kadar dayanan sikimin başı boğaz kaslarınca sıkıştırılıp ezilirken ben boşalmaya devam ettim. Bitene kadar da bırakmadım. Burun kanatları açılıp kapanıyordu nefes alıp vermeye çalışırken, yüzü havasızlıktan kıpkırmızı vaziyette…

“Bitirdin beni oğlum…” dedi neden sonra, yatakta sırt üstü yatarken… İkimiz de serilip kalmıştık. Nefeslerimiz yeni yeni düzene giriyordu. Elimi uzatıp saçlarını sevgiyle okşadım.

“Sen de beni bitirdin annem…” dedim gülümseyerek… “Mahvettin beni…”

Yan doğrulup bana baktı, eğilip dudaklarımdan öptü.

“Şu haplardan biz de alalım bari…” dedi. “Yarıda kalmak hiç hoşuma gitmedi. Sen ne güzel boşaldın, ben sap gibi kaldım.”

Sarılıp kendime çektim annemi,

“Merak etme canım… Ben seni yarıda bırakmam. Şimdi tamamlarım seni… Haplar gelene kadar dilimle mutlu ederim seni, gel buraya…”

Kikirdeyerek kollarımdan kurtuldu, yatağa sırtüstü uzandı. Bacaklarını açıp elleriyle kadınlığının dudaklarını ikiye ayırdı. Mutlulukla içini çekerek,

“Gel öyleyse…” dedi. “Anneciğini mutlu et…”

One comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir