Ev Arkadaşımın AnnesiGoogle Icon

Tam vize sınavı için kitaplara gömülmüş, harıl harıl ders çalışıyordum ki, telefonum çaldı. Açtım,

“Adım Cemil…” dedi telefondaki genç ses… “Fakültenin ilan panosundaki ev ilanı için aradım.”

Cemil ve ailesiyle tanışmam, takip eden olaylar işte bu telefonla başladı. Aynı üniversiteye gittiğimiz ev arkadaşım mezun olup gidince yalnız kalmıştım. Mezun olmama en az bir sene vardı daha. Bir kaç ay idare etmeye çalışsam da, kira ve diğer masrafların altından kalkamayacağımı anlayıp ilan panosuna ev arkadaşı aradığımı duyuran bir ilan asmıştım.

Birkaç kişi ilgilendi ancak evi gelip gördüklerinde vazgeçtiler. Ev eski bir binanın girişinin iki kat altındaydı. İki oda bir salondan ibaret, küçük ve bakımsız bir daireydi. Sadece tek bir odasının o da küçük bir penceresi vardı. Gündüz vakti bile evde lamba yakmak gerekiyordu. Isıtma sistemi ise yoktu, kışın elektrik sobası ile idare ediyordum. Yine de merkezi bir yerde olduğundan epey bir para veriyordum kira olarak.

Cemil henüz birinci sınıf öğrencisi bir çocuktu. Yurtta kaldığını ama eve çıkmak istediğini söyledi. Konuştuk, geldi, eve baktı, ben beğenmeyeceğini zannederken,

“Tamam, tutuyorum!” dedi. “Yurtta çok sıkıldım, yapamıyorum orada, en azından burada kendi evimde olurum. Bir haftaya kadar taşınırım!” deyince çok sevindim.

Cemil dediği gibi bir hafta sonra taşındı. Pencereli odada ben kalıyordum, yandaki odayı ona verdim. Aramızdaki yaş farkından dolayı saygıda kusur etmemeye çalışan, kendi halinde, efendi ve temiz bir çocuktu. Ailesinin tek çocuğuydu. Anne ve babası Sivas’ta yaşıyordu.

Bir ay kadar sonra memleketten anne ve babasının bir akrabalarının düğünü için geleceğini ve burada kalıp kalamayacaklarını sordu.

“Ne demek oğlum, söylemen bile ayıp. Benim için problem değil!” dedim. Eski ev arkadaşımın annesi ve babası da zaman zaman gelir gider, kalırdı.

Birkaç gün sonra anne ve babası geldi. Babası Hamit adında, kırklı yaşlarında orta boylu, zayıf biriydi. Annesi ise Meryem isminde bir kadındı. Kocasından daha genç gösteren, onun gibi orta boylu, tesettürlü bir kadındı.

Annesi ben gelince Cemil’in odasına geçip kapısını kapattı ve bütün akşam odadan hiç çıkmadı. Tutucu, mutaassıp bir kadın olduğunu hemen belli etmiş, yabancı bir erkeğin yanında oturmaktan çekinmişti.

Hamit Bey efendi ve ağırbaşlı bir adamdı. Nakliyecilik yapıyordu, zaten daha önce Cemil bahsetmişti bundan. O da karısı gibi tutucu biriydi. Uzun saçlarımdan rahatsız olduğunu anladım ancak bir şey diyemiyordu.

Cemil anne ve babasına odasını vermişti, kendisi salondaki çekyatta yatacaktı. Ertesi gün okuldan döndüğümde evin pırıl pırıl olduğunu, her yerin temizlendiğini gördüm. Aynı zamanda mutfaktan çok güzel kokular geliyordu. Meryem Hanım evi temizlemiş, yemek yapmıştı.

Kendisine teşekkür ettim ancak kadın bana cevap vermek yerine yüzüme bile bakmadan Cemil’in odasına geçti ve kapıyı kapattı. Bu şekilde davranmasına bozuldum ama neticede Anadolu insanıydı ve bu da onların hayat şekliydi.

Bir sonraki akşam Hamit Bey ve Cemil’le yemek yedikten sonra odama geçtim. Meryem Hanım yine Cemil’in odasına girmiş, yemeğini de orada yemişti. Yaklaşan sınavlara hazırlanmam gerekiyordu. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar ders çalıştım. Saat iki gibi yattım ama gözüme uyku girmiyordu.

Bir saat kadar sonra küçük küçük sesler, takırtılar duymaya başladım. Daha önce evde fare olmuştu, acaba yeniden ortaya mı çıktılar diye düşündüm.

Kulak kabarttım, duvar dibinden geliyor gibiydi sesler. Yavaşça kalktım yataktan, cep telefonunun ışığı ile yerlere baktım ama görünürde fare falan yoktu. Ancak sesler bir azalıp bir çoğalarak gelmeye devam ediyordu. Kulağımı duvara dayadım bu kez. Nefesimi tuttum ve seslerin yan odadan gelip gelmediğini anlamaya çalıştım.

Evet, sesler yan odadan geliyordu ama bunlar farenin sesi değildi. Cemil’in anne ve babası gecenin bu saatinde sevişiyorlardı, çıkan ses yataktan geliyordu. Kalbimin atışları hızlanmaya başladı birden. Oğullarının tek kişilik yatağının üzerinde sevişiyordu anne ve babası…

Onların seslerini duydukça benimkinin sertleşmeye başladığını hissettim. Daha önce yaşamadığım bir deneyimdi bu. Yaylı yatağın gıcırdama seslerine zaman zaman yatak ayağının zeminde çıkardığı sesler ekleniyordu.

Hamit Bey ve Meryem hanımdan çıt çıkmıyor, bu işi sessiz sedasız yapıyorlardı. Ancak yatak onlar gibi sessiz kalamıyordu üzerinde yaşananlara.

Bir elimi ufaklığa atıp okşamaya başladım. Kalbimin atışlarını boyun damarlarımda hissediyordum. İçerden gelebilecek en ufak sesi bile duymak için nefesimi olabildiğince tutmaya çalışıyordum. Sesler zaman zaman artıyor, azalıyordu. Bense sikimi okşayıp yutkunuyordum sürekli. Ayakta 31 çekecek hale gelmiştim.

Derken yaylı yatağın sesleri daha hızlı ve seri şekilde gelmeye başladı. Aynı zamanda ‘Tak, tuk!’ sesleri de eşlik ediyordu bu seslere. Hamit Bey gittikçe hızlanmaya başlamıştı anlaşılan. Sesler yarım dakika kadar bu şekilde devam ettikten sonra yavaş yavaş azalmaya başladı. Hamit Bey boşalmıştı demek ki.

Bir süre daha kaldım o halde ve içeriyi dinledim, ancak sesler kesilmişti. Yarağım patlayacak hale gelmişti. Çırılçıplak bir halde yatağa uzandım, yan tarafımda çatır çatır bir sikişmeye kulak misafiri olmuştum.

Yarağımı okşarken aklım Meryem hanımdaydı. Kapalı, tutucu bir kadın da olsa sonuçta bir kadındı ve kendini erkeğine teslim etmişti bu gece. Hem de oğlunun yatağında…

Yarağımı okşaya okşaya sonunda döllerim akmaya başladı. Gecenin karanlığında ev arkadaşımın annesini düşünerek boşalmıştım. Yere attığım külotumla döllerimi sildim. Boşalmanın verdiği rahatlıkla uyudum.

Sabah erkenden çıkıp okula gittiğimden Hamit Bey ve Meryem hanımı göremedim. Akşama doğru eve geldiğimdeyse evde kimse yoktu.

Hamit Bey ve Meryem hanımın bavulları Cemil’in odasındaydı. Şeytan dürttü sanki, bavulu açtım. İçini karıştırırken aradığım şeyleri buldum kolayca. Meryem hanımın iç çamaşırlarıydı bunlar. Farklı renklerde kimisi pamuklu kimisi parlak saten, dantelli külotlar ve sutyenler vardı.

Külotları alıp kokladım, bazılarında kırmızımsı lekeler vardı, adet izleriydi bunlar. Sutyenlerinse iç kısımlarında meme uçları iz yapmıştı, dilimle yaladım o kısımlarını…

Tesettürlü bir kadındı, uzun ve bol pardesüyü üzerinden hiç çıkartmıyor, başını büyük eşarplarla bağlıyordu. O nedenle vücut hatları belli olmuyordu hiç… Ama o bol ve kendini gizleyen giysilerinin altında bir hazine taşıyordu Meryem Hanım… Sutyenlere bakılırsa top güllesi gibi memeleri vardı. Külotlarsa iri bir kalçaya sahip olduğunu gösteriyordu.

Erkekliğim demir gibi sertleşmişti. Saten külotlardan birini alıp sikime sürtmeye başladım. Külot sikimin üzerinde gidip geldikçe sanki Meryem hanımı sikiyor gibiydim.

Gözlerimi kapatmış, o zevkle kendimden geçmiştim. Ne ara nasıl boşaldığımı anlayamadım ancak bir çuval inciri berbat etmiştim. Külotun üzeri döllerimle kaplanmıştı.

Az önceki heyecanın yerini bu kez bir telaş ve korku aldı. Ne yapsam, ne etsem diye düşündüm, külotu almaktan başka bir çare bulamadım. Diğer külot ve sutyenleri eskisi gibi yerlerine koyarken üzeri döllerimle kaplı olan mavi külotu odamda, yatağın altına sakladım.

Akşam geldikleri zaman Meryem Hanım doğrudan odaya geçti yine. Hamit Bey ve Cemil’le bir süre sohbet ettim. Hamit beyin dün gece karısını çatır çutur siktiğini düşünüyordum o bana bakıp konuşurken… Aklım hep oradaydı. Cemil ise annesiyle babasının kendi yatağında sikiştiklerinden habersizdi.

Ertesi sabah Meryem hanımla göz göze geldim tuvaletin kapısının önünde. Sabahın erken bir saati olmasına rağmen kalkmış ve aynı şekilde giyinmişti yine. Beni görür görmez yüzü kızardı. Acaba külotlarından birini aldığımı anlamış mıydı? Gülümseyip,

“Günaydın!” dedim. Öylesine kuru bir,

“Hayırlı sabahlar!” dedikten sonra hızlıca odaya girdi. Kadının yüz ifadesinden bir şey anlayamamıştım.

Düğünün ardından Hamit Bey ve Meryem Hanım evden ayrıldı. Giderlerken Meryem Hanım gözlerini benden kaçırıyordu sürekli. Bense acaba anlamış mıdır diye düşünmeden edemiyordum. Hamit Bey ise,

“Evladım, bu oğlan sana emanet, sen bunun abisisin. Bir yaramazlığını görürsen hiç düşünmeden kulağını çek, sen de benim bir oğlumsun artık!” dedi yanağımı okşayıp. Ama saçlarımı daha kısa kestirmem gerektiğini de söylemeden edemedi.

Akşam odama girince yatağın altına sakladığım külotu çıkarıp yeniden onunla 31 çekmek istedim. Ancak yatağı kaldırınca büyük bir sürprizle karşılaştım.

Yatağın altında külot falan yoktu. Bir anda yumruk yemiş gibi oldum. Odanın altını üstüne getirdim, ama külottan eser yoktu. Meryem Hanım külotunu aldığımı anlamış ve belli ki onu yatağımın altında bulduktan sonra almıştı. Ev arkadaşımın annesine rezil olmuştum. Ancak yapacak bir şeyim yoktu.

Bir ay kadar geçti olayın ardından… Bir akşam Cemil annesinin geleceğini söyleyince heyecanlandım. Meryem Hanım bu kez tek başına gelecek ve bir aya yakın kalacaktı. Babası yüklü bir nakliye işi almış, karısını evde tek başına bırakmaktansa İstanbul’a oğlunun yanına göndermeyi tercih etmişti.

Bir akşam eve geldiğimde Meryem hanımı salonda Cemil’le otururken buldum. Beni görür görmez yüzü pembeleşti, gözlerini kaçırıyordu yine. Ben de en az onun kadar utangaçtım, ama yine de,

“Hoş geldiniz!” dedim. Yüzüme hiç bakmadan,

“Hoş bulduk!” dedi, ardından da, “Oğlum bir şey olursa ben odadayım!” dedi ve kalkıp Cemil’in odasına geçti, kapıyı kapattı.

Bir ay önceki davranışını devam ettiriyordu, ancak giyiminde farklılık vardı Meryem hanımın. Geçen sefer uzun ve bol gri pardesüyü üzerinden hiç çıkartmamıştı evde kaldığı süre boyunca, ama şimdi altında çiçekli uzun bir etek, üstünde ise beyaz, uzun kollu bir bluz vardı.

Başını da büyük bir türbanla bağlamıştı çene altından sıkıca. Beyaz bluzunun altında ise tahmin ettiğim gibi iri memelerini taşımakta zorlanan beyaz sutyeni belli oluyordu. Aynı zamanda vücudunu saran bluzun altında dümdüz bir karına sahip olduğu açığa çıkmıştı.

O koca memelerin altında incecik bir bel, ardından kalçalarının yuvarlacık görüntüsü… Önümden geçip Cemil’in odasına girerken arkasından baktığımda eteğinin altında sallanan götünün yanakları beni saten külotuna boşaldığım zamandaki gibi heyecanlandırdı.

O gece yan odamda yine Meryem Hanım yatıyordu, ama bu sefer yalnızdı. Bunu bilmenin heyecanıyla eşofmanımı indirip 31 çektim. Bu beyaz tenli, kara kalın kaşlı taşra güzelini hayal ederek boşaldım. Ardından o kafayla geç saatlere kadar sınava çalışıp gözlerim kapanmaya başlayınca derin bir uykuya daldım.

Sabah erkenden bir sınavım vardı ve başka da dersim yoktu o gün. Sınavın ardından eve geçtim. Geceden uykusuz olduğum için kafayı vurup yatmak istiyordum. Hem böylece Meryem Hanım da evin içinde biraz olsun rahat ederdi.

Cemil evde yoktu, o da benim gibi erkenden gitmişti okula. Meryem Hanım da görünmüyordu, sonra tuvalette olduğunu anladım. İçeriden su sesi geliyordu. Evde olmadığımı bildiğinden banyo yapıyordu anlaşılan…

Yavaşça kapının önüne ilerledim. Anahtar deliğinden baktım, ama simsiyah bir karanlıktan başka bir şey yoktu. Odama geçerken yan odada çalan telefon dikkatimi çekti. Yatağın üzerinde eski model bir cep telefonu sürekli olarak çalıyor, titreşiyordu. Meryem Hanımın telefonuydu bu…

Odama girdim ve kapıyı kapattım. Yan odada ise telefon çalmaya devam ediyordu. Acil bir çağrı mı acaba, Meryem Hanıma haber versem mi diye düşünmeden edemedim. Ancak haber verirsem daha büyük bir hata ederdim. Kadın benim evde olmadığımı sanıp yıkanırken bir anda karşısına çıkarsam düşüp bayılabilirdi.

On dakika kadar sonra tuvaletin kapısı açıldı. Meryem Hanım kapımın önünden geçip yan odaya girdi. Telefon çalmaya devam ediyordu bu sırada, derken Meryem hanımın telefonu açtığını ve konuştuğunu duydum. Hemen kalktım yataktan ve kulağımı dayadım duvara…

“Tamam tamam, patladın mı? Banyodaydım diyorum banyoda. Ölmezsin ya, bekle!” diyordu sinirli bir sesle.

Konuşma bittikten on dakika kadar sonra bizim dairenin zili çaldı. Kimdi bu? Cemil değildi. Belki de bir akrabasıydı. Odamda durup beklemek en iyisiydi. Az sonra dairenin kapısının açıldığını ve bir adamın,

“Neredesin be? Sabahtan beri arıyorum açmıyorsun!” dediğini duydum. Meryem Hanım’ın,

“Ölmedin ya, bekleyiver biraz ne olacak!” demesi izledi adamın sözlerini. Büyük bir merak kapladı içimi. Bu işte bir iş vardı ama ne? Adam,

“Bana bak, kimse yok değil mi?” diye sorunca, Meryem Hanım,

“Korkma kimse yok. Oğlumun akşama kadar dersi var. Arkadaşı da okulda, o da kim bilir ne zaman gelir!” diye bir yanıt verdi.

Bu konuşmalar heyecanımı büsbütün artırırken az sonra şahit olacaklarımın da habercisiydi.

Gelen adam Meryem Hanım’ın aşığı ve sikicisiydi…

“Gel hele şöyle, çok özledim seni!” dedi gelen adam. Meryem hanımın buna cevabı,

“Dur biraz canım…. Yavaş ol, ayılaşma hemen..!” oldu.

“Boynuzlu gavat kocan ne zaman gelecek?” diye sordu bu kez adam.

“Ne bileyim, ama en az bir ay yok… Adana’ya gitti!”

“O yoksa biz varız gülüm!” dedi adam kahkaha atarak… “İyi oldu bu işi alması, çok sıkıldım be devamlı Sivas’a gidip gelmekten, rahat ederiz. Cemil’in burayı tutması da iyi oldu ha, yoksa bir de ev ayarlamakla uğraşırdık. Gerçi ev dökülüyor ama idare eder gene de!” deyince, Meryem Hanım,

“Sen buraya eve bakmak için mi geldin, yoksa benim için mi?” dedi.

Meryem Hanım kocasını aldatıyordu. İnanamıyordum. Tesettürlü, dini bütün bir kadındı. Evde benim yanımda oturmayan, içeriye kaçan kadın, kocasını başka biriyle aldatıyor, boynuzluyordu. Ve üstelik bunu uzun zamandır yaptığı anlaşılıyordu.

Adam Sivas’a gidip geldiğini söylemişti çünkü. İstanbul’dan Sivas’a gidiyor, Meryem Hanım’ı sikip geri dönüyordu. Ve şimdi Meryem Hanım onun ayağına İstanbul’a gelmişti. İçimden bir ses bu adamın Cemil’i ve Hamit Bey’i tanıdığını söylüyordu, belki de akrabalardı.

Salondan geliyordu sesleri ve ben de odamda durmuş onları dinlemeye devam ediyordum. Bir süre sessizlik oldu, ardından,

“Yavaş ol biraz!” diyen Meryem Hanım’ın sesi böldü sessizliği.

“Çok özledim seni Meryem… Geçen geldiğinde yapamadık zaten!”

“Nasıl yapacaksın? Herif yanımdaydı, manyak mısın?”

“Ben de onu diyorum ya zaten… Gavat kocan hiç boş bırakmadı seni!”

Konuşmalarını dinlerken bir taraftan da kalp atışlarım artmaya ve penisim sertleşmeye başladı. Her ihtimale karşın cep telefonumu sessize aldım, bir anda çalıp işi bok edebilirdi. Bu kısa sessizliklerin ve konuşmaların ardından bir sikişmenin yaşanacağını biliyordum ve bunu bilmek beni müthiş heyecanlandırıyordu.

“Oğlanın yatağı var ama küçük, tek kişilik… Bu çekyatı açalım!” dediğini duydum Meryem hanımın. Adam,

“Olur, bu daha geniş. Yahu bu Cemil çok akıllı çocukmuş. Baksana evin penceresi bile yok. Tam bize göre olmuş burası valla. Bana bak, binada kimse yok değil mi? Bizi gören eden olmasın sonra, senin oğlanın kulağına bir şey gitmesin?”

“Yok, korkma. Binada kimse kimseyi tanımıyor. Ne Cemil’i tanıyorlar, ne de Cemil onları tanıyor. Bu üst katta da zaten kimse oturmuyormuş. Senin hangi daireye geldiğini kim nereden bilecek?” dedi.

Meryem Hanım işi garantiye almıştı. Daha doğrusu aldığını sanıyordu, ama beni unutmuştu. Evin içinde, odamda olduğumu bilmeden aşığıyla sikişecekti. Kalbim göğsümü delecek gibi atıyordu artık. O gece kocasıyla sikişirken dinlemiştim, şimdiyse aşığıyla sikişirken dinleyecektim Meryem hanımı…

Derken eski çekyatın gacır gucur sesler çıkartarak açılma sesi geldi. Evet, başlıyorlardı. Çıldıracak gibiydim. Adam Cemil’e teşekkür ediyordu bu evi tuttuğu için. Bu sayede rahat rahat annesini sikebilecekti. Doğrusu bir teşekkür de ben borçluydum. Onun sayesinde böylesi olaylara şahit oluyordum. Adamın,

“Soyunsana, ne bekliyorsun?” dediğini duydum. Bir süre sessizlik oldu, sadece çekyatın gıcırtıları geliyordu kulağıma. O sessizlikte soyunduklarını anladım. Az sonra,

“Temizlik yapmışsın galiba?” dedi adam. Meryem Hanım,

“Evet, güzel olmuş mu?” dedi karşılık olarak.

“Güzel ne kelime, bir içim su olmuşsun!” dedi adam neşeli bir sesle. “Kaymak gibisin namussuzum… Ohh… Yavrum benim… Özlemişim görmeyeli…” Kısa bir süre sonra,

“Yavaş ol canım, biraz kibar ol, bu ne böyle?” dedi Meryem Hanım. Adamsa,

“Ulan özledim diyorum be özledim. Hele gel şöyle!” dedi sert bir tonda.

Konuşmalarını rahatça duyabilsem de bir şey göremiyor olmak canımı sıkıyordu. Az sonra, “Ahhh… Yavaşşş!” diyen küçük bir çığlık geldi Meryem hanımdan. Adam oldukça sertti anlaşılan. Meryem hanıma haşin davranıyordu.

Acaba sikmeye başlamış mıydı? Yoksa henüz ön sevişme faslında mıydılar, bunu bilmiyordum ama Meryem hanımın geçen gece hiç ses çıkartmadan kocasına kendini siktirmesi gibi bir durumun olmayacağını tahmin ediyordum.

Bir süre sonra konuşmalar yerini fısıltılara bıraktı, net duyamıyordum. Ancak çekyattan gelen gıcırtılar çoğalmaya başlamıştı. Eski çekyat bana sikişmeye başladıklarını söylüyordu sanki. Meryem hanımdan,

“Ağğhh, yavaşş, ayyy, ağhhh!” sesleri gelmeye başlarken, adamın bizim örtülü kapalı Meryem’e acımasızca köklediği belli oluyordu.

Çekyatın gıcırtı sesleri saniyeler içinde artmaya başlarken şiddetli ve tok ‘Şlap, şlap, şlap!’ sesleri gıcırtıları geride bıraktı. Adam pompalıyordu Meryem hanıma ve Meryem hanımın buna cevabı,

“Oğhhh… Yavaşş… Ahhh…!” şeklinde inlemeler oluyordu. Yarağım kazık gibiydi artık. Adam içerde çatır çatır sikiyordu Meryem hanımı ve ben yarağımı okşayıp dinliyordum.

Tahmin ettiğim gibi evde yalnız olduklarını zanneden Meryem Hanım sessizce sevişme yerine, inleyerek, ohlayarak, ahlayarak aldığı zevki açığa çıkartıyordu. Adamsa ayı gibi böğürmeye başlamıştı artık…

Gıcırtılara ikisinden yükselen zevk inlemeleri, küçük haykırışlar karışıyordu ve evimin salonu porno film gösterilen bir sinema salonuna dönüşmüştü.

‘Şlap, şlap, şlap!’ sesleri hiç kesilmeden devam ediyordu. Adam büyük bir güçle pompalıyor, ikisinin kasıkları şiddetli ses patlamaları yaratıyordu. Adamın kalın iniltileri Meryem hanımınkileri bastırmaya başlamıştı artık…

Çekyat üstündeki sikişmeye dayanmaya çalışıyor, ama sanki canı yanan bir insan nasıl inlerse o da aynı şekilde inliyordu. Çok tahrik edici bir durumdu bu… Penisimin ucundan zevk sıvıları gelmeye başlamış, elim ıslanmıştı.

Adamın iniltileri ve çekyatın eskimiş yaylarının gıcırtıları artık son raddeye gelmişti. Adam Meryem hanımı hayvan gibi sikiyordu resmen. Meryem hanımsa bu durumdan çok memnundu ki, evde kimsenin olmadığını düşünerek rahatça zevk feryatları çıkartıyordu. Oysa ben evdeydim ve kulaklarım duyduklarına inanamıyordu.

Sonunda adamın resmen, kurbanlık bir dana gibi böğüre böğüre boşaldığını anladım. Uzun ve hırıltılı inlemeleri giderek azalmaya başlarken, çekyatın gıcırtıları da aynı şekilde azalmıştı. Meryem hanımın zevk ve acı ile karışık inlemeleri de giderek kayboldu. Bir iki dakika kadar sonra adamın,

“Oğhhh, yoruldum be!” dediğini duydum. Meryem Hanım,

“Öküz gibisin, belimi kırdın, hayvan…!” dedi karşılık olarak. Adam,

“Amma tantana yaptın sen de be!” dedi sinirlenmiş gibi. Gerçekten de adam Meryem hanımı öküz gibi sikmişti. Yine de kadının pek o kadar şikayetçi olmadığı belli oluyordu.

Saat oniki olmak üzereydi. Ayakta boşalacaktım nerdeyse. İçerdeki konuşmalar kesilmiş, yerini derin bir sessizliğe bırakmıştı. Birkaç dakika sonra adamın,

“Tuvalet nerde?” dediğini duydum.

“Şu arkada, solda!” dedi Meryem hanım. Adam tuvalete gitmek için benim kapımın önünden geçecekti. Kapımın önünden geçerken anahtar deliğinden baktım.

Görebildiğim adamın halen sertliğini koruyan oldukça iri yarağı oldu sadece… Yarağına kırmızı bir kondom takmıştı. Kondomun içi dölleri ile dolmuş, üzeri ise Meryem hanımın amının sıvıları ile kaplanmış, koridorun ışığı altında parlıyordu. Bu koca yarağıyla hayvan gibi sikmişti Meryem hanımı…

Adam çişini yaptıktan sonra salona geri döndü. Meryem hanımın,

“Serhat, aç mısın? Sana yemek hazırlayayım mı?” diye sorduğu soruya, adam,

“İyi olur Meryem, çok yordun beni!” dedi yanıt olarak…

Demek adı Serhat idi. Meryem Hanım adama adıyla anca kendisini siktikten sonra seslenmişti ve ben de adını yeni öğrenmiştim.

Meryem hanımın mutfağa geçip yemek ısıttığını duyuyordum. Dün geldiğinde mutfağa girip bir tencere kuru fasulye pişirmiş, ben de iki tabak yemiştim. Şimdi o yemekten aşığına da veriyordu, yani Serhat’a… Serhat da aynı benim gibi kuru fasulyeyi çok sevmişti,

“Ellerine sağlık, çok güzel olmuş. Benim karı böyle yapamıyor!” deyince, Meryem hanım,

“Senin karı neyi doğru düzgün yapıyor ki Allah aşkına!” dedi. “Senin karı bir, benim kocam iki… Al birinden vur ötekine…”

Bu konuşmalar gösteriyordu ki tahminim doğru çıkmıştı. Bunlar birbirlerini tanıyordu, muhtemelen de akrabaydılar.

Az sonra kapımın önünden biri geçti hızlıca… Meryem hanımdı bu… Tuvalete girmiş, çişini yapıyordu. Kapıyı kapatmadığı için sesini duyabiliyordum.

Küçük ve mağara gibi bir evdi burası ve ben devamlı şikayet ederdim bundan… O gün ilk defa evin bu halinden memnuniyet duymuştum. Meryem Hanım aşığıyla deliler gibi sikişmiş, ben de evin bu özelliği sayesinde olanı biteni dinlemiş ve dinlemeye devam ediyordum.

Sifon sesinin ardından hemen eğilip anahtar deliğinden baktım. Meryem hanımın bembeyaz, gün yüzü görmemiş kalçalarını görebildim sadece. Dolgun, etli kalçaları vardı.

Yutkundum, bu güzelliğin tadına Serhat bakıyordu şu anda ve ben elim yarağımda öylece kapının arkasında duruyordum. Bir kaç dakika sonra,

“Getireyim mi gene?” diye sordu Meryem hanım. Serhat,

“Yok, ellerine sağlık, yeter bu kadar. Bırak şimdi yemeği de gel şöyle!” dedi. Bu konuşmanın ardından uzun bir sessizlik yaşandı, sadece çekyatın gıcırtılarını duyabiliyordum.

Sikişmenin ardından şimdi de sevişiyorlardı anlaşılan. Az önceki yüksek perdeden sesler çıkartarak yaptıkları sikişmeye inat şimdi olabildiğinde az ses çıkarıyorlardı. Meryem hanımdan,

“Uffff, ayyyy, ığmmm!” sesleri geliyordu belli belirsiz. Serhat’ın onun vücudunu, memelerini öpüp emdiğini, yaladığını düşünüyordum bu seslerin sebebi olarak.

Birkaç dakika sonrasındaysa Serhat’ın,

“Oğhh, çok güzel, devam et, oğhhh!” diye diye inleme sesleri geldi kulağıma. Meryem hanımdansa ses çıkmıyordu. Kalp atışlarım aynı şiddette devam ediyordu. Acaba Meryem Hanım sakso mu çekiyordu Serhat’a? Kısa süre sonra,

“Tamam, gel şöyle!” dedi Serhat. İlk postanın ardından ikinci kez sikecekti Meryem hanımı. Benim de yarağım yeniden sertleşmeye başlarken, Meryem hanımın,

“Bu çekyat belimi acıtıyor, içerde oğlanın yatağında yapalım, küçük ama hiç değilse rahat!” demesini işittim.

“Nerden buldunuz bunu, çok eskimiş?” dedi Serhat.

“Bizim oğlanın arkadaşınınmış, kim bilir kaç senelik!” dedi Meryem hanım.

“Bana bak, nasıl biri bu arkadaşı?” diye sordu Serhat benim için.

“Bakarsan böyle saf, temiz görünüyor, ama abazanın biri. Herif geçen geldiğimde bavulu karıştırıp külotlarımdan birini almış. Hem de senin o aldığın mavi külotumu. Yatağının altında buldum, orospu çocuğu attırmış bir de döllerini üstüne. Allahtan bizim herife fark ettirmedim, yoksa sıçardı ağzına!” dedi Meryem Hanım.

“Cemil nerden bulmuş bu piçi? Bizim o taraflı biri olsaydı keşke. Bana bak, o herifin yanında giyimine, hareketlerine falan dikkat et!”

“Deli misin, ben oğlumun yanında bile başımı açmıyorum. Elin serserisinin yanında mı yapacağım, sen merak etme!” dedi.

“Bilmiyorum yani, ona göre. Sonra herif kalkıp hallenir sana falan, gelir sikerim anasını onun!” dedi sert bir sesle.

Serhat’ın değil de Meryem hanımın benim hakkımda bu şekilde konuşmasına bozuldum. Benim için orospu çocuğu demesine ayrı sinir oldum. Bana orospu çocuğu diyor, ama kendisi kocasını boynuzluyordu, hem de akrabalarından biriyle.

Ben sana yapacağımı bilirim dedim içimden, ama o anda sessiz kalıp yeni sikişmelerini dinleyecektim. Bu arada o külotu Meryem hanıma Serhat’ın aldığını öğrenmiştim. Demek Serhat Meryem hanımı sadece sikmiyor, aynı zamanda ona çamaşır bile alıyordu.

Az sonra salondan yan odaya geçtiler. Kulağımı duvara verdim. Sesler şimdi duvarın içinden gelse de salondaki konuşmalar gibi duyabiliyordum. Ancak sesler bana yetmez olmuştu, gözlerimle de olaya şahit olmak istiyordum.

Kapının topuzunu çevirdim yavaşça, usulca açtım ve koridora çıktım. Cemil’in odası her ne kadar benimki ile yan yana olsa da, kapıları yakın değildi. Kapıların arasında en az iki metre mesafe vardı.

Parmak uçlarıma basarak sessizce ilerledim. Odanın kapısını aralık bırakmışlardı. İçerden,

“Oğğhhh!” diye bir inilti geldi o ara, Meryem hanımdı inleyen. Hemen ardından da hızlı ve sert sikiş sesleri başladı. Şiddetli ‘Şlap, şlap, şlap!’ sesleri geliyordu yine…

Kalbim deli gibi atıyordu, nefes alışverişimi mümkün mertebe en azda tutmaya çalışıyordum. Sikiş sesleri kalp atışlarımın sesine karışıyordu. Başımı hafifçe uzatıp kapının aralığından içeri baktım. Gördüğüm manzara acayipti.

Serhat uzun boylu, iri yarı bir adamdı, Meryem Hanım’ı ayakta domaltmış sikiyordu. Meryem Hanım ellerini oğlunun yatağına dayamış vaziyetteydi.

Serhat’ın vücudu uzun ve sık kıllarla kaplıydı, insandan çok bir ayıya benziyordu. Kel kafası iri vücudunun üzerinde küçücük görünüyordu. Güçlü elleriyle Meryem Hanım’ın belinden tutmuştu.

Meryem hanımınsa dolgun vücudu güneş yüzü görmemiş süt gibi bembeyazdı. İri memeleri Serhat’ın yarak darbeleri ile sallanıp duruyor, götünün yanakları ve karnının, sırtının etleri löpürdüyordu. Uzun siyah saçları yüzünü kapattığından yüzünü göremiyordum. Saçları rüzgarda savrulur gibi dalgalanıyordu.

Meryem hanımın, “Oğhhh, ağhhh, ığhhh, sik, sik, oğhhh!” seslerine Serhat’ın homurtuları ve arada sırada söylediği,

“Böyle iyi mi Meryem? Kocan böyle sikiyor mu seni? Sen nesin, söyle bana, neyimsin benim?” sözleri karışıyordu. Serhat’ın bu sorularına,

“Oh, kocam senin gibi olsa seninle sevişir miyim hiç? Off… Senin orospunum ben!” diye yanıt veriyordu Meryem hanım.

Evet, doğrusu da buydu, Meryem hanım gerçekten de azgın bir orospuydu. Kocasını oğlunun odasında boynuzluyordu.

Serhat bir insan değil de güçlü bir boğa gibiydi. Yarak darbeleri ile Meryem Hanım öne doğru atılıyor, Serhat onu belinden güçlü ve kaba elleriyle kavramış tutuyordu. Bıraksa Meryem Hanım yatağın üzerine uçacaktı.

Serhat böğürtüler çıkartmaya başlamıştı yine. Götünün kaba ve kıllı etleri taş gibi katılaşmış, Meryem Hanım’ı gücünün en uç noktasına varıncaya kadar sert şekilde sikiyordu. Çıkardığı homurtular ve sesler beni bile korkuturken Meryem Hanım bundan büyük zevk alıyor,

“Sik, sik, oğhh, sik!” deyip duruyordu.

Bu şekilde sert sikilmekten büyük keyif alıyordu. O gece kocasının sessiz sedasız sikmesine karşın, şimdi Serhat’ın gürültülü sikmesi arasında dağlar kadar fark vardı. Çok güçlü ses patlamaları yaşanıyordu odada…

Serhat kendini kaybetmişti artık. “Ağhhh, ağhhh, ağhhh!” sesleri çıkara çıkara adeta intikam alırcasına sikiyordu Meryem hanımı. Yarağıyla Meryem hanımı delmeye çalışıyordu sanki. Amından soktuğu yarağıyla vücudunu delip ağzından çıkartmaya uğraşıyordu. Meryem hanımsa bu durumdan rahatsız değildi.

Meryem Hanım’ın amını ve Serhat’ın yarağını göremesem de gördüklerim bana yetiyordu. Serhat’ın inleye inleye, homurdana homurdana boşalması uzun sürmedi. Boşalırken de aynı güçle pompalamaya devam etti Meryem hanımın amına…

Pompalamaları gittikçe azalırken iniltileri ve homurtuları uzun ve tiz seslere dönüşmüştü. Bu arada Meryem hanımdan da aynı şekilde zevk iniltileri geliyordu.

Bense yine parmak uçlarıma basarak gerisin geri odama girip kapıyı kapattım. İçerden konuşmalar geliyordu, ama kalp atışlarımın sesi bu konuşmaları duymama engel oluyordu. Yan odanın kapısı açıldı az sonra, hemen eğilip anahtar deliğine baktım.

Kapının önünden geçen Serhat idi. Yarağı kazık gibi havaya dikilmişti yine. Az önceki gibi kırmızı bir kondom takılıydı yarağında. Bir saat içinde iki defa sikmişti Meryem hanımı. Onun peşinden Meryem Hanım da geçti tuvalete. Bembeyaz kalçaları terden ıslanmış, ışığın altında parıldıyordu.

“Sen yıkan, ben sonra yıkanırım!” dediğini duydum. Az sonra tüplü şofbenin çalıştığını ve Serhat’ın yıkandığını anladım.

“Ne zaman gelirsin?” diye sordu Meryem hanım.

“Bilmiyorum, bakarım!” dedi Serhat yanıt olarak.

“Tamam, ama arayı çok uzatma. Bu fırsat başka geçmez elimize!” dedi Meryem hanım. Kocası iş, ekmek peşinde koşarken, kendisi yarak peşinde koşuyordu, hem de oğlunun evinde…

15-20 dakika kadar sonra Serhat gitti. Onun ardından Meryem Hanım tuvalete girip yıkanmaya başladı. Kapıyı kapatmıştı. Yarağımın sertliği geçmişti. Hemen montumu aldım ve olabildiğince sessiz halde çıktım odadan.

Cemil’in odasına baktım. Yatağın üzerinde Meryem hanımın ellerini dayadığı yerler çukur yapmıştı. Salonda ise çekyat halen açıktı. Meryem hanımın çıkardığı giysileri ve çamaşırları yerdeydi. Çekyatın örtüsü dağınık bir haldeydi.

Yavaşça kapıyı açıp dışarı çıktım. İnanılmaz bir olaya şahit olmuştum. Sokaklarda, caddelerde dolaştım uzun uzun. Etrafımdaki onca kalabalığa, insan seline karşılık benim aklım Meryem hanımdaydı. Onu düşünmeden edemiyordum, bu mümkün değildi. Düşündükçe de yarağım sertleşiyordu yürüdüğüm halde…

Akşama doğru eve döndüm. Meryem Hanım ve Cemil salonda oturmuş televizyon izleyip baklava yiyorlardı. Meryem Hanım beni görünce yine gözlerini kaçırırken bugün neler yaptığını gayet iyi bildiğimden habersizdi.

Çekyatın yanında yerde gördüğüm giysileri vardı üzerinde. Desenli uzun eteği ile bol ve uzun kollu çiçekli gömleğini giymiş başını omuzlarını da örten bir türbanla bağlamıştı. Cemil,

“Abi gelsene, baklava ye!” dedi. Ardından da kalkıp mutfağa geçti ve az sonra elinde bir tabak baklava ile döndü. O kısa aralıkta Meryem Hanım elindeki tabağa dikmişti gözlerini. Bana bakmıyordu hiç…

“Bugün annemin amcasının oğlu gelmiş ziyarete, o getirmiş!” dedi Cemil tabağı uzatırken.

Demek Serhat Meryem hanımın amcasının oğluydu. Akraba olduklarını anlamıştım, ama bu kadar yakın olduklarını tahmin etmemiştim. Serhat Meryem hanımı çatır çatır sikmiş, bense izlemiş, dinlemiştim.

Şimdiyse getirdiği baklavayı yiyordum…

Pazar günü öğleye doğru uyandığımda Cemil evde yoktu. Meryem Hanım ise çekyatta oturmuş, televizyon izliyordu. Beni görünce bozulur gibi oldu. Bir şey demeden odama dönecekken,

“Kahvaltı yapacaksan mutfakta börek var!” dedi kuru ve sert bir sesle… Bir pazar kahvaltısında ev yapımı börek yemeyeli çok olmuştu.

“Teşekkür ederim!” dedim.

“Bir şey değil, istediğin kadar alabilirsin!” dedi ve ardından başka bir şey demeden Cemil’in odasına girip kapısını kapattı. Geçen gün bana orospu çocuğu demişti ama şimdi yaptığı börekten yiyebileceğimi söylüyordu.

Mutfakta küçük fırının içinde iki tepsi börek vardı. Çay da demlenmişti. Börekten birkaç büyük parça koparıp sıcak çay eşliğinde afiyetle yedim. Odama geçerken Meryem Hanım’ın telefonda konuştuğunu duydum. Kulağımı kapıya verip içeriyi dinledim.

“Olmaz diyorum sana olmaz, arkadaşı burada… Laftan anlamıyor musun sen? Ne diyeyim adama, dışarı çık mı diyeyim? … Nerede orası? İyi de ben buraları bilmiyorum, nasıl gelirim oraya? … Taksi nerden bulayım?” diyordu. Konuştuğunun Serhat olduğuna emindim.

Odama geçip kapımı kapattım. Birkaç dakika sonra kapıma vurdu, heyecanla açtım. Meryem Hanım karşımda süklüm püklüm bir haldeydi.

“Buyurun, bir şey mi lazım?” dedim.

“Şey, benim Beşiktaş’a gitmem lazım, ama nasıl giderim bilmiyorum. Buralarda taksi var mı?” dedi.

“Aşağı caddeden geçenlere binebilirsiniz!” dediğimde,

“Ben orayı bile bilmiyorum, nerden bulayım?” dedi.

“Şey, o zaman ben bindireyim sizi!” deyince,

“Zahmet olmazsa, çok makbule geçer!” dedi ve ardından, “Ben hazırlanayım!” diyerek odaya girip kapıyı kapattı. Kadının aşığı ile buluşmasına yardım edeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi, ama yaptığım tam da buydu.

Birkaç dakika sonra Meryem Hanım odadan çıktı. Çıkarken de kapıyı kilitlemeyi unutmadı. İkinci bir külot mevzusu yaşanmasını istemiyordu. Uzun ve siyah bir pardesü vardı üzerinde. Beline oturan pardesünün altında iri memeleri belirginleşmişti iyice.

Başında kırmızı desenli büyük bir türban vardı. Göz kenarlarına hafiften bir makyaj bile yapmıştı. Her ne kadar aşığı ve sikicisi de olsa kendini Serhat’a beğendirmek istiyordu. Siyah topuklu ayakkabısını da giyince dışarı çıktık.

Önümden pardesünün eteklerini tutarak merdivenleri çıkıyordu. Bu sırada çorapsız ve bembeyaz bacakları da açığa çıkıyordu. Sağlam bir götü vardı ve önümde bıngıl bıngıl sallanıyordu. Meryem Hanım aşığı ile sikişmeye gidiyordu, ama benim de yarağımı kaldırıyordu…

Aşağı caddeye indik, geçen taksilerden birini durdurdum.

“Abla Beşiktaş’a gidecek, en yakın yoldan götürürsün!” dedim taksiciye.

“Sen merak etme kardeş, ben hallederim!” dedi taksici. Arka koltuğa oturan Meryem Hanım bana,

“Allah razı olsun, çok sağ ol!” dedi gülümseyerek. İlk defa gülümsemiş, teşekkür etmişti. Meryem Hanım Serhat’la buluşmaya daha doğrusu sikişmeye giderken, ben de eve döndüm. Döner dönmez de tuvalete girdim ve Meryem Hanım’ı düşünerek otuzbir çektim.

Bir saat kadar sonra Cemil aradı.

“Anneme ulaşamıyorum, telefonu kapalı… Versene konuşayım!” deyince,

“Annen yok, dışarı çıktı!” dedim.

“Nereye gitti ki?” diye sordu şaşırmış gibi.

“Bilmiyorum, bir şey demedi bana!” dedim.

“İyi, tamam!” diyerek kapattı. Annesinin o sıralarda Serhat’la çatır çatır sikiştiğinden habersizdi. Meryem hanımın Beşiktaş’a gittiğini söylememekle iyi mi ettim kötü mü bilmiyordum, ama söyleyip işin içine karışmak da istemiyordum.

Üç saat sonra kapının zili çaldı. Gelen Meryem Hanım’dı. Telaşla içeri girerken ilk sözü,

“Cemil geldi mi?” oldu.

“Yok, gelmedi ama telefonla aradı. Size ulaşamamış…” dedim.

“Benim de telefonun şarjı bitmiş, eski telefon, hemen kapanıyor!” dedi elindeki telefonu gösterip… Sonra hiçbir şey demeden Cemil’in odasına girip kapıyı kapattı.

İçeride Cemil’le konuştuğunu duydum.

“Döne aradı, onun yanına gittim oğlum. Çay içip konuştuk. Bu telefonun şarjı çabuk bitiyor, kaç defa dedim babana bana yeni bir telefon alsın diye, ama almadı…” diyordu. Cemil saf bir çocuktu, annesi onu kandırmasını iyi biliyordu…

Birkaç gün sonra akşam üzeri eve geldiğimde bir sürpriz bekliyordu beni. Serhat çekyatta oturmuş, önündeki tabaktan meyve yiyordu.

Geçen gün yüzünü görememiştim. En fazla 40 yaşında gösteriyordu. Kel, saçsız kafasına inat siyah ve gür sakalları vardı. İri yarı, güçlü kuvvetli bir adamdı. İnsanı korkutan bir görünüşe sahipti.

Cemil de yanındaydı ilginç şekilde. Cemil,

“Abi gel, bak bu Serhat abi, annemin amcasının oğlu… Geçen gün baklava getirdi demiştim ya, o işte!” dedi.

“Memnun oldum!” dedim ve elimi uzattım. Serhat ayağa kalkıp elimi sıktı sıkıca ve

“Ben de!” dedi kaba ve isteksiz bir sesle…

Meryem Hanım beni görünce yüzünü ekşitti. Sikicisi oğluyla yan yana oturmuş meyve yiyordu ve ben bir anda damdan düşer gibi aralarına girmiştim.

“Afiyet olsun!” diyerek odama geçtim. Az sonra kapıma vuruldu. Meryem Hanım elinde bir tabak meyveyle kapımın önündeydi. Tabağı uzatıp,

“Afiyet olsun!” dedi hiç yüzüme bakmadan… Tabağı alırken parmaklarım parmaklarına değdi. O ilk ten temasımızda ne hissetti bilmiyorum ama, ben heyecandan ölecek gibi oldum.

Tepeleme meyve ile dolu tabağı silip süpürürken kapıma vuruldu yine… Açtım, bu kez Cemil karşımdaydı.

“Abi, Serhat abi bizi yemeğe götürüyor, sen de gel gidelim!” dedi.

“Yok oğlum, siz gidin ailecek… Benim ne işim var aranızda?” dedim.

“Olmaz abi, gelmezsen çok kırarsın beni… Güzel bir yemek yeriz, eğleniriz, vakit geçiririz!” dedi keyifli keyifli.

“İyi, tamam!” dedim, Cemil’i kırmak istemiyordum. Ne de olsa kiranın yarısını o veriyordu, hem bedavadan yemek yiyecektim.

Meryem Hanım hazırlanmıştı. Geçen günkü pardesü vardı üzerinde. Ancak bu kez makyaj yapmamıştı. Çenesinin altından sıkıca bağladığı büyük başörtüsüyle yaşından büyük gösteriyordu. Arabaya binerken Serhat Cemil’e,

“Cemil sen arkaya annenin yanına otur, arkadaş da yanıma geçsin!” dedi.

Meryem hanımın külotuna akıttığımı Serhat da biliyordu ve o yüzden kendince beni Meryem hanımdan uzaklaştırmaya çalışıyordu.

Cemil ve annesi arka koltuğa geçerken ben Serhat’ın yanına oturdum. Serhat yol boyu Cemil’le konuşurken benimle hiç konuşmadı. Aynı şekilde Meryem hanımdan da hiç ses çıkmıyordu. Gelmemden ikisi de rahatsız olmuştu, ama arada Cemil olduğundan bir şey diyemiyorlardı.

Lüks sayılabilecek bir kebapçıya gittik. Serhat sert tabiatlı olmasına karşın bonkördü. Cemil ve ben görmemişler gibi iyice midemizi doldurduk. Meryem Hanım ise oldukça sessizdi. Ürkek ve çekingen bir şekilde yiyordu yemeğini.

Eve döndüğümüzde Meryem Hanım odaya geçip kapıyı kapatırken, ben Cemil’e Serhat’la ilgili sorular sordum. Serhat’ın lokantacılık yaptığını, durumunun fena sayılmadığını, evli ve iki kızının olduğunu söyledi. Anne ve babasının Sivas’ta yaşadığını, ayda yada iki ayda bir Sivas’a onları görmeye gittiğini söyledi.

“Sivas’a geldiğinde bize de uğrar!” dedi. Tabii bu uğramalarda Serhat’ın annesini siktiğinden habersizdi.

Biz konuşurken Meryem Hanım odadan çıkıp yanımıza geldi ve

“Saat kaç?” diye sordu. Cemil de ben de kol saati kullanmıyorduk. Cemil telefonuna bakıp saati söylerken, annesi,

“Oğlum, şu duvara bir saat asın da dakka başı saati sormayayım. Sen de rahat et, ben de!” dedi. Meryem hanımın bu sözleri kafamın içinde şimşekler çaktırdı bir anda.

“Tamam, ben hallederim!” dedim Cemil’e.

Ertesi gün okuldan sonra önceden adresini aldığım bir mağazaya gittim. Kredi kartımın limitini doldurma pahasına epey para ödeyerek güzel bir duvar saati aldım. Getirip duvara astığımda, Meryem Hanım,

“Allah razı olsun, hah şöyle, saat kaç diye durmadan telefona mı bakmak lazım!” dedi. Saati beğenmişti. Ancak saatin içinde bir casus kamera olduğundan habersizdi.

Sonraki gün eve girdiğimde, Meryem hanımın, “Cemil sen misin?” diyen sorusu ile karşılaştım. Kendisi görünmüyordu, Cemil’in odasındaydı. “Hayır, benim, Burak!” dediğimde bir şey demedi, ancak oda kapısının kapanma sesi geldi.

Saatin arkasındaki hafıza kartını aldım. Gün içinde Meryem hanımın ne yaptığını çok merak ediyordum. Acaba Serhat gelmiş ve sikişmişler miydi? Odamın kapısını kilitleyip kartı bilgisayara taktım.

Saati satan adam görüntü ve ses kalitesinin çok iyi olduğunu, harekete duyarlı olduğundan sadece bir hareket olursa anında kayıt yaptığını söylemişti. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Kartın içindeki video dosyasına tıklayıp açtım…

Saat 09:30’da Meryem Hanım elinde telefonuyla çekyatta oturuyordu. Kulaklığı takıp sesi açtım hemen. Konuştuğu Serhat’tı.

“Ne zaman gelirsin? Yok, Cemil de yok, öbür oğlan da! Tamam, acele et!” diyerek kapatırken, saati almakla çok iyi yaptığımı anladım.

Meryem Hanım evde kimsenin olmaması nedeniyle başını örtmemişti. Uzun ve siyah saçlarını arkadan bir lastikle bağlamıştı. Uzun ve bol siyah bir etekle, kırmızı uzun kollu bir gömlek giymişti.

Saat onu biraz geçerken kapının zili çaldı. Saniyeler sonra Serhat salonda, duvar saatinin yani kameranın karşısındaydı. Yarağım sertleşmeye başlarken şu anda yan odada bulunan Meryem hanımın yediği naneleri öğrenecek olmanın heyecanı her yanımı sarmıştı.

Meryem Hanım bir anda Serhat’a sarıldı sıkıca, Serhat da aynı şekilde karşılık verdi. Ardından Serhat çekyata otururken Meryem hanımı da kucağına oturttu. Serhat Meryem hanımın dudaklarını, yanaklarını deli gibi öpüyor, arada bazen kendini kaybetmiş gibi,

“Çok özledim seni, çok özledim!” deyip duruyordu. Oysa daha birkaç gün önce Meryem hanımı taksiye bindirip göndermiştim, o gün de çatır çutur sikişmişlerdi, ama bu onlar için çok gerilerde kalmıştı demek ki.

“Çok özledim!” sözlerine Meryem Hanım da aynı şekilde karşılık veriyordu. Serhat onun yüzünü, dudaklarını, yanaklarını öperken, o Serhat’ın sırtını, omuzlarını okşuyordu.

Derken Serhat sağ elini Meryem hanımın eteğinin altından soktu. O anda yarağım patlayacak hale gelmişti bile. Meryem hanımın çorapsız, bembeyaz ve dolgun kalçasını avuçlayıp okşarken, benim gözüm o muhteşem kalçadaydı.

Serhat Meryem hanımın kalçasını okşarken, Meryem Hanım da gömleğinin düğmelerini açmaya başlamıştı. Azgın, yerinde duramayan bir kadındı. Az sonra Meryem hanımın beyaz, dolgun memeleri açığa çıktı.

Sutyen takmamıştı, gömleğin düğmeleri açılır açılmaz memeleri arzı endam etmişlerdi. Serhat’ın sağ eli Meryem hanımın kalçasında, ağzı memelerindeydi. Kadının memelerini deli gibi emiyor, ısırıyor, öpüyordu.

Meryem hanımsa halinden çok memnundu. Serhat’ın kel kafasını okşayıp öpüyordu bu sırada. Serhat elini eteğin altına daha çok sokmaya başladı.

Derken Meryem hanımın beyaz külotunun Serhat’ın elinin altında olduğunu gördüm. Külotun lastiklerini çekiyordu. Kendinden geçmiş halde Meryem hanımın memelerini emmeye devam ediyordu.

Onlar karşımda sevişirken bense pantolonumu çıkardım, bir elimi yarağıma atmış diğeri ile maus tutuyordum. Kalbim beynimde atıyordu sanki. Sevişmeleri çok uzun sürmedi. Serhat’ın,

“Kalk, soyun hadi!” demesi ile Meryem hanımın,

“Tamam!” diyerek ayağa kalkması ve saniyeler içinde çırılçıplak kalması bir oldu.

Un gibi beyaz, güneş yüzü görmemiş vücudu kaymak gibiydi. Kaydı dondurdum, zoom yaptım. Meryem hanımın ekrandaki vücuduna dokundum parmaklarımla, ona gerçekten dokunamıyor, kendimi bu şekilde avutmaya çalışıyordum. Bir süre bu şekilde dokundum, sonra kaldığım yerden oynatmaya devam ettim.

Bu arada Serhat da soyunmuştu, çırılçıplaktı. Kıllı, iri yarı, kaslı vücuduyla salonun ortasında koca bir heykel gibi duruyordu. Meryem Hanım onun omuzlarına ancak geliyordu. Yarağı koca bir sopa gibi önünde havaya dikilmiş sallanıyordu.

Serhat çekyata oturdu ve bacaklarını iki yana açtı az sonra, Meryem hanımsa önünde yere diz çöktü. Derken Serhat’ın yarağını ağzına aldı. Meryem hanımın sırtını ve götünü görebiliyordum bu anlarda, ancak çıkardığı sesler beynimin içinde yankılanıyordu.

“Oğmmm, ığmmm, ağmmm…” diye diye aç bir köpek gibi saldırmıştı yarağa. Serhat onun saçlarını okşuyor, ara ara başını geriye atıyordu.

“Yala, yala, ohhh, çok güzel, yala benim orospum, yala…” deyip duruyordu bazen de. Yarağımı sıvazlıyordum, müthiş bir manzara vardı karşımda…

Meryem hanımın saksosu devam ediyordu. Başını emme basma tulumba gibi kaldırıp indiriyordu. Koca götü ise sallanıp duruyordu. Serhat’ın yerinde olmak için neler vermezdim. Meryem hanımın bu işi iyi bildiği belliydi. Serhat’ın zaman zaman kasıklarını, taşaklarını da öpüyordu yarağını emerken… Serhat’ın,

“Yavaş, dişleme!” dediği de oluyordu. Meryem Hanım kendini kaybedip yarağı salatalık zannetmiş ısırıyordu anlaşılan…

Sakso faslı birkaç dakika sürdü. Serhat kendini kontrol edebiliyordu, çabucak boşalmıyordu. Onun da deneyimli bir erkek olduğu çıkmıştı meydana. Gözlerim bayram ediyordu resmen. Meryem Hanım gizli, gerçek bir hazineydi. Derken Serhat,

“Tamam, hadi kalk!” dedi. Meryem Hanım biraz daha devam etti saksoya, ancak daha sonra kalktı ayağa… Serhat çekyatta oturmaya devam ediyordu. Meryem Hanım,

“Odaya gidelim mi?” diye sorunca,

“Yok be, göt kadar yatak o, burası daha iyi!” dedi. Meryem Hanım,

“O zaman aç şunu hadi!” dedi sabırsızca.

“Azdın mı?” diye sordu Serhat gülerek.

“Çok azdım, çok azdırdın beni!” dedi Meryem Hanım Serhat’ın bu sorusuna.

Kılsız, tıraşlı amı hafiften kızarmıştı. Görüntüyü durdurup zoom yaptım yine. Amının etli dudakları büyüktü. Bu arada amının sulandığı da belliydi çünkü görüntülerde kasıklarındaki ıslaklık da belli oluyordu.

Oynatmaya devam ettim. Serhat çekyatı açarken Meryem Hanım görüntüden çıktı. Az sonra elinde bir battaniye ile geri döndü.

“Bu ne?” diye sordu Serhat.

“Dur şunu sereyim, çekyat eski, insanın orasına burasına batıyor!” dedi Meryem Hanım ve battaniyeyi çekyatın üzerine serdi iki kat halinde…

Serhat çıkardığı pantolonun cebinden cüzdanını aldı. Cüzdanın içinden bir kondom çıkarttı daha sonra. Yarağı önünde dikilmiş sallanmaya devam ediyordu bu sırada. Meryem hanımsa sırtüstü uzandı çekyata ve bacaklarını iki yana ayırdı. Bir yandan da amını ovalıyordu.

Az sonra Serhat kondomu yarağına taktı, geçen günkü gibi kırmızı bir kondomdu bu da. Kondom yarağının yarısını biraz geçiyordu, tamamına yetmiyordu.

“Gel hadi!” dedi Meryem Hanım Serhat üzerine uzanıp bacaklarının arasına girerken. Ardından Serhat yarağını kavradı ve Meryem hanımın amının üzerine, kasıklarına sürttü bir süre.

“Ohhh, ımmm…” diye güçlü iniltiler çıkardı Meryem Hanım.

Derken Serhat’ın yarağı Meryem hanımın amına yavaş yavaş girmeye başladı ve Serhat da bacaklarını arkaya doğru uzattı. Klasik pozisyonda sikecekti Meryem hanımı. Ellerini Meryem hanımın başının yanından çekyatın koluna atarken Meryem Hanım Serhat’ın kaslı sırtını, omuzlarını okşuyordu.

Serhat yavaş yavaş Meryem hanımın amında çalışmaya başlarken, eski çekyatın gıcırtıları da daha çok gelmeye başladı kulağıma. Aynı zamanda Meryem hanımdan derin iniltiler geliyordu. Serhat ayaklarını biraz daha geriye atarak kendine pozisyon yaratırken Meryem hanımın amında daha hızlı gidip gelmeye de başlamıştı.

“Oğhhh, ağhhh, ığmmm, devam et, ayyyy…” sesleri istemsizce çıkıyordu Meryem hanımdan.

Serhat ise daha da hızlanmaya başlamıştı. Kıllı götü inip kalkıyor, yarağı Meryem hanımın amının daha derinlerine girip çıkıyordu. Çekyatın gıcırtıları saniyeler içinde çoğalmaya başlamıştı bu sırada. Serhat gene ayı gibi sesler çıkartıyordu.

Meryem Hanım ayaklarını Serhat’ın beline dolarken Serhat daha da hızlandı, bir makine gibi sikiyordu Meryem hanımı.

“Ağhhh, ağhhh, ığhhh, ayyyy, ağhhh, ığmmm…” diye diye iniltiler koyuveriyordu Meryem Hanım elleri Serhat’ın sırtında gezinmeye devam ederken.

Serhat gitgide hızlanmaya başlarken götü daha güçlü şekilde kalkıp inmeye başlamıştı. Demirden bir sopa gibi olan yarağı Meryem hanımın derin amının içinde kendine yol açıyordu sanki. Yarağımdan artık zevk sıvıları gelmeye başlamıştı. Nefes alış verişlerim gittikçe sıklaşmaya başlamış, göğsüm şiddetle kalkıp iner olmuştu.

Az sonra Serhat Meryem hanımın amından çıktı, dizlerinin üzerine çökmüş vaziyetteydi. Meryem hanımın ayak bileklerinden tutarak kaldırdı ve omuzlarına attı. Öne doğru eğilmeye başlarken yarağı yeniden Meryem hanımın amına giriyordu. Bu şekilde sikmeye başlarken Meryem hanımın bu pozisyonda daha çok zevk aldığı çıkardığı sesler ve iniltilerden anlaşılıyordu.

“Sik, sik, oğhhh, sik, kökle, kökle, ığmmm, kökle…” deyip duruyordu. Bu sözleri Serhat’ı daha da azdırıyor, azdıkça daha büyük bir güçle pompalıyor, köklüyordu.

Artık çekyatın gıcırtıları en son noktasına gelmiş gibiydi. Gıcırdamaktan ziyade çatır çutur sesler geliyordu çekyattan. Serhat hayvan gibi, öküz gibi sikiyordu Meryem hanımı…

Öne doğru daha da eğildi, elleriyle çekyat kolundan destek alıyordu, şınav vaziyeti almıştı. Meryem hanımın götü bu esnada havaya kalkmış haldeydi. Serhat’ın her bir abanıp köklemesiyle götü yaylanıyor, Serhat’ın omuzlarının üzerinden tavana bakan bacakları sallanıp duruyordu.

Müthiş azdırıcı, tahrik edici bir manzaraydı bu. En iyi pørnø filmden bile daha çok zevk veriyor, coşturuyordu. Serhat’ın abanmaları devam ettikçe Meryem hanımın iniltileri de çoğalıyordu.

“Ağhhh, sik, sik, ayyy, ağhhh, sik, kökle, sik, daha çok, sik…” diyordu aldığı zevkle kendinden geçmiş bir halde…

Serhat bu pozisyonda pek rahat edememiş olmalı ki Meryem hanımın amından çıktı az sonra. Meryem hanımın sol bacağını omzunda tutarken sağ bacağını indirdi, her iki bacağını ayırdı iyice. Sol ayağını yere koydu, sağ ayağı çekyatta kaldı. Yarağını kısa bir süre sıvazladıktan sonra Meryem hanımın derin bir çukuru andıran amına sokmaya başladı tekrar…

Kondom yarağının tamamını içine alamazken Meryem hanımın amı olduğu gibi alıyordu. Tabii bu görüntü benim yarağımı kaldırırken aynı zamanda şaşkınlığımı da artırıyordu. Serhat bu pozisyonda daha da büyük bir güçle pompalamaya, sikmeye başladı.

Çıldıracak gibiydim artık. Meryem hanımın Serhat’ın omzundaki sol bacağı sallanıp duruyordu sürekli, dizinden büktüğü sağ bacağını ise kendisi tutuyordu. Serhat ayaklarından aldığı destekle köklüyor, götü inip kalkıyordu devamlı.

Yarak Meryem hanımın amına piston gibi girip çıkıyor, ikisinden gelen iniltilere çekyatın kulak tırmalayan gıcırtıları eşlik ediyordu.

Meryem hanımın koca memeleri Serhat’ın pompalamaları ile beraber deli gibi sallanıyordu. Meryem Hanım boşta duran eliyle memelerini avuçlayıp sıkıyor, onların deli gibi sallanmasına engel olmaya çalışıyordu bazen de…

Serhat’tan geçen gün duyduğuma benzer korkutucu sesler çıkmaya başladı az sonra.

“Ağhhh, ağhhh, ohhh, boşal, boşal, amına koduğumun orospusu, ahhh, boşal…” deyip duruyordu kendini kaybetmiş halde.

Bir ara Serhat deli gibi pompalamaya başladı. Sanki görüntüler hızlandırılmış gibiydi. Büyük bir hızla ve güçle sokup çıkartıyordu yarağını Meryem hanımın amına.

Bu anlarda Meryem Hanım Serhat’la çekyat arasında tost olmuş vaziyetteydi. Ancak halinden duyduğu memnuniyet çıkardığı zevk iniltileri ile belli oluyordu.

Boşalmaya gittikçe yaklaşıyordu Serhat. En sonunda derinden ve güçlü hırıltılar, böğürtüler eşliğinde boşaldığında hareketleri yavaşlamaya başladı. Gücünü son damlasına kadar kullanmış, Meryem hanımı hayvan gibi sikmişti. Meryem hanımdan da yoğun ve güçlü zevk iniltileri geliyordu bu sırada…

Bir dakika kadar sonra Serhat Meryem hanımın amından çıktı. Kondomun içi dölleriyle dolup taşmış, kondom nerdeyse yarağının ucuna kadar gelmişti. Meryem hanımın amının etrafı, kasıkları sırılsıklam bir haldeydi. Serhat ayağa kalkarken Meryem Hanım da doğruldu.

Serhat görüntüden çıkarken Meryem Hanım bir süre daha oturmaya devam etti çekyatta. Ardından o da görüntüden çıktı. Görünmeseler de sesleri geliyordu. İkisi de tuvaletteydi. Videoyu durdurdum.

Artık kendime hakim olacak durumda değildim. Birkaç kağıt mendil aldım elime, kısa bir süre yarağımı sıvazladıktan sonra deli gibi boşalmaya başladım. Döllerimi kağıt mendillerle sildim. Boşalmak beni rahatlatmıştı.

Bu arada kulaklık halen kulağımdaydı. Çıkartınca içerden gelen sesleri duydum. Cemil gelmişti, annesiyle konuşuyordu. Beni bu halde görmelerinden çekindiğim için bilgisayarı kapattım. Kağıt mendilleri katlayıp yatağımın altına koydum. Üstümü başımı toparladım ve sessiz olmaya çalışarak kilitlediğim kapımı açtım.

Cemil sabah annesinin sikiştiği çekyatta oturmuş, elinde bir telefonla uğraşıyordu. Yeni bir telefondu bu ve kutusu sehpanın üzerindeydi. Meryem Hanım da yanında oturuyor, telefona bakıyordu.

Beni görünce biraz gerginleştiğini fark ettim. Uzun ve bol siyah eteği gene üzerindeydi, ama kırmızı gömleği yoktu. Onun yerine çiçekli bol bir gömlek giymişti. Başında omuzlarını ve memelerini de örten büyük bir türban vardı ve çenesinin altından bağlamıştı yine…

Cemil telefonu nasıl kullanacağını gösteriyordu annesine. Meryem Hanım yeni bir oyuncağa sahip olmanın heyecanını yaşayan küçük bir çocuk gibiydi.

“Tamam oğlum ver bana, ben hallederim…” deyip duruyor, telefonu Cemil’in elinden almaya çalışıyor, ama Cemil vermiyordu bir türlü.

“Dur be kadın, az sabret!” diyordu sürekli Cemil. Annesinin ne kadar sabırsız olduğunu daha az önce görüntülerde izlemiştim.

Gözlerim Meryem hanımın üzerindeydi. Onu aklımdan çıkarmam mümkün değildi. Görünüşünün tam tersi, azgınlığı başına vurmuş bir kadındı.

Bakışlarımdan rahatsız olduğunu fark ettim, ama umurumda değildi. Serhat ile deliler gibi sikişirken iyiydi de benim bakışlarımdan mı rahatsız oldun amına koyduğumun orospusu dedim içimden…

Cemil sonunda telefonu annesine verdi. Meryem Hanım kalktı, hiç yüzüme bakmadan Cemil’in odasına geçerken,

“Mutfakta köfte var, ısıtıp yersiniz!” dedi ikimize birden. İzlediklerim ve boşalmak beni acıktırmıştı, güzel bir yemekle karnımı doyurmak çok iyi olacaktı.

“Telefonu kaça aldın?” diye sordum Cemil’e.

“Ben almadım, Serhat abi almış!” dedi Cemil. Demek Serhat almıştı telefonu. Kadını sikmekle kalmamış bir de telefon hediye etmişti.

Yemekten sonra odama geçtim ve kapımı kilitledim yine. Bu kısa aranın ardından videonun geri kalanında beni nelerin beklediğini çok merak ediyordum…

Yemekten sonra odama geçtim ve kapımı kilitledim yine. Bu kısa aranın ardından videonun geri kalanında beni nelerin beklediğini çok merak ediyordum…

Serhat göründü ilk önce, hemen ardından da Meryem Hanım. İkisi de çırılçıplaktı. Yıkanmışlardı, Meryem Hanım elindeki havluyla saçlarını kuruluyordu. Serhat’ın inik haldeki yarağı kasıklarına geliyordu.

Serhat çekyata uzanırken Meryem Hanım bir süre daha kuruladı saçlarını, ardından o da Serhat’ın yanına uzandı. Birbirlerine sarıldılar. Serhat Meryem Hanımın iri kalçalarını, poposunun yanaklarını okşuyor, avuçluyordu.

Meryem Hanımsa onun göğsünü öperken bir eliyle de yarağını kavramış okşuyordu. Sevişmiş, banyo yapmış, şimdi de ağır tempoda sevişiyorlardı.

Serhat Meryem Hanımın iri memelerini öpmeye, emmeye başladı az sonra… Kaba, iri elleriyse çıplak vücudunda geziniyor, kalçalarını, karnını okşuyordu sürekli…

Meryem Hanım buna Serhat’ın yarağını sıvazlayarak yanıt veriyor, onun çıplak göğsünde dudaklarını gezdiriyordu. Yarağım gitgide sertleşmeye başlamıştı. İkinci postanın öncesinde kıvama getiriyorlardı birbirlerini.

O ara benim oda kapısının vurulduğunu duydum. Kulaklığa rağmen ‘Güm güm!’ diye gelen sesler beni korkuya düşürdü. Kulaklığı çıkardım ve

“E, Efendim?” dedim heyecandan kekeleyerek. Kapının arkasından gelen Meryem Hanımın sesiyle daha da heyecanlanıp telaşlandım.

“Burak, tatlı yer misin?” diye soruyordu.

“Bir saniye!” dedim ve videoyu durdurup ekranı kapattım hemen.

Pantolonun önünde çadırı dikmiştim. Beni bu halde görürse ne yapardım? Kapıyı açtım, ama arkasına geçtim, başımı uzattım. Elinde bir tabak sütlaç vardı.

“Rahatsız etmedim inşallah?” deyince,

“Yo, yok, müzik dinliyordum…” dedim.

“Söylemeyi unuttum. Sütlaç yapıp dolaba koymuştum. Dolapta gene var, almak istersen çekinme!” dedi tabağı uzatarak.

“Çok teşekkür ederim, zahmet oldu size!” dedim jestine karşılık.

“Yok canım ne zahmeti!” dedi gülümseyerek.

Dakikalar önce salonda bakışlarımdan rahatsız olmuş gibi görünürken, şimdi karşımda gülümsemesini anlayamadım. Ama bunun sebebini öğrenmem gecikmedi. Meryem Hanım,

“Şey diyecektim, bu telefonu ben çözemedim, Cemil de anlamadı. Sen nasıl kullanıldığını biliyor musun?” dedi.

“Tabii, bakarım!” dedim.

“Tamam, sütlacını ye, ondan sonra!” dedi yine gülümseyip.

Yatağımın üzerine oturup Meryem Hanımın yaptığı sütlacı kaşıkladım. Çok güzel yapmıştı, afiyetle yedim. Ekranımda kadının Serhat’la sevişmesini izlerken bir anda karşıma elinde bir tabak sütlaçla çıkmıştı.

Doğrusu ilginç bir durumdu. Yarağımın sertliği yaşadığım heyecan ve korkuyla geçmişti çoktan. Yuvasına çekilmiş köstebek gibi gözden kaybolmuştu bir anda.

Salona geçtiğimde Meryem Hanım çekyatta oturuyordu. Cemil görünmüyordu.

“Cemil yok mu?” diye sordum.

“Yok, dışarı çıktı, arkadaşıyla buluşacakmış!” dedi. Akşam vakti evde yalnızdık. Meryem Hanım eve geldiğinden beri ilk defa böyle bir durum yaşanıyordu. Telefon elindeydi. Çekyatın yanındaki sandalyeye oturdum, ama Meryem Hanım,

“İstersen böyle gel!“ dedi yanını göstererek.

Çok heyecanlıydım, Meryem Hanımla ilk kez böylesine yakınlık kuruyordum. Telefonu verirken yine parmaklarım parmaklarına değdi. Bembeyaz yumuşacık, etli parmak uçları bile içimi bir hoş ediyor, beni heyecanlandırıyordu.

Çok bilinmeyen bir markanın dokunmatik bir telefonuydu. Alışmak için biraz kurcalamak gerekiyordu. Ben telefonla uğraşırken Meryem Hanım dikkatle bakıyordu.

Heyecandan ölecektim sanki. Dakikalar önce bilgisayarımın ekranında deliler gibi sikişen, sevişen kadın şimdi yanı başımdaydı. Hacı yağı denilen biraz ağır bir koku geliyordu üzerinden, ama rahatsız edici değildi. Aksine Meryem Hanıma çok yakışan bir kokuydu.

Neyse ki birkaç dakika içinde çözmüştüm telefonu. Nasıl kullanacağını gösterdim kabaca… Parmaklarını uzatıp,

“Şuraya mı dokunmam lazım, şöyle mi olacak?” gibi sorular soruyordu telefon elimde olduğu halde.

Pantolonun altında yarağımın hafif hafif sertleşmeye başladığını fark ediyordum. Kendime hakim olmaya çalışsam da yapamıyordum. Sonunda telefonu Meryem Hanıma verdim.

“Eğer anlamazsanız gene gösteririm!” deyince,

“Allah razı olsun, çok sağ ol!” dedi. Ardından kalkıp mutfağa geçti. Az sonra elinde bir tabak sütlaçla geldi ve sehpanın üzerine koydu. Bolca tarçın dökmüştü üstüne. Tekrar yanıma otururken,

“Al ye bakalım!” dedi işaret ederek. Teşekkür edip sütlacı yerken, “Senin annen baban nerde yaşıyordu?” diye sordu.

“Muğla’da!” deyince,

“Ha Muğla’da tamam, Cemil söylemişti de unuttum, kusura bakma!” dedi mahcup bir edayla. Ne iş yaptıklarını sorunca anlattım.

“Ben de bizim Sivas’la İstanbul’dan başka bir yeri bilmiyorum. Hoş, Sivas’ta da evin içindeyim akşama kadar, bir yere çıktığım yok. Aslında kadın terzisiyim, ama bizim herif sağ olsun çalışmamı istemiyor. Burada da aynı, gene değişen bir şey yok. Cemil’e söylüyorum, çıkar beni dışarı, gezelim biraz, hava alalım diyorum, ama dinleyen kim. Kendine kız arkadaş bulmuş bir tane, şimdi de onun yanına gitti zaten. Oğlum anasını unuttu!” dedi gülümseyerek.

Demek Cemil kız arkadaş yapmıştı. Haberim yoktu bundan. Ne diyeceğimi bilmediğimden susmak en iyisiydi. Sessizce sütlacı yiyip bitirince,

“Gene var, getireyim mi?” diye sordu.

“Yok, zahmet etmeyin…” dedim utangaçça.

“Afiyet olsun!” dedi. Kısa bir sessizlik oldu, odama gidip gitmeme konusunda kararsızdım.

“Senin var mı arkadaşın?” diye sorunca,

“Efendim?” dedim heyecanla.

“Arkadaşın, yani kız arkadaşın var mı?” diye sordu bu kez. Meryem Hanım muhabbeti ilerletiyordu. Kalbimin atışları hızlanmaya başladı.

“Vardı, ama ayrıldık!” dedim.

“Bu zamanda kızlar da bir acayip. Eskiden erkekler kız peşinde koşardı, şimdi kızlar erkek peşinde koşuyor. Al bizimkinin bulduğu mesela… Çorum’dan gelmiş buraya okumaya, ama akşamın bu saatinde elin adamıyla dışarlarda geziyor!” dedi.

“Öyle, zaman değişti!” dedim dediklerini onaylıyormuş gibi yaparak. Meryem Hanıma göre zaman değişmiş kızlar erkek peşinde koşuyordu, ama kendisi de kocasının olmamasını fırsat bilip aşığı ile çatır çatır sikişiyordu.

“Bana müsaade…” dedim ayağa kalkıp.

“Sütlaç istersen dolaptan al, bir tencere yaptım!” dedi gülümseyerek.

“Sağ olun!” diyerek odama geçerken, Meryem Hanımın sandığım gibi biri olmadığını anladım.

Yanında kocası, oğlu veya Serhat varken benden çekinir görünürken, kimse olmadığında rahat hareket ediyor, çekinmiyordu. Pazar günü börekten yiyebileceğimi söylemesi, kendisini taksiye bindirmemi istemesi de bunun bir işaretiydi.

Kapıyı yavaşça kilitledim ve bilgisayarın başına oturdum. Ekranı açtım, kulaklığı taktım. Kaldığım yerden devam ettim izlemeye. Az önce içerde, yanımda oturan, kokusunu aldığım, nefes alış verişlerini hissettiğim Meryem Hanım şimdi yine Serhat’la sevişiyordu.

Serhat memelerini öpüyor, emiyordu sürekli. Meryem Hanımsa,

“Daha hızlı, hızlı em!” diyordu Serhat’a. Onun kel kafasını, omuzlarını, sırtını okşuyordu.

Serhat aldığı talimatla memelere iyice yumuldu, dili meme uçlarında geziniyor, ısırıyor, dişliyordu. Saatin gizli kamerası saniye saniye net bir şekilde kaydetmişti hepsini. Meryem Hanım tatmin olmamış gibi,

“Hızlı em, daha hızlı!” deyip duruyordu yine.

Serhat’ın iri elleri bembeyaz, dolgun kalçasında, götünün üzerinde gezinirken, Meryem Hanım başını sağa sola çeviriyor,

“Ihhh, ohhh…“ diye diye hafiften inliyordu. Yarağım demir gibi olmuştu bile. Hemen pantolonu indirdim, bir elimi yarağıma atıp okşamaya başladım.

İki Meryem Hanım vardı. Biri salonda oturup oğlunun kız arkadaş edinmesinden şikayet eden, diğeri ise kendini aşığının kollarına atan. İkisi de aynı kadındı. Biri ahlak, namus bekçisi rolünde iken, diğeri gerçek bir fahişeydi. Ve ben aynı anda ikisine birden şahit oluyordum.

Serhat üzerine uzandı Meryem Hanımın. Meryem Hanım dizlerinden büktüğü bacaklarını iki yana açarak aşığını kollarının arasına aldı. Serhat şimdi memelerine daha büyük bir saldırı başlatmıştı.

Meryem Hanım onun kel kafasını, sırtını, belini zaman zaman da götünü okşuyordu. Serhat’ın gür sakalları yüzünde, yanaklarında, dudaklarında, memelerinde geziniyordu sürekli ve Meryem Hanım bundan rahatsızlık duymuyor, aksine çok mutlu oluyordu.

Bir süre sonra Serhat doğruldu ve ayağa kalktı. Elini yine pantolonuna ve cüzdanına attı. Az sonra,

“Hassiktir!” dedi cüzdanın içine bakarak. Başka kondom yoktu anlaşılan. Meryem Hanım,

“Yok mu?” diye sorunca,

“Yok!” dedi Serhat.

“Ne yapacağız?”

“Ne olacak, daha önce kondom mu vardı, böyle yapacağız!”

“Olmaz, daha önce de böyle yaptın, sonra gördük sonucunu!” dedi. Ne olmuştu ki?

“Korkma, boşalmam içine!” dedi Serhat, ama Meryem Hanım ikna olmuyordu. Serhat, “Ne yapalım şimdi sana, içine boşalmam diyorum, anlamıyor musun? Çok istemiyorsan götten ver o zaman!” dedi sert bir sesle.

Bunu duyunca heyecanım daha da arttı. Yoksa Serhat Meryem Hanımı götünden mi sikecekti? Meryem Hanım götünden de mi veriyordu Serhat’a?

Ancak Meryem Hanımın,

“Sen git karını götünden sik!” demesi ile hevesim kursağımda kaldı. Bu sözlere Serhat’ın cevabı,

“Verse de siksek!” oldu. Meryem Hanım doğruldu çekyatın üzerinde ve

“Bak, bir daha şu lastik olmadan gelme buraya. Allah göstermesin geçen sefer gebe kaldım, gördün başımıza gelenleri, kalkıp benim başımı yakma gene. Dikkat et, boşalmadan önce çıkart hemen!” dedi.

Demek Serhat’tan hamile kalmış ve büyük ihtimalle de çocuğu aldırmıştı. Duyduklarıma inanamıyordum. Serhat,

“Tamam tamam, korkma sen, ben tutarım kendimi!” dedi başını sallayarak. Ardından, “Sen üstüme çık!” dedi ve çekyata uzandı sırt üstü.

Yarağı sertleşmiş kalın bir sopa gibi havaya dikilmişti. Meryem Hanım bir süre bu sopayı sıvazladı eliyle, kısa bir süre de ağzına alarak emdi, yalayıp parlattı. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Az sonra Meryem Hanım çekyatın üstüne çıktı, her iki ayağını Serhat’ın kalçalarının yanına koydu ve yarak altında kalacak şekilde çömeldi.

Nefesimi tutmuş izliyordum. Yarağımdan zevk sıvıları gelmeye başlamıştı yine. Meryem Hanım eliyle Serhat’ın yarağını kavradı ve amına hizaladı. Kocaman yarak amına girmeye başlarken gözden de kayboluyordu.

Sonunda Serhat’ın yarağı Meryem Hanımın amında kaybolmuştu. Koca yarağı tamamen amına almıştı Meryem Hanım.

Bir süre oturur, daha doğrusu işer gibi çömelir vaziyette kaldı Meryem Hanım. Ardından götünü ileri geri hareket ettirmeye ve yaylanmaya başladı. Bu anlarda,

“Immm, ohhh, ayyy…” diyerek gözlerini kapatmış halde kendinden geçmiş aldığı zevki gösteriyordu.

Dizlerinden tutmuş oturup kalkmaya başladı yarak amında olduğu halde. Serhat ise onu belinden tutmuş destekliyordu.

“Böyle daha güzel!” dedi Meryem Hanım az sonra.

“Sana spiral taktır dedim, anlatamadım!” dedi adam… Ama Meryem Hanımdan cevap gelmedi bu sözlere. Öne doğru eğildi az sonra, ellerini Serhat’ın çıplak, kıllı ve geniş göğsüne attı. İleri geri yaylanıyor, götünü kaldırıp indiriyor, yarak amına girip çıkıyordu sürekli…

Serhat’ın elleri dolgun vücudunda, memelerinde, götünde geziniyor, sarkan memelerini deli gibi emiyor, öpüyordu. Çekyatın gıcırtıları geliyordu kulağıma. Meryem Hanım altta olduğu gibi üstte de uzmandı, erkeğini mutlu etmesini biliyordu.

Hareketleri, yaylanmaları gittikçe hızlanmaya başladı. İniltileri de çoğalıyordu. Terlemiş, ıslanmış amından osuruk sesine benzer sesler gelmeye başlamıştı. Serhat’ın demirden yarağı amının duvarlarını dövüyordu devamlı ve bu halinden çok memnundu.

Öne doğru biraz daha eğilince götü tümsek yapıp havaya dikildi. Bu anda Serhat alttan güçlü, sert ve seri şekilde pompalamaya başladı.

“Ohhh, ohhh, ımmmm, ahhhh, evet, ahhh, evett, devam ettt, uhhhh, sik, ohhh, sik!” demeye başlamıştı Meryem Hanım.

Serhat’ın güçlü yarak darbeleriyle etli göt yanakları şiddetle löpürdüyordu. Amından gelen osuruk benzeri seslere ‘Şap, şap, şap!’ şeklindeki pompalama sesleri karışıyordu. İri memeleri de aynı göt yanakları gibi sallanıyordu. Çekyatın gıcırtıları ve çatırtıları her geçen saniye daha da artıyordu.

Serhat’tan yine ayı gibi sesler çıkmaya başlamıştı. Meryem Hanım vahşi bir boğanın üstündeki rodeocu gibi havaya zıplıyordu. Serhat kaba elleriyle onu sıkıca sarmamış olsa tavana zıplayıp başını vuracaktı sanki…

Çılgın bir sikişme daha yaşanıyordu, artık kendimi ekrandaki sikişmenin seyrine bırakmıştım. Yarağımı okşuyordum sürekli, zevk sıvıları akmaya, elimi ıslatmaya devam ediyordu.

Derken Serhat Meryem Hanımı yarağı amında olduğu halde güçlü kollarıyla sıkıca tuttu ve dönerek altına aldı bir güreşçi gibi. Hemen ardından da bacaklarını tutup omuzlarına attı ve belinden sıkıca kavrayarak temposunu hiç değiştirmeden sikmeye devam etti.

Var gücüyle pompalıyordu Meryem Hanımın amına. Yarağı hızlı ve sert şekilde girip çıkıyor, Meryem Hanımın memeleri her yöne deliler gibi sallanıyordu. Çekyatın gıcırtıları daha da artmıştı. Meryem Hanım ellerini arkaya doğru atmış çekyatın kolundan tutuyordu. Başı ise yere düşen minder nedeniyle çekyatın koluna vurup duruyordu.

“Ayyy, yavaş, ahhh, yavaş ol, ıhhh!” demeye başlamıştı. Serhat kendini kaybetmiş halde öküz gibi sikiyordu Meryem Hanımı. Kadının yüzünde acı ile zevki bir arada görüyordum.

Serhat boşalacak gibi görünmüyordu hiç. Yarak darbeleriyle beraber Meryem Hanımın bacakları yaylanıp duruyor, çok güçlü ‘Şap, şap, şap!’ sesleri beynimin içinde patlıyordu.

Serhat bu pozisyonu da çok devam ettirmedi. Meryem Hanımın amından çıktı bir anda ve ayağa kalktı. Meryem Hanımı elinden tutup kaldırırken,

“Ne yapıyorsun?” dedi Meryem Hanım.

“Gel şöyle!” dedi Serhat sabırsızca. Yarağı sopa gibiydi yine. Bir anda Meryem Hanımı kalçalarından tutarak havaya kaldırdı. İnanılmaz güçlü bir adamdı.

Meryem Hanım kollarını onun boynuna dolarken Serhat hızlı ve seri hareketlerle Meryem Hanımın amı ile yarağını buluşturdu. Bu şekilde onu ayakta sikmeye başladı.

Saatin yani kameranın tam karşısında muhteşem bir sikiş filmi çektiklerinden habersizlerdi. Serhat güçlü kollarıyla Meryem Hanımı yukarı aşağı kaldırıp indiriyor, yarağını amının en derinlerine kadar köklüyordu. Meryem Hanımın uzun siyah saçları rüzgardaymış gibi dalgalanırken,

“Ahhh, ahhh, ımmm, ohhh, uhhh!” sesleri dudaklarından dökülüyordu.
Şiddetli ‘Şap, şap, şap!’ sesleri geliyordu yine. Bu muhteşem çılgın sikiş devam ederken bir anda bir telefonun çaldığını duydum. Çalan Meryem Hanımın telefonuydu.

Deliler gibi aşığının kollarında sikişirken çalıyordu telefonu, ama Meryem Hanım bunun farkında değildi o anda. Telefon uzun uzun çalıp sustu, ama sikişmeleri devam ediyordu.

Serhat ayaklarını iki yana ayırmış, sağlamca basmıştı yere ve üzerinde 70-75 kiloluk bir yük varken bile yerinden kıpırdamıyordu. İri yarağını Meryem Hanımın tatlı amına sokup çıkartıyor, aldığı zevki ayı gibi, öküz gibi böğürerek sesler çıkartarak açığa vuruyordu.

Artık kendimi tutacak durumda değildim. Bir anda deli gibi sarsıla sarsıla boşalmaya başladım. Döllerim dikilmiş yarağımdan havaya sıçrarken, yaşadığım mutlulukla kendimden geçmiş gibiydim.

Ekrandaki Serhat’ın çıkardığı sesler de boşalmaya yaklaştığını gösteriyordu. Derken bir anda Meryem Hanımı iyice havaya kaldırdı, devasa yarağı kadının amından çıkarken Meryem Hanımı indirdi yere.

Meryem Hanım ayakları yere değer değmez bir anda Serhat’ın önünde dizlerinin üzerine çöktü ve az önce amına giren yarağı ağzına alarak somurmaya başladı.

İki eliyle kavradığı yarağı deli gibi sıvazlıyor, ağzının, boğazının en derin, uç noktalarına almaya çalışıyordu. Bu anlarda başı ileri geri, sağa sola hareket ediyordu. Serhat’ın iri yarağının yanağında yaptığı şişliği rahatlıkla görebiliyordum. Serhat ise çok mutluydu,

“Yala, yala benim orospum, yala!” deyip duruyordu Meryem Hanımın saçlarını çekiştirirken.

Ve saniyeler sonra Serhat kurbanlık bir dana gibi böğürürken Meryem Hanımın ağzına boşalmaya başladı. Meryem Hanımın başını iki yanından sıkıca tutmuş yarağını ağzının içine sokup çıkartıyor, onu adeta ağzından sikiyordu.

Meryem Hanım kendini geriye atmaya, kurtulmaya çalışsa da yapamıyordu. Öğürüyor, boğulur gibi sesler çıkartıyordu.

Evet, Serhat onu yarağıyla boğuyordu gerçekten de. Meryem Hanım çaresiz, zavallı bir haldeydi. İki elini havaya kaldırmış, Serhat’a durmasını, yapmamasını işaret ediyordu, ama Serhat onu dinleyecek, duracak halde değildi. Onu ağzından sikmeye devam ediyordu. Ağır çekime aldım videoyu ve zoom yaptım Meryem Hanımın yüzüne doğru…

Gözlerinden akan yaşları gördüm. Yanaklarından süzülen gözyaşları büyük bir keyifle, zevkle başlayan sikişmenin ağlama ile final yaptığını gösteriyordu. Yüzündeki çaresizlik ve acı daha bir belli oluyordu bu görüntülerde. Yeniden normal şekilde izlemeye başlarken Serhat yarağını çıkardı Meryem Hanımın ağzından…

O anda güçlü öğürtüler çıkartmaya başladı Meryem Hanım ve hemen ayağa kalkıp içeri doğru koştu. Tuvalete girmiş, kusuyordu. Serhat ise Meryem Hanımın çıkardığı kırmızı gömleği ile yarağını sildi.

Halının üzerine bir miktar dölü akmıştı, onu da eğilip silerken Meryem Hanımın içerden ettiği küfürler geliyordu kulağıma…

“Orospu çocuğu, Allah belanı versin, siktir git buradan, defol. Sen git ananın amını sik, orospunun doğurduğu, şerefsiz piç!” diyordu. Serhat ise Meryem Hanımın ettiği küfürleri duyuyor, ama sadece gülümsüyor, başka bir şey demiyordu.

Üzerini giyindiğinde Meryem Hanım halen tuvaletteydi. Az sonra görüntüye Meryem Hanım da girdi. Elinde beyaz bir el havlusu vardı, ağzını siliyordu.

“Orospu çocuğu, siktir git buradan, çık dışarı, defol. Sen beni karın mı zannettin lan, siktir git, şerefsiz piç!” dedi öfkeyle.

Serhat ise bu sözlere pis pis sırıtarak karşılık veriyor, tek kelime etmiyordu.
Serhat görüntüden çıkarken sesi geldi.

“Bu poşetin içinde telefon var!” dedi, ardından da kapının sertçe kapanma sesi geldi kulağıma.

Meryem Hanım çekyata oturup sağına soluna bakarken Serhat’a küfretmeye devam ediyordu. Güzel başlayan iş sonunda boka sarmıştı.

Sonraki görüntülerde Meryem Hanım çırılçıplak bir halde salona geldi. Yıkanmış, kurulanmıştı. Elinde kırmızı bir külotla sutyen vardı. Külot ve sutyeni giydikten sonra üzerindeki siyah eteğini giydi,

Serhat’ın döllerini sildiği kırmızı gömleğini görünce gene ağır küfürler savurdu Serhat’a. Az sonra görüntüye girdiğinde çiçekli bol gömleği vardı üzerinde. Salonu topladı, çekyatı düzeltti. Serhat’la sikişirken çalan telefonunu aldı eline, az sonra biriyle konuşuyordu. Konuştuğu kocası Hamit beydi.

“İyiyim, sen nasılsın? İçerde bizim oğlanın odasını topluyordum duymadım. Nasıl gidiyor işlerin? Ne zaman dönersin? İyi, tamam, hadi Allah’a emanet ol, görüşürüz!” diyerek kısa bir konuşma yaptı kocasıyla.

Zavallı adamcağız gerçekten de karısının oğlunun odasını topladığına inanmıştı. Oysa gerçekleri bilse ne yapardı kim bilir?

Görüntüden kayboldu, yeniden geldiğinde Serhat’ın dediği poşet elindeydi. Ardından görüntüden çıktı, Cemil’in oda kapısının kapanma sesi geldi peşi sıra. Saat 12:00 olmuştu.

Bunun haricinde olan görüntüler bir şey değildi. Video dosyasını bilgisayarıma kesip yapıştırdım. Hafıza kartını yeniden saate takmam gerekliydi. Kalktım, her yanım dölle kaplanmıştı. Halının üzerinde de vardı. Külotumla sildim dölleri. Yeni bir külotla eşofmanlarımı giydim.

Yavaşça kapıyı açtım. Salondan televizyonun sesi geliyordu. Saat onu geçiyordu. Yavaşça salona ilerledim. Meryem Hanım oturmuş dizilerden birini izliyordu. Beni görünce toparlandı, başındaki türbanını ve eteğini düzeltti. Az önce izlediklerimden çok farklıydı bu haliyle.

Acaba Serhat’la yine sikişecek miydi, onu eve çağıracak mıydı? Bana gülümserken düşündüklerim bunlardı. Belki de bana karşı böyle yakın ve iyi davranmasının sebebi Serhat’la yaptığı kavgaydı.

Ne olursa olsun bu kadına ilgi duyduğum gerçekti. Alev alev yanan bir ateş vardı içinde, o ateşten ben de yararlanmak istiyordum. Onun ateşiyle ruhumu ve bedenimi ısıtmak, kendimden geçip coşmak istiyordum.

Cemil kız arkadaş edinmiş ve annesini Meryem Hanımın dediği gibi unutmuş, geri plana atmıştı. Meryem Hanımsa bu durumdan memnun değildi. Serhat’la da kavga etmişti. Koca İstanbul’da en yakınındaki erkek olarak ben kalmıştım.

“Seviyor musun bu diziyi?” diye sordu.

“Dizilerle pek aram yok!” dedim yanıt olarak. Kumandayı uzatıp,

“Al, istediğini aç istersen!” deyince,

“Yok, önemli değil, siz izleyin!” dedim. Sandalyeye oturdum, yanına oturmaya cesaretim yoktu çünkü. “Eğer rahatsız ettiysem içeri geçerim?” dediğimde,

“Estağfurullah, burası senin evin, ben sonuçta misafirim!” dedi.

“O ne demek, olur mu öyle şey!” dedim. Oluşan sessizlikte ikimiz de diyecek bir şey bulamıyorduk.

“Eğer isterseniz hafta sonu dışarı çıkalım, Cemil de gelir, dolaşırız?” dedim ürkek bir sesle.

“Valla iyi olur, ben de çok bunaldım burada!” dedi, dünden razıydı. Korkak davranmama gerek yoktu, bunu anladım. Ben adım attığımda Meryem Hanım da bir adımla karşılık veriyordu. Bana orospu çocuğu dediği zamanlar çoktan geride kalmıştı.

Bir süre daha oturduk öylece. Ardından Meryem Hanım ayağa kalktı ve

“Allah rahatlık versin, hayırlı geceler!” diyerek içeriye yatmaya gitti.

Hafıza kartını yeniden saate taktım. Bir sonraki kayıtta acaba bir şeyler olacak mıydı çok merak ediyordum…

Sonraki bir iki gün her eve gelişimde hafıza kartını alıp taktım bilgisayarıma. Ama hayal kırıklığına uğradım. Meryem Hanım evde yalnızdı, Serhat’tan eser yoktu.

O gün olanlardan sonra Meryem Hanım Serhat’a siktir çekmişti anlaşılan. Yine de Meryem Hanımın evde yalnız kaldığında başını örtmeden rahat giysilerle serbestçe dolaşmasını izleyip otuzbir çekmekten geri kalmadım.

Cumartesi akşamı Cemil evdeydi. Salonda annesiyle beraber televizyon izlerlerken ben de odamda ders çalışıyordum. Saat dokuzu geçerken kapıma vuruldu, Meryem Hanımın,

“Burak, müsait misin?” diyen sesi geldi hemen ardından. Hemen toparladım kendimi ve

“Buyurun, müsaitim!” dedim. Az sonra kapı açıldı ve Meryem Hanım başını uzattı aralıktan.

“İçeri gelsene, tek başına ne yapıyorsun?” dedi gülümseyip.

“Şey, ders çalışıyordum. Birazdan gelirim!” dediğimde,

“Tamam!” dedi ve kapattı kapıyı tekrar. On dakika kadar sonra içeri gittim. Cemil salonda yoktu, odasına geçmişti. Meryem Hanım çekyatta oturuyordu, beni görünce toparlandı.

Uzun açık mavi kot bir etekle çiçekli uzun kollu bir bluz giymişti. Başını ise omuzlarını ve göğsünü de örten büyük bir türbanla çenesinin altından bağlamıştı sıkıca. Çekyatın yanındaki sandalyeye oturdum.

“Bizim oğlan bu kıza iyice abayı yakmış anlaşılan!” dedi gülümseyerek. Ama bunu söylerken bundan memnun olmadığı anlaşılıyordu.

“E, genç çocuk ne de olsa!” dedim. Cevabımın üzerine,

“Sen de öyle misin?” diye sorunca biraz utandım. Yine de belli etmemeye çalışarak,

“Eskiden öyleydim, ama şimdi değilim!” dedim. Bir şey demedi sözlerime. Bir süre televizyon izledik. Meryem Hanım yine bir dizi izliyordu. Dizi reklamlara girince bir şey demeden kalktı. Az sonra tuvalet kapısının kapanma sesi geldi.

Dokunmatik telefonu çekyatın üzerindeydi. Cemil odasındaydı, annesi ise tuvalette. Fırsat bu fırsat diyerek telefonu aldım elime. Bir numaradan gelen epey cevapsız çağrı vardı.

Sonra mesajlara baktım, aynı numaradan gelen mesajlarla doluydu. Cevapsız çağrıların ve mesajların sahibi Serhat’tı. İlk gönderdiği mesajlarında özür diliyordu Meryem Hanımdan. Ancak sonradan gönderdiği mesajları ise tehdit doluydu. Bir tanesinde

(Eğer bana vermeye devam etmezsen kocan her şeyi öğrenir!) yazmıştı. Bir diğerinde ise

(Ben bitti demeden bitemez. Oğlun ve kocanın öğrenmesini istemiyorsan Pazar günü bana gel!) diyordu Serhat. Birkaç mesaja daha bakacakken tuvalet kapısının açılma sesi geldi. Hemen telefonu yerine bıraktım. Az sonra Meryem Hanım geldi,

“Meyve ister misin?” diye sordu çekyata oturmadan.

“Yok, teşekkür ederim. Sağ olun!” dedim.

Biz televizyon izlerken Cemil odasından çıkıp geldi. Meryem Hanım oğlunun kız arkadaşıyla bu kadar ilgilenmesine bozulmuştu.

“Bitti mi konuşman?” dedi sert bir ses ve somurtan bir suratla. Cemil annesinin bu tavrına hazırlıklıymış gibiydi.

“Sana ne, seni ne ilgilendirir. Sen kendi işine bak!” dedi. Meryem Hanım oğlunun bu şekilde konuşmasına bozulmuştu.

“Sen çok edepsizleştin!” dediğinde, Cemil,

“Kiminle konuşacağıma sen mi karar vereceksin, sen kimsin ki?” dedi.

Cemil’in bu şekilde konuşması benim de canımı sıktı.

“Cemil, o senin annen, öyle konuşma!” dediğimde,

“Abi sen karışma!” dedi sözümü keserek. Sonra annesine dönüp, “Sen niye halen dönmedin Sivas’a? Gitsene artık, rahat bırak beni!” dedi ve tekrar odasına gidip kapıyı sertçe kapattı. Cemil’in bu tavrı Meryem Hanımı fena etkilemişti. Gözlerinden akan yaşları elinin tersiyle siliyordu.

“Saçımı süpürge ettim bu çocuk için ben. Ben onun anasıyım, onun iyiliğini düşünüyorum, şu yaptığına bak!” dedi ağlaya ağlaya.

“Boş verin, sakin olun. Daha genç, o da anlar sonradan yaptığını, pişman olur!” dedim, ama nafile. Meryem Hanım ağlamaya devam ediyordu. Kadının bu acıklı hali beni de etkilerken kalkıp yanına oturdum.

“Lütfen, ağlamayın!” dedim ve kollarından tuttum sakinleşmesine yardım eder diye.

İnce bluzunun altından kollarının yumuşaklığını hissetmek yarağımı hareketlendirdi bir anda. Meryem Hanım iki eliyle yüzünü tutmuş ağlarken onu sakinleştirme bahanesiyle kollarını adeta okşuyordum.

Pantolonumun altındaki hareketlenmeden habersizdi elbette. Ona geçen akşam telefonunu nasıl kullanmasını gösterdiğim zamandakinden de yakındım, canlı canlı dokunuyordum kendisine.

Meryem Hanımın üzerinden geçen günkü gibi yoğun olmayan bir hacı yağı kokusu geliyordu. En pahalı parfümün yapacağı afrodizyak etkiden bile daha etkiliydi bu koku. Kokuyu daha çok alabilmek için yaklaştım iyice.

Şimdi dizim dizine değiyordu. Yarağımdaki hareketlenme daha da arttı bu temasla birlikte. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım, kokuyu çektim içime. Bazen otobüslerde, minibüslerde rast geldiğim ve hoşuma gitmeyen bu koku şimdiyse beni azdırıyordu.

Pantolonun önünde çadırı dikmiştim resmen. Meryem Hanım ellerini yüzünden çekerken hemen kalkıp sandalyeye geri oturdum. Hafiften kamburumu çıkarıp öne doğru eğildim. Yarağımdaki sertliği fark etmemeliydi. Gözyaşlarını silerken,

“Kusura bakma, tutamadım kendimi, ana yüreği!” dedi. Ağlamasının ardından şimdi de zoraki gülümsüyordu.

“Olur mu ne demek. Cahil çocuk, o da anlar sonra yaptığı hatayı!” dedim.

Bir süre sonra yarağımın sertliği kayboldu. Biraz daha televizyon izledik, ama Meryem Hanım çok keyifsizdi. Morali tepetaklak olmuştu. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi telefonuna gelen bir mesaj var olan sinirini daha da artırıp moralini bozdu.

Telefonu eline aldı ve benim görmemi istemediğinden hafifçe öbür tarafa dönerek okudu mesajı. Az sonra dudaklarından,

“Orospu çocuğu!” sözleri bir fısıltı gibi çıktı. Benim duymadığımı sanıyordu, ama yanılıyordu. Gözüm televizyondaydı, ama kulağım kendisindeydi. Mesaj Serhat’tan geliyordu, yine bir tehdit mesajı yazmıştı belli ki.

Meryem Hanımın olan biteni bildiğimden haberi yoktu. Benden yana dönüp hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışması boşunaydı. Kısa bir süre daha izledik televizyonu.

Bu ara telefonu çaldı. Meryem Hanım ekranda numarayı görür görmez meşgule attı, ama birkaç saniye sonra yeniden çalınca bir hışımla kalktı ve içeriye gitti hiçbir şey demeden.

Serhat tehditlerini sürdürüyordu, bu işin peşini bırakmayacağa benziyordu. Hemen kalktım. Meryem Hanım mutfağa girmiş ve kapıyı da kapatmıştı. Ancak içerdeki fısıltılı konuşmalarını duyabiliyordum.

“Niye arıyorsun beni, oğlum evde… Artık bitti, tamam mı…? Öyle mi…? Ne yapacaksın? Ha, öyle yaparsan ben de seni millete rezil ederim… Görürsün… Görürsün… Travestilere gittiğini anlatırım herkese… Bak görürsün… Sen bilirsin… Ne boklar yediğini biliyorum… Kendini siktiriyorsun o ibnelere… Hadi bakalım… Görürsün…” derken gerisin geri döndüm salona.

Duyduklarım gerçekten inanılmazdı. Serhat travestilere gidiyor, bu yetmiyormuş gibi kendini onlara siktiriyordu. Serhat gibi görüntüsü bile insanı korkutan bir adam için gerçekten inanılmazdı bu. Ve bunu Meryem Hanım biliyordu. Akıl alır gibi değildi…

Meryem Hanım yeniden salona döndüğünde suratı kıpkırmızıydı.

“Hayırdır, iyi misiniz?” dediğimde,

“Ha, iyiyim iyiyim. Bizim bir akraba hastalanmış Sivas’ta, hastaneye kaldırmışlar. Ona moralim bozuldu.” dediğinde (Sen de iyi hikaye uyduruyorsun!) dedim içimden. Birkaç dakika daha televizyon izledim, sonra da,

“Müsaadenizle ben kalkayım!” dedim. Meryem Hanım,

“Sen bilirsin!” dedi soğuk bir tavırla. Bu soğukluğu bana değildi. Önce oğlu, sonra da sikicisi bozmuştu moralini, ancak piyango bana çıkmıştı.

Odama döndüm. Birkaç dakika sonra yan odada kıyamet koptu. Cemil ve annesi kavga ediyordu. Meryem Hanım Cemil’e bağırırken, Cemil de annesine karşılık veriyor, bağırıyordu. Arada birkaç kez annesine,

“Siktir git!” dediğini duydum. Cemil iyice zıvanadan çıkmıştı. Kalkıp içeri gidip birkaç tokat atasım geldi, ama (Boş ver, kendi içlerinde halletsinler!) dedim kendi kendime.

Sesler bir süre sonra kesildi, yan oda kapısının kilitlendiğini duydum. Anlaşılan Meryem Hanım odanın kapısını kilitlemişti. Birkaç dakika sonra ev derin bir sessizliğe bürünmüştü. Biraz bilgisayarda takıldıktan sonra yattım.

Sabaha karşı çişimi yapmak için kalktım. Salondaki küçük lambanın ışığının yandığını fark ettim. Cemil açık unutup yatmıştı herhalde. Lambayı kapatmak için salona geçince bir sürprizle karşılaştım.

Meryem Hanım çekyatta yatıyordu. Demek gece kapıyı kilitleyen Cemil’di. Annesini odasından kovmuştu. Meryem Hanım ince bir yorganın altında hafif yan dönmüş halde yatıyordu.

Başını arkadan siyah ince bir başörtüsüyle bağlamıştı. Alttan, hafifçe açılmış yorganın altından sağ baldırı görünüyordu. O zamana kadar hep bilgisayar ekranında gördüğüm şeyi ilk defa canlı canlı görüyordum.

Sabahın o saatinde yarağım kalkmaya başladı. Benden habersiz derin uykusundaydı Meryem Hanım. Etli ve bembeyaz baldırı tam karşımdaydı. Yavaşça ilerleyip çömeldim.

Çıplak eti ile aramda birkaç santim vardı. Baldırı küçük lambanın ışığında parlıyordu resmen. Kıldan, tüyden eser yoktu, pürüzsüzdü. Dokunmak için hamle yaptım, ama sonra durdum, cesaret edemedim.

Bir dakikaya yakın kaldım öyle. Kalbimin atışları tavan yapmıştı. Birden bire yorganda bir hareketlenme olunca hemen doğrulup içeri kaçtım. Acaba Meryem Hanım fark mı etmişti beni?

Olduğum yerde kaldım bir süre. Sonra yavaşça başımı uzatıp baktım içeriye. Meryem Hanım uykusuna devam ediyordu, beni fark etmemişti. Üstelik manzara bu kez daha muhteşemdi.

Sırtı televizyona, yüzü duvara dönüktü ve yorganı daha çok açılmıştı. Şimdi sadece baldırı değil, sağ bacağının dizden birkaç parmak yukarısı da görünüyordu. Yeniden parmak uçlarıma basa basa geçtim içeriye ve çömeldim.

Kalbimin atışları sessizliği bastırıyordu. Bembeyaz, dolgun bacağına baktım uzun uzun. Meryem Hanım ara ara horlayarak uyuyordu. Benim varlığımdan habersizdi tamamen.

Bacağına dokunamasam da, bütün cesaretimi toplayıp yorganı kaldırdım hafifçe ve altından baktım. Yorganın altındaki loş karanlıkta sol bacağının beyazlığı hemen belli oluyordu.

Yorganı biraz daha kaldırdım. Üzerinde pembe renkli ince penye bir gecelik vardı. Ve uyurken vücudunun hareketleriyle açılmıştı. Sol bacağı dizinden nerdeyse bir karış yukarısına kadar açıktı. Kalçasının güzelliği büyüleyiciydi.

Yorganı yavaşça indirdim yeniden ve içeriye, odama geçtim. Meryem Hanımın sabahın o saatinde bana sunduğu güzellikleri düşünerek soyunup çıplak kaldım, yatağa girdim.

Yarağım kazık gibiydi. Sıvazlamaya başlamıştım ki, birdenbire büyük bir hışımla boşalmaya başladım. Döllerim bir fıskiyeden akan su misali fışkırdı havaya. Külotumla sildim döllerimi ve sonra çırılçıplak bir halde uykuya daldım.

Uyandığımda saat 11:00’i biraz geçiyordu. İçerden, mutfaktan sesler geliyordu. Kalkıp giyindim ve içeri geçtim. Meryem Hanım mutfaktaydı, kahvaltı hazırlıyordu. Tavada sigara böreği kızartıyordu. Beni görünce gülümseyip,

“Hayırlı sabahlar!” dedi.

“Size de! Yardım edeyim mi?” dedim.

“Yok sağ ol, bir şey kalmadı zaten. Sen içeri geç!” dedi yanıt olarak.

Salona geçtim, Cemil yoktu. Odasının kapısı açıktı, baktım, ama odada da yoktu. Sehpanın üzerinde peynir, zeytin vs. vardı. Cemil yoktu evde, kız arkadaşıyla buluşmaya gitmişti anlaşılan.

Cemil annesinin gelmesinden memnun değildi, ama ben çok memnundum. Sunduğu güzelliklerin haricinde Meryem Hanım sayesinde midem bayram ediyordu.

Az sonra Meryem Hanım önce demlikleri, sonra da bir tabak sigara böreğini getirdi.

“Cemil yok mu?” diye sordum.

“Ben kalktığımda yoktu, gitmiş!” dedi. Sonra da, “Aman boş ver, ne hali varsa görsün. O da aynı babası kılıklı, ömrümü yedi ikisi de!” dedi. Dün akşamki kıyafetleri vardı üzerinde. Sessizce kahvaltımızı yaparken,

“Bugün nereye götüreceksin beni?” dedi Meryem Hanım.

“Bugün mü?” dedim şaşırarak.

“Evet, konuşmuştuk ya, hani Pazar günü gezmeye gideriz diye. Unuttun mu yoksa?” dedi.

“Yok, unutmadım da, hani Cemil yok ya, onun için…” dedim.

“Aman boş ver onu, biz gezeriz!” dedi gülümseyerek.

“Sonra Cemil kızmasın?” dediğimde,

“Ne kızacak, anasına ‘siktir git’ diyen adamdan ne hayır gelir. Kızsın da göreyim, hiç umurumda değil!” dedi.

“İyi, nasıl isterseniz!” dedim.

“Nereye gidelim?” diye sordu.

“Nereye isterseniz!”

“Eminönü uzak mı buraya?” diye sordu gülümseyip.

“Yok, uzak değil. Şu aşağıdan otobüslere bineriz…” derken kesti sözümü ve

“Aman boş ver otobüsü falan. Taksiyle gideriz!” dediğinde,

“Gerek yok, hem çok yazar!” dedim.

“Aşk olsun, sana para ödetirim diye mi korkuyorsun?” dedi. Bu sözleri canımı sıktı,

“Yok, Estağfurullah, olur mu öyle şey!” dedim.

“Yok, sen beni yanlış anladın, o manada demedim ben. Sen öğrenci adamsın, sana para ödetmem ben korkma!” dedi.

“Yok, ne korkması. Gerek yok, ben hallederim!” dedim, ama Meryem Hanım,

“Yok yok, ben biraz alışveriş filan da yapıcam, haftaya eve dönücem çünkü!” dediğinde yutkundum.

Demek Meryem Hanım haftaya evine, Sivas’a gidecekti. Ve kim bilir ne zaman dönecekti. Hem dönüp dönmeyeceği de belli değildi ayrıca. Onu sikme arzusuyla yanıp kavruluyordum, ama Meryem Hanım haftaya gidecekti.

“Neden? Biraz daha kalın! Genç çocuk ne de olsa…” derken,

“Yok yok, artık eşek kadar adam oldu. Bu saatten sonra da zor adam olur. En iyisi işler daha boka sarmadan ben döneyim!” dedi.

Kahvaltının ardından giyinip hazırlandım ve salona geçtim. Meryem Hanım da bu arada bulaşıkları yıkıyordu. Az sonra o da giyinmek için Cemil’in odasına girdi. Daha önceden kapıyı kilitlerken, şimdi kapıyı kilitlememiş, sadece kapatmakla yetinmişti. Birkaç dakika sonra çıktı odadan ve salona geldi.

Çok güzel ve çekici görünüyordu. Uzun, siyah renkli ve pileli bir etekle parlak beyaz bir gömlek giymişti. Gömlek vücuduna oturmuş gibiydi. Karnı, göbeği ve daha önemlisi iri, şişkin memeleri altında belli oluyor, sutyenin izi rahatça görünüyordu.

Başını büyük ve renkli bir türbanla bağlamıştı. Ayağında ten rengi parlak çoraplar vardı. Bakınca gözlerine kalem, kirpiklerine de rimel sürdüğü kolayca anlaşılıyordu.

“Hazırsan çıkalım!” dediğinde,

“Olur!” dedim. Ama daha sonra heyecanıma dayanamayıp, “Çok güzel olmuşsunuz!” dedim.

Meryem Hanım sözlerim karşısında şaşırdı, utandı, ne diyeceğini bilemedi. Yüzünün kızardığını fark ettim, ama benim durumum ondan da beterdi. Kendi kendime (Ulan ne salak adamsın, kadına böyle denir mi?) dedim. Meryem Hanım kibarca, başını öne eğerek,

“Teşekkür ederim!” dedi.

Askıdaki uzun siyah pardesüsünü giyinip düğmelerini kapadı tek tek. Beline oturan pardesü vücut hatlarını gizlemek yerine daha da belirginleştiriyordu. Siyah topuklu ayakkabılarını giymek için tam önümde domaldığındaysa yarağım sertleşmeye başladı.

“Hay Allah, bu da olmuyor artık!” diyerek çekecekle ayakkabısını giymeye çalışırken koca götü pardesünün altından adeta bana selam gönderiyor, sağa sola bıngıl bıngıl oynuyordu. Sonunda başarıp ayakkabılarını giydiğinde ben de montumu ve ayakkabılarımı giyindim.

Geçen pazar olduğu gibi önümden pardesünün eteklerini tutarak merdivenleri çıkarken, dün gece gördüğüm baldırları açığa çıkıyordu. Ne yapıp edip bu kadını Sivas’a gitmeden önce sikmeliydim.

Yarağım sertleşmişti caddeye çıktığımızda. Fark etmesin diye hafif kamburumu çıkarıp montumu da aşağı çekerek yürüyordum.

Bir taksiye atlayıp Eminönü’ne gittik. Taksinin parasını vermek için elimi cüzdanıma götürürken arkadan uzanıp elime dokundu ve

“Allah için, ölümü gör!” dedi. Beyaz, yumuşak elini hissetmek beni heyecanlandırırken,

“Al kardeş, o öğrenci, ondan para alma!” diyerek taksiciye parayı uzattı.
Eminönü’nde denizin kenarında dururken yan tarafımıza birileri gelip resim çektirdi. Bunu gören Meryem Hanım,

“Burak, benim de resmimi çeksene!” deyince,

“Olur!” dedim. Omzundaki siyah çantasından cep telefonunu çıkarıp uzattı ve

“Şununla çeksene!” dedi.

“Tamam, şöyle geçin o zaman!” dedim. Meryem Hanım biraz amatörce ve acemice hareketlerle poz verirken çektim resmini… Ancak cep telefonunun kamerası pekiyi değildi ve güzel çekmemişti.

“Ay bu da kötü olmuş!” deyince,

“İsterseniz benimkiyle çekeyim?” dedim.

“Ay sahi mi, iyi olur vallahi!” dedi. Telefonumu çıkarıp birkaç resmini çektim. Resimleri görünce, “Ay çok güzel çıkmış, Allah senden razı olsun. E peki, bunu nasıl alırım ben senden?” dediğinde,

“Ben hem sizin telefona gönderirim, hem de bastırırım fotoğrafçıda!” dedim. Çok sevindi cevabıma. Biraz daha kalıp denizi seyrettik.

Pazar günü olduğundan etraf kalabalıktı. Hava da güzeldi ve insanlar bu fırsatı kaçırmak istememişti aynı bizim gibi. İnsanlar birbirinin üzerine çıkmaya çalışıyordu adeta.

Böyle görüntülere alışık olmayan Meryem Hanım insan kalabalığından kaçmak için bana sokuluyordu. Tabii böyle bir durumda vücudum vücuduna dokunuyor, değiyordu. Ellerim zaman zaman istemeden eline, koluna çarpıyordu. Alt geçitten geçerken ise olay başka bir noktaya ulaştı.

O yoğun kalabalığın içinde Meryem Hanımı korumaya çalışırken elim altta götüne değdi. Ve bu biraz şiddetli bir değmeydi, hatta değmeyle avuçlama arası bir şeydi. Onun dolgun ama yumuşak bir yastık gibi götünün arasına girmişti elim resmen.

O anda yarağım sanki bir füze gibi dikiliverdi. Meryem Hanım o kalabalığa rağmen yan gözle dönüp bana bakmadan edemedi, ancak bir şey demedi.

Az sonra merdivenleri ağır ağır çıkıp alt geçitten kurtulduğumuzda kendisinden özür dilesem mi diye düşündüm, ama sonra bunun kazayla olduğunu anlamıştır herhalde diyerek vazgeçtim.

Sirkeci tarafına doğru tezgahları geze geze dolaşırken de aynı manzaralar vardı. İnsanlar birbirinin üstüne çıkacak gibi oluyordu. Meryem Hanım yırtıcı hayvanlardan korunmaya çalışan bir ceylan gibi benden yana sokuluyor, yanaşıyordu.

Bir sokakta tezgahların arasında karınca sürüsü gibi tekli kol halinde ilerlerken Meryem Hanım önüme geçti. Siyah topuklu ayakkabılarının üzerinde götünü sağa sola sallaya sallaya adeta bir dansöz gibi çalkalayarak giderken bakışlarım götüne odaklanmıştı.

Aramızda yirmi santimlik bir mesafe ya var ya yoktu. Etrafa bakmak yerine onun götüne bakıyordum, etraftakiler umurumda değildi çünkü. Sağ elimi aşağı indirdim.

O kalabalığın içinde arkadan birilerinin eli zaman zaman benim sırtıma, belime hatta götüme değerken kimsenin beni fark etmesi mümkün değildi. İşportacıların ve satıcıların bağırışları, yürüyenlerin konuşmaları, sesleri derken kimse kimseyi görmüyor, duymuyordu.

Yutkuna yutkuna götüne dokunmaya başladım. İlk anda hiçbir şey anlamadım, çünkü korkumdan sadece pardesünün kumaşını hissedecek kadar dokunuyordum.

Ama sonra biraz daha bastırmaya başladım. Siyah pardesüsü ve altındaki siyah eteğine rağmen tıpkı alt geçitte olduğu gibi yumuşak, dolgun götünü hissettim parmak uçlarımda…

Kanım damarlarımda daha hızlı akmaya başlamıştı sanki. O serin havaya rağmen terlemeye başlamıştım. Biraz daha bastırdım. Tabii bu arada adım adım ilerlemeye devam ediyorduk. Götünün arasına girmişti parmaklarım ve bunu Meryem Hanımın hissetmemesi bana göre mümkün değildi.

Yarağım kalkıktı, çadırı dikmiştim. Kamburumu çıkarıp yürüyordum yine. Meryem Hanımdan herhangi bir tepki gelmeyince biraz daha bastırdım.

İşte o anda adeta boşalacak gibi oldum. Sağ elim resmen Meryem Hanımın götünü avuçlamıştı. Sağ elimin her bir milimi onun koca götüyle birleşmişti.

Birkaç saniye boyunca o şekilde kaldım. Ondan yana bir tepki gelmediği müddetçe de elimi çekmeye niyetim yoktu. Meryem Hanımdan bir tepki, bir bakış, bir geriye dönüş, hiçbir şey, ama hiçbir şey yoktu.

Kadın tezgahlara bakıyor, yanından gelip geçenlere bakıyordu, ama dönüp bana tek bir bakış atmıyordu. Götünü resmen birisi avuçlamıştı, ama bunu sanki umursamıyor gibiydi.

Sokağın ucuna gidene kadar elimi birkaç kez daha bu şekilde tuttum götünde ve bastırdım. Ancak bir ara önünde gidenler durunca Meryem Hanım da durmak zorunda kaldı.

Ve o sırada sanki zincirleme bir trafik kazasıymış gibi ben de arkadan ona çarptım. Tabii bu çarpma oldukça şiddetliydi, çarpan elim olmuştu, çarptığım yerse Meryem Hanımın arka tamponu yani götüydü.

O ana kadar yaptıklarımın çok daha ötesinde bir baskıyla elimle götünü avuçladım. Sanki üzerinde hiç kıyafet yokmuş gibi elim götünü hissetti. Kendimden geçecek gibi olurken Meryem Hanımın hafifçe sağa dönüp bana bakmasıyla ne yapacağımı şaşırdım. Elimi çektim hemen.

Kadın her şeyin farkındaydı başından beri ve götünü elleyip avuçlamama ses çıkartmamıştı. Ama öküzlük edip o kadar bastırınca bir bakışla beni uyarmak zorunda kalmıştı. Ve bu uyarı sonucu havaya dikilen yarağım bir balon gibi patlayıp sönmüştü.

Az sonra öndekiler yeniden yürümeye başlayınca biz de adım adım yürümeye başladık. Sokağı dönüp boş bir alana çıktığımızda Meryem Hanım derin bir soluk alıp,

“Ay burası ne Allah aşkına, millet birbirini eziyor resmen, pestilim çıktı!” dedi. Bense onun bu sözüne cevap vermedim, yüzüne bakmaya bile utanıyordum çünkü. Ama sanki Meryem Hanım az önce yaşananları çoktan unutmuş gibiydi.

“Şuraya da bakalım mı?” dedi eliyle bir sokağı gösterip.

“Nasıl isterseniz!” dedim. Bu sokak diğerine göre daha tenhaydı, Meryem Hanım şimdi önümde değil yanımda yürüyordu. Ancak yine de aramızda birkaç santimlik bir mesafe vardı.

Bir ara bir tezgaha uzanmak isteyip kolunu kaldırınca memeleri ile göğsüm buluştu. O anda kadının aslında yaptığımdan memnun olduğunu anladım. Götünü ellememe avuçlamama ses çıkartmamasının sebebi bundan duyduğu memnuniyetti. Ben o bakış sonucu geriye çekilince kendini ön plana çıkarıp memelerini göğsüme yaslamıştı.

Korkak davranmama, geri planda durmama gerek yoktu. Meryem Hanım her şeye dünden razıydı belli ki… Sokak bir yerde tezgahlar nedeniyle yeniden daralıp insanlar tek sıra halinde yürümeye başladığında önüme geçti yeniden.

Önceki sokak kadar kalabalık olmasa da Meryem Hanımla aramızda kısa bir boşluk vardı yine. Elimi indirdim aşağı, sanki montumun fermuarını çekmeye çalışıyormuşum gibi yaparken götünü sertçe avuçlayıp sıktım.

Meryem Hanım bunu istiyordu ve ben de yapıyordum. Parmaklarım göt yarığının arasına girmiş, avucum dolgun götüyle bir olmuştu resmen…

Meryem Hanımın başının hafifçe benden yana döndüğünü ve bakışlarında belli belirsiz bir gülümseme olduğunu gördüm. Evet, yaptığım hoşuna gitmişti. Götünü öyle sert bir şekilde avuçlamamdan memnun olmuştu.

Onu Sivas’a gitmeden çatır çatır sikmek için çok beklemeyeceğim de kesinleşmişti…

Sokağın ucuna geldiğimizde kalabalık da azalmıştı. Meryem Hanım benden yana dönüp,

“Benim karnım acıktı, sen acıkmadın mı daha?” diye sordu. Ellerimi montumun cebine sokup aşağı çekiştirdim. Yarağım sertliğini koruyordu halen, etraftan fark edilmesini istemiyordum.

“Şey, acıktım, ne yiyelim?” dedim heyecanla.

“Ben dışarda yemek yemeyi sevmiyorum, eve gidelim. Hem buralar çok kalabalık. Güzel bir köfte yaparım sana, Cemil de çok sever!” deyince,

“Olur ama siz alışveriş yapacağınızı söylemiştiniz?” dedim.

“Çok kalabalık buralar, alacaklarım da önemli şeyler değil zaten…” diyerek yanıtlayınca,

“İyi tamam o zaman!” dedim karşılığında.

Erkenden eve gidecek olmanın heyecanıyla yarağım yeniden hareketlendi. Cemil evde yoktu, ne zaman geleceği de belli değildi. Evde baş başa olacaktık. Acaba Meryem Hanım bunun için mi erkenden eve gitmek istiyordu. Heyecanla yutkundum.

Bir süre yan yana sessizce yürüdük. Meryem Hanımın yüzünde gene belli belirsiz bir gülümseme vardı. Siyah topuklu ayakkabılarının çıkardığı sesleri etraftaki gürültü kalabalığına rağmen duyuyordum. Ara ara yan gözle ona bakarken onun da bana baktığını fark ediyordum.

Sonrasında bir taksiye atladık. Meryem Hanım ısrarlarıma rağmen taksinin parasını yine kendisi ödedi. Aşağı caddede inmiştik. Bizim sokağa doğru giderken,

“Bana Meryem Hanım deme bundan sonra, çok resmi oluyor böyle, kendimi garip hissediyorum. Abla dersen yeterli!” dedi gülümseyerek.

“Tamam, öyle olsun!” dedim kibarca.

Binadan içeri girip merdivenlere yönelirken elektrik düğmesine bastım ama yanmadı, elektrikler yoktu. Bina eski olduğu için elektrik tesisatında zaman zaman böyle sıkıntılar oluyordu.

“Az bekle abla!” dedim ve telefonumun ışığını açtım.

Meryem Hanım önümden basamakları tek tek inerken ben de ona ışık tutuyordum. Siyah pardesüsünün eteklerini kaldırmış düşmemek için dikkatle adım atıyordu. Çoğunlukla önünden ziyade götünü aydınlatıyordum. Pardesünün altındaki dolgun götünün sallanışlarını izlerken yarağım sertleşiyordu.

İki katı inip de dairenin girişine geldiğimizde Meryem Hanım,

“Uhh, çok şükür gelebildik!” dedi gülümseyerek.

Telefonun ışığı kapının önündeki küçük holü aydınlatıyordu. Cebimden anahtarı çıkardım ama anahtarı deliğe sokmaya çalışırken heyecandan titreyen elimden kayıp düştü. Meryem Hanım,

“Nereye düştü bu?” dedi ve eğilip anahtarı aramaya başladı birden.

Tam önümde eğilmiş bir elinde siyah çantasını tutarken diğeriyle de anahtarı arıyordu. Ben de telefonun ışığı ile ona yardımcı olmaya çalışıyordum. Bu haldeyken dolgun götü pardesünün altında davul gibi şişkin görünüyordu. Anahtarı arama bahanesiyle domalmış, götünü sağa sola sallıyordu. Sonunda,

“Hah, buldum!” dedi ve elinde anahtarla doğruldu.

Artık duracak, bekleyecek sabrım kalmamıştı. Telefonun ışığını kapadım, ortalık zifiri karanlığa gömülürken birden kollarından tutup çektim kendime ve yüzünü, dudaklarını öpmeye başladım.

Meryem Hanım beni itmeye çalışırken ben onu daha sıkı tutuyordum. Etli ve ıslak dudaklarını karanlığa aldırmadan öpmeye çabalarken kurtulmaya çalışıp tepki gösteriyordu. Sonunda,

“Burak ne yapıyorsun, bırak beni!” deyince kendime geldim. Telefonun ışığını açtım tekrar ve bir şey demeden halen elinde tuttuğu anahtarı alıp kapıyı açtım.

İçeri geçtim önden. Bir süre kapı açık kaldı ama sonra o da girdi içeri. Kapıyı kapayıp,

“Ne yapıyorsun sen?” dedi pek de sinirli sayılmayacak bir sesle. Yaptığıma kızmış gibi görünmüyordu ama aceleci davranmama bozulmuş gibiydi.

Sözlerine cevap vermek yerine yeniden kollarından tuttum ve dudaklarına yumuldum. Dudaklarını sıkı sıkı kapatmış ve beni yine itmeye çalışıyordu.

Kalbim güm güm atıyor, her yerim heyecandan zangır zangır titriyordu ama artık ok yaydan çıkmıştı. Bu noktadan sonra Meryem Hanımı yani Meryem ablayı sikmeden kapanmayacaktı bu defter.

Başını sağa sola oynatarak öpmelerimden kurtulmaya çalışıyordu. Böyle davranması hoşuma gitmedi. Oysa başka türlü bir hareket bekliyordum. Sonunda bıraktım. Üstünü başını düzeltir gibi bir hareket yaptı. Suratı kıpkırmızı olmuştu.

“Sapık mısın sen?” dedi bu kez sinirle.

“Sapık falan değilim, bana numara yapma şimdi!” dediğimde,

“Ne numarası, ne diyorsun sen?” dedi ayakkabılarını çıkarırken.

Ardından önümden salona geçti. Çadırı dikmiştim ama beni böyle görmesine aldırış edecek değildim. Cemil’in odasına doğru gidecekken kolundan yakaladım ve

“Bana bak, bana numara yapma!” dedim sinirle. Kadının anlam veremediğim bu hareketlerinden sıkılmıştım.

“Bırak kolumu, ne numarası, ne diyorsun sen?” dediğinde onu çekyata doğru ittim. Kıç üstü çekyata oturdu.

Bir şey diyecek mi diye bekledim bir süre ama sessiz kaldı.

“Bana numara yapma, benimle olmak için erkenden eve gelmek istedin!” dediğimde,

“Tövbe tövbe, manyak mısın nesin sen!” dedi sinirle ve ayağa kalkmak istedi. Ama ben omzundan tutup gerisin geri oturttum.

Garip bir durumdaydım. Kadın sokakta götünü avuçlamama ses çıkarmamıştı ama öpmek istediğimde tepki gösteriyordu.

“Burak senin derdin ne, ne yapmaya çalışıyorsun?” deyince,

“Senden hoşlanıyorum, görmüyor musun?” dedim önümdeki kabarıklığı göstererek. Cevap vermedi, gözlerini de kaçırıyordu benden.

“Eminönü’nde yaptığın neydi?” dediğimde,

“Ne yapmışım?” dedi başını kaldırıp.

“Ulan götünü avuçladım, pandik attım ama tek kelime etmedin, suratıma bakıp güldün üstelik… Şimdi niye böyle yapıyorsun?” dediğimde,

“Sen manyaksın, sapığın tekisin!” dedi.

“Sapık falan değilim, bana namusluyum ayakları yapma şimdi!” dedim sözleri üzerine.

“Ne diyorsun sen be, delirdin mi, nasıl sözler bunlar?” deyince,

“Bana bak, beni kötü kötü konuşturma şimdi!” dedim sinirimden titreyen sesimle.

“Kötü konuşsan ne olacak. Abazan sapığın tekisin. Yatağının altında külotumu bulmuştum, üstüne attırmışsın bir de. Dua et ki ne kocamın ne de oğlumun haberi yok bundan. Yoksa seni delik deşik ederler!” dediğinde,

“Kocanla oğlunun bilmediği başka şeyler de var!” dedim.

İçinde olduğum durumu idrak etmeye çalışıyordum halen. Eve gelir gelmez birbirimize sarılıp öpüşmeye başlayacağımızı, sonra da ya benim yatağımda yada şu anda oturduğu çekyatın üzerinde çatır çatır onu sikeceğimi hayal etmiştim.

Ama durum sandığımdan çok farklıydı. Hayaller ve gerçekler birbirine 180 derece zıttı. Serhat’la çatır çatır sikişirken bana sadece kendini elletip daha fazla ileri gitmeme engel olacak ve benimle alay edecekti, kadının niyetinin bu olduğu çok açıktı. Sözlerim üzerine,

“Ne diyorsun sen be, nedir derdin. Neymiş kocamla oğlumun bilmediği, beni tehdit mi ediyorsun?” deyince öfke dolu ama fısıltılı bir sesle,

“Amcanın oğlu Serhat’la sikiştiğini biliyorum!” dedim. Sözlerim suratında tokat gibi patladı, duvara çarpmış gibiydi.

“Haddini aşma, terbiyesiz hayvan!” diyerek ayağa kalkmaya çalışınca onu geriye fırlattım. Sağ yanına çöktü çekyatın üstünde ama sonra doğruldu.

Göğsüm aldığım derin nefeslerle şişip daralıyordu. Öfkeden kuduracak gibiydim. Serhat’la arasında geçen, bildiğim ne varsa söyledim.

İlk sikişmelerini gizlice izlediğimi, sonrakileri duvardaki saatin kamerasıyla kaydettiğimi, görüntülerin bilgisayarımda olduğunu, Beşiktaş’a Serhat’la buluşmak için gittiğini, Serhat’tan hamile kalıp bebeği aldırdığını ve Serhat’ın onu tehdit ettiğini vs. hepsini anlattım.

Ben konuşurken yüzüme bakamıyordu. Ellerini başının arasına almıştı. Konuşmam bittiğinde ise hıçkırıklara boğulmuş haldeydi. Duvardaki saati aldım ve arkasındaki hafıza kartını gösterdim.

“Eğer bana inanmıyorsan bilgisayarımdaki görüntüleri göstereyim sana!” deyince,

“Allah belanı versin!” dedi öfkeyle.

“Bana beddua edeceğine kocanı aldatmasaydın. Hem kapalıyım, türbanlıyım, namusluyum diye takılıyorsun, hem de kocanı amcanın oğluyla aldatıp ondan hamile kalıyorsun!” dedim yanıt olarak.

Birkaç dakika sürdü kendine gelmesi. En sonunda,

“Ne istiyorsun benden?” deyince,

“Sikmek istiyorum amına koyduğumun karısı, bunu mu duymak istiyorsun?” dedim öfkeyle.

Niyetimin ne olduğunu bildiği halde böyle bilmiyormuş gibi yapmasına, sormasına fena halde gıcık oluyordum.

“Bundan sonra ben ne dersem onu yapacaksın, seni ne zaman istersem sikeceğim. Bir kere bile itiraz etmeyeceksin. Benim orospum olacaksın. Yoksa önce oğlun, sonra kocan her şeyi öğrenir. Ondan sonra da o sikişme videolarını koyarım internete dünya alem görür senin ne orospu olduğunu!” dedim sonrasında.

Bunu yapmamam için yalvarıp yakardı, ama her sözüne karşılık,

“İster kabul et ister etme, ama sonuçlarına sen katlanacaksın!” dedim tepkiyle. Gözlerine sürdüğü siyah kalemin izleri küçük birer dere gibi yanaklarından aşağı akıyordu.

Duvardan alıp sehpanın üstüne koyduğum saat üçü gösteriyordu. Ağlaması kesilince ona,

“Cemil’i arayıp kaçta geleceğini öğren!” dediğimde bir süre tepkisiz kaldı. Ama sonra yanında duran siyah çantasından telefonunu çıkarıp açtı.

Cemil’e kaçta geleceğini sordu, onun akşam 8-9 gibi olurum dediğini ben de duydum. Telefonu kapatıp,

“Akşam gelecekmiş, 8-9 gibi…” dedi yanaklarında kalan gözyaşlarını silerken.

“İyi, tamam. Yeterince zamanımız varmış!” dedim keyifle. Ama onun keyif duyacak hali yoktu.

Yavaşça üstümdekileri çıkarırken Meryem Hanım ki aslında artık Hanım dememin de bir anlamı yoktu, çekyatta oturuyordu başı öne eğik halde. Karşısında külotumla kaldığımda bile o haldeydi.

“Tamam, hadi başlayalım!” dedim ve külotumu indirip çıkardım. Çırılçıplaktım şimdi. Meryem başını kaldırdı ama bana bakmıyordu.

“Ağzına al bakalım!” dediğimde ilk kez baktı yüzüme. Sertleşen yarağımı tutup önüne geldim,

“Aç ağzını bakalım, Serhat’a yaptığın gibi yapacaksın!” deyince araladı dudaklarını. Ortaya çıkan küçük boşluğa soktum yarağımı. Yarağımın kafasına dişleri gelince,

“Açsana iyice!” dedim sinirle. O zaman biraz daha açtı ağzını, yarağımı ağzının içine doğru uzattım o anda.

Büyük bir keyif dalgası her yanımı sardı birden. Başının iki yanından tuttum ve adeta sikiyormuş gibi yarağımı sokup çıkartmaya başladım ağzına.

Meryem bu durumdan memnun kalmamıştı, hareketsiz adeta kütük gibi duruyordu. Yarağım ağzının sıcak ve ıslak boşluğunda gidip geldikçe çıldıracak gibi oluyordum.

Ayrıldığım kız arkadaşımla defalarca oral seks yapmıştım. İlk zamanlar amatör iken sonradan usta bir saksocuya dönüşmüştü. Ama kaç defa istesem de amından siktirmemişti kendini, bunun yerine götünden birkaç kez sikmiştim, ama bunda da pek başarılı olamamıştım.

Göt deliği oldukça dardı çünkü. Edirne’den gelmişti İstanbul’a, mezun olunca da dönmüştü. Ama mezun olup da dönmeden önce,

“Sen benimle ilerisi için ciddi düşünmüyorsun, sadece sikmek istiyorsun!” diyerek terk etmişti beni.

Parlak ve kaygan türbanı üzerinden başına her iki yanından bastırıp hareket etmesini önlemeye çalışıyordum. Yarağımı nerdeyse dibine kadar sokuyordum ağzına.

Yarağımın kafasının beyaz yanaklarında yaptığı şişkinlikleri gördükçe daha çok sertleşiyordum.

Meryem’den boğuk sesler çıkmaya başlamıştı. Büyük koyu kahverengi gözlerini daha da açmış bakıyordu bana. Ellerini iki yana açıp kaldırmıştı. Bırakmamı istiyordu ama bu zevki yarıda bırakacak değildim.

Göz kaleminin izleri ile birlikte bu hali birleşince porno filmlerde zorla sakso çektirilen kadınlara benzemişti Meryem ve bu daha da azdırıyordu beni. Ancak bir ara yarağımı ısırır gibi oldu, dişlerini geçirmeye çalışıyordu sanki.

“Amına koyarım senin, rahat dur, aç ağzını iyice!“ diye tepki gösterince uslu bir hal alıp ağzını açtı iyice.

Yarağımı ağzının içinde ileri geri, sağa sola oynatıyordum. Zorlamaya başladım bir süre sonra. Dibine kadar almasını istiyordum. Meryem ellerini karnıma koyup kendini geri itmeye çalışınca ensesinden bastırdım.

“Amına koyarım senin, rahat dur amcık!” dediysem de gözlerinden ince yaşlar akıyor, kendini kurtarmaya çalışıyordu yine.

Serhat’ın onu ağzından sikmesi gibi ben de sikiyordum. Sonunda taşaklarıma kadar yarağımı ağzına aldığında zevkten dört köşe olmuştum. Nerdeyse boşalacaktım. Ama onu sikmek istediğim için bu işi daha fazla uzatmayıp çıkardım yarağımı.

Meryem nefes nefese kalmış bir halde kusacak gibi oldu, böğürtüye benzer sesler çıkardı birkaç sefer. Ama sonunda kendine gelmişti. Geldiğindeyse,

“Orospu çocuğu!” dedi birkaç kez. Küfürlerine gülerek karşılık verdiğimi görünce daha da sinirlendi. Gene küfür edince ağzına yapışıp,

“Tek kelime edersen Cemil’e gösteririm videoları!” dedim. Elimi çekince hiçbir şey diyemedi. Onun yerine gözlerinden akan yaşları elinin tersi
yle sildi.Sıra sikişe gelmişti.

“Kalk bakalım, soyun hadi!” dedim, ama oturmaya devam edince gene ağzını sıkıp, “Kalk yoksa sikerim belanı!” diye bağırdım sinirle.

Korkuyla kalktı ayağa ve üstündeki siyah pardesünün düğmelerini açtı tek tek. Çıkarınca siyah pileli eteği ve üzerine yapışık gibi duran beyaz gömleği ile kaldı. Başındaki renkli türbanına taktığı iğneleri el yordamıyla bulup çıkardı, altındaki siyah bonesini de çıkarınca uzun siyah saçları sırtına döküldü.

Beyaz tenli, 1,65 boyunda hafif toplu bir kadındı. Büyük koyu kahverengi gözlerinin üzerinde siyah kalın kaşları bir yay gibi uzanıyordu. Ahım şahım bir güzelliği yoktu ama çekici bir kadındı.

Gömleğinin düğmelerini açıp çıkarınca sutyenin üzerine ince askılı beyaz bir atlet giydiğini gördüm. Siyah eteğini arkasındaki fermuarı açarak çıkardı ayaklarından.
Beyaz atleti kasıklarına kadar gelirken kalın lastikli parlak ten rengi çorapları da dizlerinin bir karış üstüne geliyordu. Atleti başının üzerinden çıkarınca güneş yüzü görmemiş bembeyaz vücudu karşımdaydı.

Saatin kamerasında göründüğünden çok daha güzel ve tahrik edici bir manzaraydı karşımdaki. Bembeyaz bacakları, kalçaları, şişkin ve yuvarlak göbeği, beyaz sutyeninin taşımakta zorlandığı memeleri ile Afet-i Devran’dı Meryem.

Bu güzelliğin tadına kocası ve Serhat’tan sonra bakma şerefi benim olacağı için büyük bir mutluluk duyuyordum.

Beyaz pamuklu bir külot giymişti. Külot kasıklarını sıkarken amının izi de belli oluyordu. Ellerini sırtına atıp sutyeninin kopçasını açtı, memeleri sutyenden kurtulur kurtulmaz löpürdeyerek sallandılar.

Beyaz memelerinin yuvarlak başları açık pembe iken etli ve büyük uçları koyu pembeydi. Biraz sonra onları hayvan gibi emip ısıracaktım. Yaşından dolayı birazcık sarkmıştı memeleri, ama tümden yaşlı bir kadınınki gibi de değillerdi.

Altındaki külotunu lastiklerinden tutup indirdiğindeyse kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Hafiften kararmış, etli ve büyük dudaklara sahip tertemiz tıraşlı amı karşımdaydı.

Çekyatı açtım bir çırpıda. Altındaki bölmede Serhat’la sikişirken serdiği battaniye vardı. Onu aldım ve o gün yaptığı gibi iki kat halinde serdim battaniyeyi.

Meryem çekyata oturdu, artık olacakları kabullenmiş gibiydi. Çoraplarını çıkarıp attı bir kenara ve sırtüstü uzandı. Ben de hemen uzandım yanına, yer açmak için duvara doğru ittim biraz. Dudaklarını öpmek istedim ama sımsıkı kapatmıştı ağzını.

“Aç şu ağzını, dudaklarını arala!” deyince itiraz edip karşı gelmedi.

Araladığı dudaklarına yumuldum hemen. Onları kanırta kanırta emmeye başladım. Bu arada sağ elim de memelerindeydi. Etli, dolgun memelerini sıkıp yoğuruyordum.
Kız arkadaşımın memeleri bir elma ise bunlar irice bir kavun gibiydi. Etli uçlarını parmaklarımın arasına almış sıkıyordum. Dudaklarını deli gibi emiyor, yanaklarını ve hafiften çilli beyaz boynunu öpücüklere boğuyordum.

Sonrasında dizlerinden büküp iki yana ayırdığı bacaklarının arasına yerleştim ve memelerini emmeye başladım.

Dudaklarını ve yanaklarını öpmekten daha keyifli, zevk verici bir şeydi bu. Dilimin ucuyla memelerini yalıyor, aç bir sırtlan gibi uçlarını ısırıyor, bir bebek gibi emiyordum.

Yavaşça ağzımı aşağılara kaydırdım. Ayva göbeğini emip yalarken, yuvarlak bir çukura benzeyen göbek deliğinin etrafını dilledim.

Sonrasında göbeğinin altına ve kasıklarına ulaştım. Kalçalarını kavrayıp kaldırdım ve başımı kasıklarının arasına soktum. Etli amının dudaklarını emmeye başladığımda Meryem’in titrediğini, irkildiğini fark ettim.

Bundan zevk alıyordu anlaşılan. Hafiften bir ter kokusu, bir dişi kokusu vardı, ama baskın bir koku değildi bu.

Yarağımın sertliği doruk noktasına çıkmıştı artık. Onu sikmek için sabırsızlanıyordum. Dizlerimin üzerinde doğruldum, yarağımın kafasından zevk sıvıları geliyordu. Yarağımı sıvazlarken sessiz duran Meryem telaşlı bir halde,

“Lastik tak, lastik yoksa olmaz!” deyince,

“Tamam!” dedim ve odama koşar adım gittim. Lastik dediğinin kondom olduğunu biliyordum.

Kız arkadaşımı götünden siktiğim zamanlarda kullanmak için aldığım bir kutu kondomun içinde birkaç tane kalmıştı. Bilgisayar masasının çekmecesindeki kutuyu alıp içeri geçtim.

Meryem bıraktığım gibi duruyordu. Elimdeki kutuyu görünce,

“Nerden buldun onu?” diye sordu. Kondomun bir tanesinin paketini açıp yarağıma takarken,

“Sen beni deneyimsiz acemi sandın herhalde?” dedim.

Yeniden bacaklarının arasında yerimi aldım. Dizlerinden büktüğü bacaklarını kaldırdı ve göğsüne doğru çekti ben bir şey demeden. Deneyimli bir kadındı ne de olsa.

Kondomlu yarağımın kafasını etli am dudaklarına, amının üzerine ve yarığına sürttüm bir süre, onu sikiş öncesi daha çok kıvama getirmek istiyordum.

Bu pozisyonda aynı amı gibi hafiften kararmış, ucunda minik siyah kıllar bulunan ve sikilmediği, halen bakire olduğu belli olan göt deliği de çıkmıştı ortaya. Serhat’ın isteyip de alamadığı götünün tadına zorla da olsa bakacaktım daha sonra. Ama şimdi bedavadan am sikmenin telaşındaydım.

Daha sonra kalçalarından kavradım ve yarağımı yavaşça bastırdım amına. Amı genişleyip yarağımı içine alırken zevkle gözlerimi kapadım.

Amının içi fırın gibi sıcacıktı. Geniş amına rahatça girdi yarağım, dibine kadar almıştı içine. Bir süre o halde bekledim, Meryem’in yüzünde hiçbir işaret, hareket yoktu. Sanki yarağımı hissetmemişti, belki de numara yapıyordu.

Ardından hafif hareketlerle ileri geri gidip gelmeye başladım amında. Dolgun ve bembeyaz kalçalarını avuçlamıştım, o da bacaklarını kalkık vaziyette tutmaya devam ediyordu. Ellerimi daha sonra dizlerinin arkasına atarak ona destek olurken hareketlerimi de hızlandırmaya başladım.

Altımızdaki eski çekyattan gıcırdamalar ve yayların çıkardığı sesler geliyordu. Gittikçe hızlanırken bacaklarını biraz daha kaldırdım yukarıya.

Harika bir duyguydu bu. Hayatımda ilk kez para vermeden am sikmenin verdiği keyfi yaşıyordum. Yarağımdaki kondom geciktirici kremliydi, ama gene de boşalmaya yaklaştığımı fark ediyordum.

Bacaklarını daha da kaldırdım yukarı. Var gücümle pompalamaya başladım. Meryem’in şişkin memeleri yarak darbelerimle birlikte löpürdeyip sallanıyordu durmadan. Meryem ise sol elini duvara dayamış, sağ elini ise arkaya atıp çekyatın kolundan tutmaya çalışıyordu.

Zevk iniltilerimin arasına onun sıcak nefesinin ve arada çıkardığı, “Ihhh, uhhh!” sesleri karışıyordu.

Her yanım titremeye, kalbim daha hızlı atmaya başlarken son gücümle Meryem’in amına pompalıyordum. Yarağım ve taşaklarım amına ve kasıklarına çarptıkça aynı Serhat onu sikerkenki gibi şiddetli ‘Şap şap şap!’ sesleri çıkıyor, küçük ve izbe salonun içini dolduruyordu.

Sonunda boşaldığımda aldığım tarifsiz zevki iliklerime kadar hissettim. Meryem harika bir zevk yaşatmıştı bana. Yarağımı amından çıkardığımda kondomun üstünü sanki sabun köpüğüne bulanmış gibi görünce korkuya kapıldım acaba kondom delindi mi diye, ama sonra bunun Meryem’in amının sıvıları olduğunu anlayınca rahatladım.

Belli ki o da zevk alıp boşalmıştı. Zaten amının etrafında da ıslaklık vardı. Kondomun içiyse döllerimle dolmuştu. Geciktiricili kondom olmasına rağmen erken boşalmıştım, ama yine de müthiş bir keyif duymuştum.

Kalkıp tuvalete geçtim. Kondomu çıkarıp alaturka tuvalete attım, işedikten sonra geri döndüm. Meryem kalkmış giyiniyordu. Ona,

“Harikaydın, sen de zevk aldın mı?” dediğimde hiçbir şey demedi. Sessizce giyinmesine devam etti. Ama giyindikten sonra,

“Sakın bir daha bana yaklaşma!” dedi parmağını suratıma sallayarak. Bu hareketine gülerek,

“Oo güzelim daha dur bakalım, bu başlangıçtı. Elime düştün artık, ya benim her dediğimi yaparsın yada bütün her şeyi kocanla oğlun öğrenir!” dediğimde öfkeli ama ağlamaklı bir sesle,

“Allah belanı versin!” dedi ve bir hışımla Cemil’in odasına geçip kapıyı kilitledi.

Artık avucuma düşmüştü. Onu dilediğim gibi sikmenin yolunu bulmuştum. Dışarda götünü bana avuçlatmıştı kahpe… Aklı sıra beni bununla avutup alay edecekti. Numaradan yüzüme gülmüştü. Ama işler umduğu gibi çıkmamıştı.

Serhat’la yediği naneler şimdi tek tek önüne seriliyordu…

Odama geçip yatağıma uzandım. Sonunda aylardır beklediğim gerçekleşmiş ve Meryem’i sikmiştim. Tarifi imkansız bir mutluluk duyuyordum. O gün okuldan sonra direkt eve gelmesem Serhat’la sikiştiklerine şahit olamayacak ve bu durumda olmayacaktım. Demek ki Meryem’i sikmek benim alnıma yazılmıştı.

Kafamda düşünceler birbirini kovalıyordu. Kadın benimle resmen alay edecek, beni parmağında oynatacaktı ve bunun için kendini bana ellettirmeyi göze almıştı. Bunun onun için bir önemi yoktu. Kendini ellettirmek kocasını aldatmanın yanında çıtır çerez misali kalıyordu.

Onun fikrince ben sadece ellemekle kalacaktım. Kapının önündeki gibi birden dudaklarına yapışacağımı hiç tahmin etmemişti. Böyle bir şey yapabileceğimi, buna cesaret edebileceğimi hiç düşünmemişti, ama olmuştu.

Götünü bana ellettikten sonra benim bununla yetineceğimi, buna razı olacağımı düşünmekle hata etmişti. Hele Serhat’la yediği bokların önüne konulacağını hiç ama hiç düşünmemişti. Bunun ikisi arasında bir sır olarak kalacağını sanmıştı, ama benim bu işe dahil olduğumu bilmiyordu.

Birkaç dakika geçti sessiz sedasız şekilde, ama sonra Meryem’in telefonla konuştuğunu anladım. Konuştuğu kocasıydı.

“Bana bilet al, Sivas’a dönecem, burada kalmak istemiyorum. Hamit, beni deli etme, ben dönmek istiyorum, dediğimi yap!” diye yüksek sesle konuştuğunu işittim. Daha sonrasındaysa,

“Bir kere de benim dediğimi yapsan ölür müsün? Durmak istemiyorum burada daha fazla, sıkıldım. Hem oğlunla da geçinemiyorum, İstanbul’a gelince bir haller oldu buna, kız arkadaş bulmuş kendine sabah akşam onunla, bana siktir git dedi dün akşam!” diye daha yüksek perdeden çıkan konuşmasını kulağımı duvara dayamama gerek kalmadan rahatça duydum. Bu sözlerinin ardındansa öfkeyle ve kesik kesik,

“Senin işlerinin bitmesini mi bekleyecem ben burada… Bir kere de benim dediğimi yap… Olmaz, ben gitmek istiyorum… Hayır, Cemil’le konuşma, konuşup ne yapacaksın? Oğlun nasihat dinleyecek yaşı geçti artık anlasana… Bu siktiğimin evinde kalmak istemiyorum, yerin dibinde zindan gibi, akşama kadar hapis gibi evin içindeyim… Hayır… Akrabalarıma falan gitmek istemiyorum ben… Kimse beni misafir etmek zorunda değil…”

“Hayır, Serhat’ın yanında ne işim var benim… Karısıyla kavgalıyım bilmiyor musun… Ben dönmek istiyorum… Sivas’ta annenlere gitmem ben… Benim evim var, annende ne işim var benim… Hayır olmaz… Beni evde tek tutmuyorsun, ama burada elin adamının yanında tutuyorsun…”

“Bu çocuk… Cemil’in ev arkadaşı… Rahatsız oluyorum ondan… Böyle garip garip bakıyor bana durmadan… Gözü devamlı üstümde… Rahatsız oluyorum… Hamit ben bilmiyor muyum nasıl giyineceğimi… Eşarbım devamlı başımda, üstümde pardesüm var… O piç gelince odaya giriyorum, kapıyı kilitliyorum… Hamit benim dediğimi yap, yoksa ben kendim bilet alıp binecem otobüse!” dediğini, adeta bağırdığını duydum.

Meryem’in telefonda beni kocasına şikayet ettiğini duyunca korkmadım dersem yalan olur. Şimdi kocası kalkıp beni ararsa ne diyecektim? Ya da adam çıkıp gelebilirdi Adana’dan. Belki de kendisi gelmez, durumu Serhat’a bildirir, Serhat da gelip benim ağzımı burnumu kırabilirdi.

Amına koyduğumun karısı hem kocasını aldatıyor, hem de yalanlar söylüyordu. Kocası evde olmadığı için pardesü giymiyordu eşarbı başında olsa bile… Ama ona başka türlü anlatıyordu.

Bu arada kocasının onu Serhat’ın yanında kalması için ikna etmeye çalıştığı da belli oluyordu. Ama Meryem bunu istemiyordu. Meryem hem Serhat’la kavga etmişti, hem de Serhat’ın karısıyla kavgalı olduğunu söylemişti.

Kim bilir ne için kavga etmişlerdi. Belki de kadın bununla kocası arasında bir şeyler olduğunu sezmiş ve bu yüzden kavga etmişlerdi. Kocası Serhat’a güveniyordu, ama onun karısını çatır çatır siktiğinden habersizdi.

Konuşma bittikten birkaç dakika sonra yan odanın kapısı açıldı. Hemen ardından da Meryem bir hışımla odama daldı. Öfkeli bir sesle,

“Bana göster o şeyleri, nerde kayıtlar?” deyince,

“Görmek mi istiyorsun?” dedim ve bilgisayarımı açtım. Az sonra masaüstü ekranı gelince kayıtları tuttuğum klasörü ve sonra da kayıtlardan birini açtım.

Birkaç kez mouse ile kaydı ilerlettikten sonra Serhat’la çekyatın üstünde sikiştiği ve aldığı zevkle (Sik, sik, oğhhh, sik, kökle, kökle, ığmmm, kökle!) dediği yere geldiğimde suratı kıpkırmızı oldu. Yalan söylemediğimi kendi gözleriyle de görmüştü.

Birden odadan çıktı, az sonra döndüğünde ise elinde bir bıçak vardı. Bıçağı gözüme sokar gibi göstererek hırladı,

“Hemen sil onları yoksa seni delik deşik ederim!”

“Manyak mısın lan sen, bırak o bıçağı!” dedim korkuyla ayağa fırlayıp.

Ancak Meryem nefretle bana bakıp sıkı sıkı tuttuğu bıçağı havada sallıyordu. Öfkeden gözü dönmüş bir haldeydi. Bir an ne yapacağımı şaşırdım, kadının böyle bir tepki verebileceğini hiç düşünmemiştim. Yine bıçağı sallayıp,

“Sil şunları yoksa gebertirim!” derken elimin altına gelen ders kitaplarından birini üzerine fırlattım.

Meryem korkuyla geri çekilirken bakışları kitaba kaymıştı. Fırsat bu fırsat diyerek üstüne atılıp bıçağı tuttuğu elini yakaladım. Bileğini var gücümle sıkıp bıçağı elinden atmasını sağladım. Sonra da suratına okkalı bir tokat attım.

Meryem yediği tokatla sersemlemiş gibi bir süre anlamsızca bakınıp durdu. Bıçağı yerden alıp,

“Amına koyduğumun manyağı… Ne yapıyorsun sen?” dedim. “Serhat’la ne güzel sikişiyorsun işte… Bir kere de bana verdin alt tarafı… Bıçak çekmeye değer mi, orospu?” Başka bir şey dememe kalmadan yine çıktı gitti, odaya girip kapıyı kilitledi. Kadın güpegündüz beni bıçaklayacaktı.

“Amına koyduğumun orospusu… Bunları amcanın oğluyla sikişmeden önce düşünecektin!” diye bağırdım odanın kapısının önünde…

“Kocanı yıllardır boynuzladın zaten… Herifin boynuzları geyikleri geçti. Bir kere de benim için boynuz taktın ibneye, niye kızıyorsun bu kadar…” İçeriden tek bir ses bile gelmedi sözlerimden sonra.

Odama girip kapımı kilitledim. Bu sırada bilgisayarda Meryem’le Serhat’ın sikişme videosu oynamaya devam ediyordu. Sinirle kapadım bilgisayarı ve yatağa uzandım. Sikişin verdiği rehavete öfke ve korku eşlik ediyordu.

Meryem manyağın teki çıkmıştı. Bıçağı yastığımın altına koydum, sonra da gözlerimi kapayıp uyumaya çalıştım, ama bir türlü uyuyamadım. En sonunda salona geçip televizyonu açtım. Bu arada üstünde sikiştiğimiz çekyatı kapatıp saati de duvara astım yeniden.

Meryem akşam Cemil gelene kadar odadan çıkmadı. Cemil geldiğinde de bana hiç görünmedi. Cemil’e,

“Başım çok ağrıyor oğlum, ben yatacağım. Yemek yapamadım, sen ekmek arası bir şeyler yersin!” dediğini duydum. Cemil salonda,

“Abi bugün annemle dolaştınız mı?” diye sorunca,

“Eminönü’ne gittik ama erkenden geldik eve. Galiba deniz havası çarptı anneni…“ dedim.

“Galiba, baksana bu saatte uyuyacağını söylüyor!” dedi Cemil. Oysa o gün yaşadıklarımızı bilse kim bilir nasıl tepki verirdi. Annesini siktiğimden haberi bile yoktu zavallının…

Ertesi gün erkenden kalktım. O gün bir dersim vardı sadece. O da çok önemli değildi. O nedenle gitmemeye karar verdim ve yatağın içinde uyanık halde bir sağa bir sola dönüp durdum.

Evde ölüm sessizliği vardı. Acaba Cemil’le birlikte annesi de mi gitmişti? Saat dokuz olmak üzereyken daha fazla dayanamadım ve kalkıp salona geçtim.

Cemil’in odasının kapısı yine kapalıydı. Kilitli mi değil mi diye yoklamak istedim, ama sonra vazgeçtim. Televizyonu açtım. Birkaç dakika sonra ise odanın kapısı açıldı ve Meryem salonda göründü.

Dünkü halinden eser yoktu hiç. Süt dökmüş kedi gibiydi, bakışlarından anlaşılıyordu bu hali. Karşıma geçip otururken,

“Seninle konuşmak istiyorum!” dedi. Televizyonu kapadım.

“Söyle, seni dinliyorum?” dediğimde,

“Dün olanlar ikimizin arasında kalacak, kimse bilmeyecek!” deyince,

“Benim de zaten kimseye söylemek gibi bir derdim yok!” dedim yanıt olarak.
“Ama sen de bir daha öyle elinde bıçakla üstüme saldırmayacaksın. Bir daha olursa hiç karışmam, görüntüleri veririm internete, gerisini sen düşünürsün!” dedim.

Sessiz kaldı bu sözlerimden sonra. Kısa bir sessizliğin ardından,

“Ben Sivas’a dönene kadar olacak ne olacaksa… Ondan sonra da beni rahat bırakacaksın, anladın mı?” dedi

“Dün kocana beni şikayet ettin. Onu arayıp benim günahıma girdiğini söyleyeceksin, ben yanlış anlamışım diyeceksin, aslında iyi bir çocukmuş diyeceksin. Yoksa karışmam.”

“Tamam, yaparım.”

“Durduk yerde benim başımı yakma, kocan da senin gibi manyağın biri çıkıp bana saldırmaya kalkabilir daha sonra. Sen önce bu dediğimi yapacaksın, ondan sonra düşüneceğim senin dediklerini!” diyerek karşılık verdim.

‘Olur.’ gibilerden başını salladı.

Uzun mavi, bol bir etek vardı üstünde. Üstüne ise açık pembe uzun kollu bir bluz giymiş, başını desenli büyük bir türbanla çenesinin altından bağlamıştı.

“Niye kocanı aldatıyorsun peki, hem de amcanın oğluyla?” diye sordum.

“Ne yapacaksın, seni ne ilgilendirir?” dedi tepkiyle.

“Belli ki Serhat’ı seviyorsun, uzun zamandır da birlikte olduğunuz belli. Peki hiç utanmıyor musun, kocanın yüzüne nasıl bakıyorsun?“ dediğimde,

“Niye, sen ahlak bekçisi misin?” dedi karşılığında.

Merak ettiğim bu konuda ondan bir yanıt alamayacağım belli olunca daha fazla soru sormadım.

“Benim bugün dersim yok, bütün gün evdeyim!” dedim keyifle. Meryem’den ses çıkmayınca,

“Burada mı, benim odamda mı, yoksa Cemil’in odasında mı yapalım?” diye sordum.

“Burada olmaz!” dedi Meryem yüzüme bakmadan.

“Niye?” dediğimde duvardaki saati gösterdi.

“Haa, anladım, kamera var diye istemiyorsun. İyi o zaman, benim odama geçelim!” dedim. Ama içeri geçmeden önce, “Benimle zorla değil isteyerek sikişmeni istiyorum, aynı Serhat’la yaptığın gibi, senden hoşlanıyorum çünkü!” deyince başını sallayıp,

“Tövbe tövbe!” dedi fısıltılı bir sesle.

“Bir gece Cemil’in odasında kocanla sikişmenizi duydum. O zamandan beri senden hoşlanıyorum!” dediğimde yüzüme bakıp,

“Sen harbi sapıksın!” dedi.

“Sapık falan değilim, bu lafı kullanmayı da bırak artık!” dedim tepkiyle. Ancak Meryem,

“Sapığın tekisin, benim kocamla sikiştiğimi nerden çıkardın, öyle bir şey olmadı!” deyince o gece duyduklarımı anlattım. Ama Meryem,

“Duydukların ne sesi bilmiyorum, ama kendi kafandan bir şeyler uydurmuşsun orası belli, ben kocamla kaç sene oldu sikişmeyeli!” deyince şaşkınlıktan ağzım açık kaldı.

“Anlamadım?” dediğimdeyse

“Hamit’in siki kalkmıyor…” dedi utançtan kızaran yüzüyle.

O gece çıkan seslerin sikişme sesleri olduğuna emindim. Çünkü annemle daha doğrusu üvey annemle babamın yatak odalarından çıkan sesler de aynı bu şekildeydi. Odam yatak odaları ile yan yanaydı ve gecenin ilerleyen saatlerinde benim uyduğumu sandıkları zamanlarda sikişirlerdi.

Oysa küçük yaşlarımdan beri onların her sikişmesini dinlemiş, kulak misafiri olmuştum ve bu yüzden de o gece duyduğum seslerin sikişme sesi olduğuna emindim. Ama Meryem bunun olmadığını, çünkü kocasının sikinin kalkmadığını söylüyordu.

“Niye?” diye sorunca

“Beş sene önce ameliyat oldu, hastanede yattı. O zaman yanlış ilaç vermişler, onlar da yan etki yapmış, erkekliği öldü. Senin duydukların ne sesi bilmiyorum!” diye yanıt verdi.

“İnanmıyorum… Yani beş senedir kocanla sevişmiyor musun?”

“Evet, tam beş senedir… Şimdi anladın mı neden Serhat’la seviştiğimi? Bir yıl dayandım, iki yıl dayandım, sonunda bıçak kemiğe dayandı işte… Amcaoğlu da yanımda olunca… Ateşle barut, yan yana durmadı.”

Belki de Meryem doğru söylüyordu. O gece yatağın gıcırdama seslerinden başka ses duymamıştım. Oysa üvey annemle babam sikiştiklerinde üvey annemin zevk iniltilerini, babamın da ona (Aşkım, güzel amcıklı karım!) dediğini duyardım yatağın gıcırtılarından hariç.

Hatta zaman zaman işi abarttıklarında babamın pompalama seslerini bile duyardım. Uzun saçlarıma ara sıra laf eden üvey annem de tıpkı Meryem gibi kapalı, tesettürlü ve oldukça mütedeyyin bir kadın olmasına rağmen kocasıyla geceleri at gibi sikişmekten geri kalmıyordu. Meryem gibi türbanlı olgun kadınlara karşı ilgimin sebebi de üvey annemdi.

Bu konuşmanın sonrasında kalkıp odama geçtim. Soyunurken Meryem de geldi. Tek kişilik bir yataktı, çekyat kadar geniş değildi elbette, ama onun gibi eski de değildi. Sağ yanım üstüne çırılçıplak halde uzandım yatağa.

Meryem bakışlarım arasında soyunup çıplak kaldı ve o da sol yanı üzerinde yanıma uzandı. Dudaklarına yumuldum hemen. Dünkü gibi sıkıca kapamamıştı dudaklarını. Onları emip dilimi de ağzının içine sokuyordum. Meryem karşılık vermiyordu, ama bu bana yetiyordu.

Yanımda kolları aşağı sarkık halde uzanmıştı, ama benim sol elim vücudu üzerinde geziniyordu. Meryem’in bu tepkisiz hali hoşuma gitmese de ben işimi yapıyordum. Göğsüme değen dolgun memelerini avuçlayıp sıkıyor, karnını ve kalçalarını okşuyordum. Ama bu pozisyonda rahat edemediğim için doğruldum ve

“Uzan şöyle!” dedim. Meryem sırtüstü uzandı, dünkü gibi bacaklarını açıp ayırınca arasına yerleştim ve üzerine uzandım.

Beyaz boynunu, yüzünün her yerini, kulaklarını, omuz başlarını öpüp yalıyordum. Göğsümün altında yassılaşan memelerini öpüp emdiğimde ise tarifi imkansız bir zevk alıyordum.

Başta kalas gibi duran Meryem memelerini okşayıp sıktıkça, uçlarını emdikçe kendini daha fazla tutamadı. Bir süre sonra iki elini sırtıma attı. Ben memeleri ile meşgulken o da omuzlarımı hafiften okşuyordu.

Etli meme uçları dil darbelerim ve emmelerim ile gittikçe şişiyordu. Her iki memesini avuçlayıp sıkıyor, hamur gibi yoğuruyordum.

Aşağılara kaymaya başladım. Göbek deliğinin etrafını dilleyip yaladıktan sonra amının üzerinde gezdirdim dilimi. Etli am dudaklarını emerken Meryem’in bundan büyük zevk aldığını hissediyordum.

“Ne yapıyorsun Burak? Ohhh…” diye saçlarıma asıldı.

“Amcığını yalıyorum canım…” dedim. “Serhat yapmaz mı bunu?”

“Mmm… O sikini yalattırır sadece… Beni yalamaz hiç… Çok güzelmiş… Devam et ne olur…”

Am dudaklarını araladım ve ortaya çıkan sulu ve pembe amının içini dilledim. Sıcak ve kaygandı amı… Hemen sertleşmeye başlayan bızırını da dilleyip emdiğimde Meryem’den, “Ihhh!” diye derin bir inilti çıktı, bundan çok hoşlanmıştı.

Ben bızırını emmekle ilgilenirken o da saçlarımı çekiştirmeye başlamıştı. Bacaklarını dizlerinden büküp geriye doğru çekince daha rahat bir pozisyon sağlamış oldu Meryem.

Amını iştahla emiyor, dilliyor ve yalıyordum. Geçmişte kız arkadaşımla yaşadıklarımızın faydasını şimdi görüyordum. İki yıl boyunca dolu dolu sevişmiştik. Amından hiç siktirmese de bunun dışında aklımıza gelen her şeyi yapmıştık. Sekste deneyim sahibi bir erkek olmamı kız arkadaşıma borçluydum.

Meryem’in amı yalamalarım ve dillemelerim sonucu gittikçe kayganlaşıp ıslanıyordu. Aldığı zevkle inlemeye de başlamıştı artık. Ben de bundan büyük keyif alıyordum.

Ama bu zevk dolu anlarımız dış kapının çalınması ile birden kesintiye uğradı. Meryem büyük bir korkuyla,

“Kim bu?” diye beni üzerinden atıp doğrulmaya çalışırken ben de korkudan ne yapacağımı bilmez haldeydim. Meryem kalkıp yerde duran eteğini ve bluzunu giyinirken kapıya adeta yumrukla vuruluyordu. Bu sırada,

“Meryem içerde olduğunu biliyorum, aç kapıyı!” diyen Serhat’ın gür sesini duyduğumuzda Meryem öfkeyle,

“Orospu çocuğu!” dedi dişlerini sıkarak. Giyinir giyinmez fırlayıp çıktı odadan… Ben de külodumu geçirip peşinden gittim. Serhat kapıya vurmaya devam edip,

“Meryem aç kapıyı, içerdesin biliyorum!” deyince, Meryem,

“Ne istiyorsun, niye geldin, defol git!” diye bağırır gibi konuştu.

“Aç kapıyı, seninle konuşmak istiyorum!”

“Ben konuşmak istemiyorum, seni de görmek istemiyorum, benden uzak dur artık!”

Ancak Serhat gitmemekte, Meryem’le görüşmekte ısrarlıydı.

“Eğer kapıyı açmazsan burada beklerim, sen açana kadar da bir yere gitmem!”

“Allah kahretsin seni, beni millete rezil edeceksin!”

“Sen kapıyı açana kadar hiç bir yere gitmiyorum. Bak sadece konuşmak için geldim, inan başka bir niyetim yok. Korkma benden lütfen. Senden özür dilemek istiyorum, ama ne olursun kapıyı aç. Sadece konuşmak istiyorum. Ondan sonra gideceğim, ama ne olursun bir kere görüşelim!” diye adeta yalvarır gibi konuşunca, Meryem bana dönerek fısıltıyla,

“Kapıyı açmam lazım yoksa bu hayvan gitmez. Sen içeri gir, sesini çıkartma sakın. Ne olursa olsun sakın çıkma dışarı, yoksa daha kötü olur!” dedi.

“Tamam, ama başından sav gitsin bunu, iki saat bekleyemem ben içeride!” dedim. Meryem,

“Tamam tamam!” dedi bana ve sonra kapıya doğru gidip,

“Az bekle, ama bak sadece konuşacağız, ondan sonra gideceksin!” dedi Serhat’a. Serhat,

“Tamam, söz veriyorum, yemin ederim, konuşup gideceğim!“ dedi yanıt olarak.

Ben odama geçerken Meryem de peşimden gelip yerde duran türbanını aldı ve başını bağladı.

“Yalvarırım ses etme, ben gönderirim bunu. Eğer seni görürse öldürür!” dedi ve ardından kapımı kapadı. Ben de kapıyı kilitledim ve arkasında durup içeriyi dinlemeye başladım. Bir dakika kadar sonra Serhat’ın sesi salondan geliyordu. Ağlamaklı bir sesle,

“Lütfen, senden özür dilemek istiyorum. Bir hayvanlık ettim, beni bağışla!” dediğini duydum. Karşılığında Meryem ise,

“Sen beni aptal mı sanıyorsun, daha önce de aynısı oldu, o zaman da affettim ama sonra ne oldu, her şey eski tas eski hamam. Artık geçti Serhat efendi, hem ben artık bu günahı taşıyamıyorum daha fazla. Kocamın yüzüne bakarken utancımdan yerin dibine giriyorum. Cemil de artık çocuk değil, anlayacak diye ödüm kopuyor. Bu iş artık bitti, sen yoluna ben yoluma. Zaten yakında Sivas’a dönüyorum. Ondan sonra birbirimizin yüzünü bile görmeyiz!” dedi.

“Son sözün bu mu?”

“Evet bu!” Ama Serhat pes edecek gibi değildi. Yine özürler dileyip duruyordu. Ama Meryem de alttan alacak gibi görünmüyordu, her seferinde,

“Artık bitti, boşuna özür dileme!” diyordu. Konuşmalar bu şekilde ilerlerken birden Meryem’in,

“Napıyorsun bırak beni!” demesini, Serhat’ın ise,

“Ben bitti demeden bitmez, senin amına koyarım!” dediğini duydum.

İçeride işler ters gitmeye başlamıştı anlaşılan. Serhat’ın yumuşak, alttan alan sesi gitmiş yerine öfkeli ve kızgın sesi gelmişti.

“Senin amını sikerim orospu, sen kendini ne sanıyorsun!” dedikten sonra Meryem’e vurduğunu duydum. Çıkan dayak seslerini kapının arkasından rahatça duyabiliyordum. Meryem feci bir dayak yiyordu. Meryem’den,

“Vurma, vurma, ahhh, vurma!” sesleri çıkarken Serhat küfürler savurup dayak atmaya devam ediyordu.

Attığı ve Meryem’in suratında patlayan şiddetli tokatların sesleri bütün evin içinde yankılanıyordu. O anda yapabileceğim hiçbir şey yoktu. İçeri geçsem Meryem’in dediği gibi daha kötü bir sonuca yol açacaktım. Ayrıca Serhat ayı gibi bir adamdı ve beni de Meryem gibi dövebilir, hatta daha kötü şeyler yapabilirdi.

Yapabileceğim tek şey Meryem için dua etmekti, ama seslere bakılırsa dayağın sonu gelecek gibi görünmüyordu. Sehpanın devrilme sesi geldi, Meryem,

“Vurma, bırak, vurma!” diyordu ama nafile. Dayak faslı bittiğindeyse ‘Caaarrttt!’ diye bir şeylerin yırtılma sesi geldi. Meryem ağlamalarının arasında dayak yemekten bitkin bir sesle adeta inler gibi,

“Bırak beni, hayvan, bırak!” diyordu, ama Serhat’tan karşılık alamıyordu bu sözlerine. Serhat’ın öfkeli homurtularını duyuyordum. Bir süre sesler bu şekilde birbirini kovaladı, araya Serhat’ın küfürleri de karışıyordu. Meryem’in ağlaması devam ederken, Serhat’ın,

“Eğer dediklerimi yapmazsan bunları kocanla oğluna gönderirim, yoksa sen bilirsin!” dediğini duydum. Bu sözleri birkaç defa daha tekrarladıktan sonra kapının şiddetle kapandığını duydum.

Bir süre daha içeriyi dinledim. Meryem’in hıçkırarak ağlamalarından başka ses gelmiyordu artık. Kapıyı açıp içeri geçtim.

Meryem saçı başı dağınık bir halde, yerde çırılçıplak yatıyordu. Yediği dayakla ağzı yüzü kan içinde kalmıştı. Hemen kaldırıp tuvalete götürdüm. Ağlamalarına aldırmadan soğuk suyla yüzünü yıkadım.

Birkaç dakika sonra kendine gelir gibi olduğunda salona geçtik. Çekyata oturdu. Suratı pancar gibi kızarmıştı. Yerdeki kıyafetleri yırtılmış adeta parçalanmıştı.

Yerdeki kıyafetlerini alıp Cemil’in odasına geçti, ama kapıyı kapamadı. Ben de peşinden gittim. Cemil’in küçük dolabının içinden kendisine yeni bir külot ve sutyenle kıyafetler aldı, onları giyinirken,

“Resimlerimi çekti orospu çocuğu, kocamla oğluma gösterecekmiş!” dedi öfkeyle yüzüme bakarak.

Nedendir bilmem o an bu sözlerinden çok utandım. Serhat da benim izlediğim yolu izlemişti, Meryem’i çıplak resimleri ile tehdit ediyordu.

Meryem söylene söylene giyinirken Serhat’a küfürler savurup durdu. Giyindikten sonra önümden salona geçti. Çekyata oturdu yine. Sehpa parçalanmıştı.

Sandalyeye oturdum, üzerimde halen sadece külotumun olması da garip bir durumdu, ama giyinecek vakti bile bulamamıştım. Meryem sanki az önce dayak yememiş gibi gülerek,

“Amına koyduğumun çocuğu, kendini travestilere siktiriyor, bana da erkeklik taslıyor!” dedi.

Belli ki yediği dayağın şokundaydı halen, bir süre daha gülmeye devam etti ve aynı sözleri tekrarladı. Dudağının kenarı patlamıştı. Odamda yara merhemi vardı, onu alıp geldim.

“Şunu sür, dudağının kenarı kanıyor!” deyince merhemden biraz sürdü,

“Sağ ol!” dedi gülümseyerek.

“Ne olacak peki? Gönderir mi resimleri gerçekten?”

“Hiçbir şey yapamaz, onunki sadece laf. Karısından it gibi korkar. Öyle bir şey yaparsa karısı da öğrenir çünkü. Karısı hemen anında boşar bunu… Kadın zengin, bu çulsuzun biri. Bütün para karısında, lokantası, evi, arabası her şeyi karısının üstüne, bunun götündeki donundan başka bir şeyi yok. Sadece kuru tehdit!”

Bir süre sessizce oturduk. O an aklıma bir fikir geldi. Serhat Meryem’i tehdit ediyorsa Meryem de onu edebilirdi.

“Senin de elinde görüntüler var Meryem… Eğer o seni tehdit ediyorsa sen de onu edebilirsin!” dediğimde Meryem anlamamış gibi baktı yüzüme. Duvardaki saati gösterdim.

“Kameranın çektiği görüntüler var. Eğer seni tehdit ederse sen de bu görüntüleri onun karısına göndereceğini söylersin. Madem karısından it gibi korkuyor, sen bunu yapınca bir daha seni rahatsız etmez!” dedim.

Meryem önce pek anlayamamış gibi baktı, ama sonra sözlerim aklına yattı,

“Doğru söylüyorsun!” diyerek onayladı. “Tabii ya… Eğer öyle bir şey olursa ben de senin dediğini yaparım. Gönderirim karısına, benim başım yanmış anasını satayım onunki de yansın. Doğru söylüyorsun!” dedi gülerek. Sonra da,

“İyi ki bu saati buraya koymuşsun!” dedi. Böyle bir şeyin olacağı hayalime bile gelmezdi. Meryem casus kameralı saat için bana teşekkür ediyordu. “Bunu yaparsan ben de ne istersen yaparım. Beni Serhat belasından kurtar yeter ki!“ deyince,

“Ne istediğimi biliyorsun!” dedim gülümseyerek.

“Biliyorum, onun için söylüyorum zaten. Eğer istersen senin karın olurum, sana karılık yaparım, ne zaman istersen siktiririm kendimi!”

“Ne istersem yapacaksın ama!” dedim keyifle. Meryem bunun sonuçlarının nereye gideceğini bilmeden,

“Tamam yaparım!” deyince,

“Götünü sikmek istiyorum!” dedim.

Meryem bu yaşına kadar götünün bakireliğini korumuştu, ama artık bunun da bir sonunun geldiğinin farkındaydı, bakışlarından belli oluyordu bu.

Usulca, “Tamam.” dedi. “Ne istersen dedim ya…”

“Götünü sikmek istiyorum!” dedim Meryem’e… Bu yaşına kadar götünün bakireliğini korumuştu, ama artık bunun da bir sonunun geldiğinin farkındaydı, bakışlarından belli oluyordu bu.

Usulca, “Tamam.” dedi. “Ne istersen dedim ya…”

Onca zaman kız arkadaşımı amından sikmek istemiştim ama ısrarla vermemişti. Şimdi ise Meryem amını sunarken ben onu götünden sikmek istiyordum.

“Götünden daha önce hiç sikiştin mi?” diye sordum. Soru ve soruş şeklim Meryem’in suratını kıpkırmızı yaptı.

“Yok!” dedi başını hafifçe yukarı kaldırıp.

“Her şeyin bir ilki vardır!” dedim gülümseyerek, ama bu anda Meryem’in gülümseyecek hali yoktu.

Kalkıp yanına oturdum. Elimi omzuna atıp yanağından öptüm. Bir kaç kısa öpücüğün ardından boynunu öpmeye başladım. Ancak Meryem,

“Burada olmaz!” deyince,

“Tamam, içeri gidelim!” dedim ve elinden tutup kaldırdım. Birlikte odama geçtik.

Üzerimde sadece külotum vardı, hemen çıkarıp yatağa uzandım. Meryem ise uzun siyah eteğini ve kareli mavi gömleğini çıkardı. Beyaz pamuklu külotunu ve sutyenini de çıkarıp yanıma uzandı.

Serhat gelmeden önceki gibiydik şimdi. Serhat’ın attığı dayağın izleri beyaz vücudunda hafif morluklar yapmıştı, ama öyle bir dayağa rağmen iyi sayılırdı. Yanaklarını, dudaklarını deli gibi öpmeye başladım. Sol elimle de memelerini avuçlayıp sıkıyordum.

Meryem ilk baştaki tepkisiz, çekingen halini yavaş yavaş üstünden atmaya başladı. Önce sağ eli sırtımda gezinmeye başladı, daha sonra da öpmelerime karşılık verir oldu.

Araladığı ağzına dilimi sokuyor, kanırtırcasına emiyordum dudaklarını. Meryem de deneyimini konuşturmaya başlamış dudaklarımı emiyordu. Dışarı çıkardığı dilini emdim, aynısını o yaptı daha sonra. Karşılıklı dillerimizi emiyor, dillerimizle sikişiyorduk.

Meryem kıvama gelmişti, götünden sikilecek olmanın heyecanı ve korkusuna rağmen azgın ve istekliydi.

Memelerine yumuldum sonrasında. Meryem uzun saçlarımın arasına soktuğu eliyle çekiyordu onları. Meme başlarını yalayıp parlattım, etli uçlarını emdim, vakumladım. Bundan büyük bir haz duyuyordu.

Memelerinin arasına yüzümü gömdüm, kokladım. Yarağım sertleşmişti çoktan, artık bir an önce götüne girmek istiyordum. Ancak Meryem biraz daha sabırlı olmamı istiyormuş gibi,

“Ağzıma alayım mı?” deyince,

“Al bakalım!” dedim ve dizlerimin üzerinde doğruldum.

Kalkık yarağımı sıvazlarken o da sol dirseği üzerinde doğruldu, yarağımı tuttu sağ eliyle ve ardından ağzına aldı. Dünkünün aksine iştahla ve şevkle yalıyor, somuruyordu yarağımı.

Saçlarını çekiyor, memelerini avuçluyordum o saksoya devam ederken. Yarağımı kökünden tutmuş dibine kadar ağzına sokmaya çalışıyordu ama bu pozisyonda buna imkan yoktu.

“Şöyle uzansana!” deyince sırtüstü uzandım. Meryem de dikilmiş yarağımı dört ayak üstüne domalmış halde aldı ağzına. Bu pozisyonda daha rahattı. Başını kaldırıp indirdikçe yarağım da ağzına girip çıkıyordu.

Gözleri üzerimdeyken dilini çıkarıp yarağımın kafasına dil darbeleri atıyor, ardından acelesi varmış gibi iştahla emiyordu. Bu arada şişmiş taşaklarımı da löp bir yumurtayı ağzına atar gibi alıyordu ağzına.

Kırk yıllık fahişe gibi davranıyordu. Saksonun ardından memelerini yarağıma sürttü. Etli meme uçlarını yarağımın kafasına değdirdikçe içim gıdıklanıyordu. Ancak daha fazla ileri gitmesini istemediğim için,

“Tamam, bu kadar yeter!” dedim ve doğruldum.

Meryem meraklı ve endişeli gözlerini üzerime dikmişti şimdi.

“Sırt üstü uzanıp bacaklarını kaldıracaksın, öyle daha rahat olur!” dediğimde itiraz etmeden uzandı yatağa. Ancak,

“Lastik tak!” deyince, “Tamam!” diyerek kalktım ve masanın çekmecesinden kondom kutusunu aldım. Bu arada zamanında kız arkadaşımı götünden rahatça sikmek için anal kayganlaştırıcı almıştım ve o da kondom kutusunun yanındaydı. İçinde kalmıştı biraz ama son kullanma tarihi geçmişti. Yine de işe yarardı. Kız arkadaşımın göt deliği çok dar olduğu için bunun çok yardımını görmüştüm.

Meryem elimdeki kutuyu görünce,

“O ne?” diye sordu. Ne olduğunu söyleyince, “Dikkat et, canımı yakma!” dedi endişeyle.

Kondomu yarağıma taktım, kayganlaştırıcıyı iyice çalkalayıp Meryem’in havaya kaldırdığı bacaklarıyla ortaya çıkan hafiften kıllı göt deliğininin etrafına sıktım. Sağ işaret parmağımla göt deliğine bastırıp jeli deliğinin içine sürdüm. Sonra da kondomun üzerine sıkıp yarağımı bununla sıvazladım.

Meryem korkulu bakışlarla yapacaklarımı bekliyordu. Dizlerinin arkasından tutup destek oldum ve bacaklarını biraz daha kaldırıp geriye attım. Göt deliği yarağımın hizasındaydı şimdi.

Yarağımı yavaşça bastırmaya başladım götüne. İlk anda göt deliği yarağımı lastik gibi geriye itti. Sonra bir elimle tutup bastırdığımda deliğin ağzı yavaşça açıldı, yarağımın kafası içine girmeye başlamıştı. Meryem bu anda,

“Ihhh, ayyy!” diye bir inilti çıkardı ama canı yandığı için değil de korkudan yapmıştı bunu.

“Tamam, sakin ol!” dediğimde dudaklarını ısırdı. “Rahat bırak kendini… Kasma…” Yavaşça bastırmaya devam ettiğimde göt deliği gittikçe genişleyip yarağımı içine alıyordu. Meryem korkuyla,

“Ayyy, ahhh, Burakkk çıkarrr, ayyy!” deyince,

“Tamam, korkma, jel sürdüm, canın yanmaz!” dedim, ama Meryem için sözlerimin bir değeri yok gibiydi, o gene aynı sözleri tekrarladı.

Yarağımın kafası içine girmişken yavaş yavaş ileri geri hareketlerle sokup çıkarmaya ve göt deliğini daha da genişletip rahatlatmaya çalıştım bir süre.

Meryem’in acı ile karışık inilti ve itirazları kaybolmaya başlamıştı bu sayede. Dizlerimin üzerinde biraz daha öne kaydım ve biraz daha sertçe yüklendim. Meryem’den,

“Ahhh, ayyyyy, ıhhhh!” nidaları yükselirken götünde gidip gelmeye başladım. Göt deliği oldukça sıkıydı. Geniş amına tezat şekilde götü dardı ve bunun verdiği zevk de daha fazlaydı.

“Götün çok sıkı, bakire amı gibi!” dedim aldığım keyifle, ama Meryem bunu duyacak halde değildi.

İleri geri hareketlerimi gittikçe hızlandırdım. Jelin oldukça faydası olmuştu, kondomlu yarağım kolayca girip çıkıyordu götüne. Meryem’in sıkı göt deliği yarağımı neredeyse yarısına kadarını alıyordu içine.

Kalp atışlarım zirve noktasına ulaşmıştı. Bastırdıkça deliğin ağzı içe doğru çöküyor, yarağımı geri çektiğimdeyse dışarı doğru açılıyordu. Meryem’in yüzü kızarmış ve terlemişti. Acı dolu bir ifade vardı yüzünde, ağzını aralayıp inliyor, dudaklarını ısırıyordu durmadan.

Son bir gayretle daha da bastırıp yüklendiğimde yarağımın yarısından fazlası içine girdi. O an zevkten bayılacak gibi oldum, ama Meryem’in,

“Buraaakkk çıkarrr, Allah aşkınaaa çıkarr, nolurrr, çıkarr!” sözleri küçük odamın duvarlarında patladı.

İlk denemede onu korkutup daha fazla canını yakmak istemediğim için çıkardım yarağımı. Meryem’in göt deliği bozuk para gibi açılmış, ağzı kızarıp şişmişti.

Yarağım açıkta kalmıştı ama boşalmama daha vardı, o yüzden amına bastırdım. Yarağım dibine kadar amına girerken üzerine uzandım. Bu pozisyonda sikmeye başladım.

Meryem’in acı iniltileri kaybolmuştu tamamen. Onun yerine kollarını sırtıma atarken bacaklarını da belime doladı. Var gücümle pompalıyordum amına. Acı iniltileri yerini zevkli seslere, küçük çığlıklara bırakmıştı. Altımızdaki tekli yataktan sesler geliyordu durmadan. Yaylı yatak bizi yukarı zıplatıyordu sanki.

Meryem kolları ve bacakları ile sarıp sarmalamıştı beni. Sırtımdaki elleri belimde geziniyordu, kulaklarımı emiyordu iştahla.

“Ohhh sikk, ımmmm, sikkk, uhhhh, sikkkk, daha çokkkk, uhhh, sikkk, ımmmm, ohhhh!” sesleri istemsizce çıkıyordu ağzından.

Bense aldığım bu tezahüratla daha güçlü pompalıyordum amına. Taşaklarım ve kasıklarım onun terli ve etli kasıklarına çarptıkça çıkan ‘Şap şap şap!’ sesleri odamın duvarlarında yankılanıyordu durmadan.

Ancak zevk dolu dakikaların sonuna gelmiştim artık. Bir anda deli gibi boşalmaya başladım. Kendimden geçmiş gibi bütün enerjimi Meryem’in amına akıttım. Yarağım amında olduğu halde bir süre bekledim, o halde birbirimize sarılı halde kaldık. Meryem boynumu, yanaklarımı öpüyordu.

Sonunda amından çıktım. Yarağımın üzeri dünkü gibi koyu, kirli beyaz bir sıvıya bulanmıştı. Meryem’in etli amının zevk sıvılarıydı bu. Meryem de tıpkı benim gibi zevk almıştı, halinden anlaşılıyordu.

“Çok güzeldi!” dedi gülümseyerek.

“İlk deneme için fena sayılmazsın!” dediğimde anlamamış gibi baktı.

“Arkadan diyorum, ilk deneme için fena değilsin, birkaç kere daha yapınca daha da alışırsın!” dediğimde,

“Ben iyiyim böyle, alışmak istemiyorum!” dedi. Yarağımdaki kondomu çıkarıp yerdeki külotumun üstüne attım.

Yanına uzanıp başımı memelerinin üzerine koydum. Bir süre o halde kaldık.

“Burak… “ dedi. Başımı kaldırıp baktım, “Gerçekten o görüntüleri verecek miydin, merak ettim.” Gerçeği itiraf etmek zorunda kaldım.

“Hayır, yapamam ben öyle şeyler… Seni ikna etmek için söyledim.” Kollarının arasında sımsıkı sardı beni,

“Biliyordum” diye fısıldadı. “Sen Serhat gibi ayının teki değilsin.”

“Değilim. Ben sadece seninle sevişmek istedim. Aklıma bundan başka çare gelmedi, ne yapayım…”

“İyi ki yapmışsın… Yoksa seninle bu zevkleri tatmayacaktık.”

“Senin de hoşuna gitti değil mi Meryem? Zevk aldın sen de…”

“Evet canım… Hem de çok zevk aldım. Dedim ya, Serhat gibi kaba değilsin. Gençsin, yakışıklısın, onun gibi kıllı postlu orman ayısının teki değilsin.”

Öpüştük uzun uzun… Biraz sonra boşalmanın rehaveti çöktü üstüme, uykum geldi. Meryem ise,

“Ben banyo yapıyorum!” diyerek kalktı. Ancak kalkarken birden, “Ayyyy!” diye ufak bir çığlık kopardı.

“İlk başta olur böyle ama sonra geçer, banyoda sıcak su tut!” dedim.

“Sen nereden biliyorsun bunları?” diye sordu.

“Kız arkadaşımı götünden sikiyordum, oradan biliyorum!” dediğimde sanki sözlerime inanmamış gibi baktı.

“Valla bak, götünden sikerdim onu. Amından isterdim ama vermezdi!” dediğimde,

“Tövbe tövbe!” dedi utangaç bir gülümsemeyle ve başını sağa sola salladı. Meryem yerdeki kıyafetlerini aldı, odadan çıkıp kapıyı kapatırken ben de keyifli bir uykuya daldım…

Uyandığımda saat üç olmuştu. Evde derin bir sessizlik vardı. Yerdeki külotumla üstündeki kondom gitmişti, anlaşılan Meryem almıştı. Yeni bir külotla eşofmanlarımı giyip içeri geçtim.

Meryem salonda yoktu, Cemil’in odasının kapısı da kapalıydı. Kapıya tıklattım birkaç kez ama içerden ses gelmeyince açtım. Meryem içeride de yoktu. Büyük bir merak kapladı içimi, nereye gitmişti acaba? Telefonunu aradım ama kapalı görünüyordu. O zaman beklemekten başka yapacak bir şeyim olmadığı için yeniden odama döndüm.

Bir saat kadar sonra kapının açılma sesi geldi. Bunu Cemil’le Meryem’in sesleri izledi. Meryem’in Cemil’in yanında ne işi vardı? Biraz sonraysa kapıma vuruldu.

“Burak abi müsait misin?” diyen Cemil’di bu. Kalkıp kapıyı açtım. Cemil’in elinde bir poşet vardı.

“Abi annemle dışarıda yemek yedik, annem sana da köfte aldı!“ diyerek poşeti uzattı.

“Hiç gerek yoktu, zahmet ettiniz!” dediğimde salondaki Meryem’in,

“Ne zahmeti, afiyet olsun!” diyen keyifli sesini işittim.

Bir paket köfte, yanında piyaz ve ayran vardı, afiyetle yedim hepsini. İçeri geçtiğimde Meryem televizyon izliyordu, Cemil ise odasına geçip kapıyı kapamıştı. Meryem beni görünce sevinmiş gibi bir bakış attı önce, sonra da fısıltıyla,

“Sen yatarken Cemil aradı, anne gel dışarıda yemek yiyelim diye, onun yanına gittim!” dedi.

“Göremeyince merak ettim seni… Gitmeden uyandırıp söyleseydin keşke…” diyerek sandalyeye oturdum.

Meryem ise çekyata yaslandı ve bacak bacak üstüne attı. Önü düğmeli mavi bir etekle uzun kollu beyaz bir gömlek vardı üzerinde. Başını ise büyükçe bir türbanla bağlamıştı sıkıca.

“Cemil’in yarın sınavı varmış, çalışması lazımmış, onun için girdi odaya!” dedi gülümseyerek.

“E ne yaparsın, mecbur!” dedim öne doğru eğilip dirseklerimi dizlerime dayarken. Bu şekilde ona daha yakın olmuştum. Meryem de aynı şekilde eğildi öne doğru ve

“Allah aşkına bir şey anlamasın, çok dikkat et, bana karşı davranışlarında, konuşmanda dikkatli ol, mesafeli davran!” deyince,

“Tamam, biliyorum, sen merak etme!” dedim.

Bir süre sessizce televizyon izledikten sonra Meryem kalkıp Cemil’in yanına gitti. Bir dakika kadar sonra Cemil’in,

“Anne git başımdan ya!” diyen sesi geldi ve Meryem odadan çıktı. O çıkarken odanın içerden kilitlendiğini duydum. Cemil annesinin içeri girmesini önlemek için kilitlemişti kapıyı. Meryem,

“Kitaplara defterlere dalmış, çok zormuş yarınki sınavı, İnşallah iyi geçer!” dedi ellerini dua edercesine açarak.

Yeniden çekyata oturdu, bana yanına oturmamı işaret edince kalkıp geçtim. Meryem yeniden bacak bacak üstüne attı, gözlerini televizyona dikerken ben de sol elimi mavi eteğinin altına soktum.

Elim dolgun bacaklarını kavrarken yarağım hareketlenmeye başladı. Elim bacakları üzerinde gidip gelirken o da bundan keyif aldığını belli ediyordu hareketleriyle. Ancak tehlikeli bir davranıştı bizimkisi. Cemil evdeyken daha ileri gidemezdik. Bu yüzden elimi tutarak,

“Daha fazla ileri gitme aşkım, çocuk içerde!” dedi. Elimi çekip yeniden sandalyeye oturdum. Çadırı dikmiştim, Meryem de bunun farkına varınca gülümsedi. Öne doğru eğildi. Eliyle önümdeki kabarıklığı avuçladı ve fısıltıyla,

“Korktuğum gibi değilmiş!” dedi. Ne demek istediğini anlayamadım.

“Şey diyorum!” dedi eliyle arkasını göstererek. Götünden sikilmenin korktuğu kadar canını yakmadığını söylemek istediğini o zaman anladım.

“Ama tuvaletimi yaparken biraz sızladı!” diye ilave etti.

“Serhat’ın yapmasına niye izin vermiyordun?” diye sordum.

“Onunki çok büyük, ama seninki o kadar değil!” dedi gülerek. Bu sözünden alınır gibi oldum ama Meryem elini dizime koyarak,

“Sikin büyüğü makbuldür diye bir şey yok. Her şey kararında olursa güzel olur. Gereğinden büyük olunca kadının canı yanar zevk alamaz, ama olması gerektiği gibiyse kadın da zevk alır, korkmaz çünkü. Kendini erkeğine teslim eder!” dedi gülümseyerek.

“Alışınca bırakmazsın o zaman!” dedim. Ancak Meryem bu sözümden hoşlanmamış gibi ciddi bir sesle,

“Zevzeklik yapma!” dedi doğrulup. Sonra da ben yokmuşum gibi karşısındaki televizyona dikti gözlerini. Ben de daha fazla kalmak istemedim yanında. Yoksa dayanamayıp birbirimize dalacaktık. İçeri geçerken,

“Yıkandın mı?” diye sordu yine fısıltılı bir sesle.

“Ha, yok!” dediğimde,

“Niye yıkanmıyorsun, yıkansana, cenabet halde dolaşma, çok günah!” dedi.

“İyi tamam!” dedim, sonra da aklıma gelince, “Külodumu sen mi aldın?” diye sordum. Gülmemek için kendini zor tutarak,

“Hep sen benim külodumu alacak değilsin ya… Bir kere de ben seninkini alayım!” dedi.

Tuvalete geçip banyo yaptım, sonra da odama girip yatağa uzandım. Biraz kitap okuyup biraz da telefonla oynadım, ama sonra uykum gelince erkenden yattım.

Gecenin bir vakti korkuyla uyanıp doğruldum. Önce ne olduğunu anlamaya çalıştım, rüya mı görüyordum yoksa gerçek mi? Bir el sertleşmiş sikimi okşayıp sıkıyordu. Bir iki saniye sonra Meryem’in titrek, fısıldayan sesini işittim.

“Korkma, benim!” dedi. İçerisi zifiri karanlıktı, gözlerim alışıncaya kadar onu fark edemedim. Ama sonra kendime geldiğimde,

“Ne arıyorsun burada?” diye sordum korkuyla. “Ne yapıyorsun sen?”

“Cemil’e baktım, mışıl mışıl uyuyor!” dedikten sonra yanıma oturdu.

“Ee, sen niye geldin?” dedim.

“Yanında olmak istedim. Seninle sevişmek istiyorum!” deyince,

“Manyak mısın sen, oğlun yan odada yatıyor!” dedim karşılığında.

“Korkma uyanmaz, bir daha yattı mı hayatta kalkmaz, küçüklüğünden beri öyledir!“ dedi, ama ben,

“Başımızı derde sokacaksın, git içeri!” dedim sinirle.

“İnanmıyorsan git bak!” deyince,

“Ya manyak mısın nesin, niye bakayım, git içeri, yarın yaparız!” dedim, ama Meryem,

“Ben şimdi istiyorum!” dedi. “Doyamadım. Lütfen, beni kırma… Seviş benimle…” Sıcak nefesi yüzümü yakıyordu. Bu arada elini eşofmanımın içine sokmaya çalışıp yarağımı tutmak isteyince,

“Ya sen deli misin?” dedim tepkiyle.

“Erkek değil misin sen, niye korkuyorsun?” dedi sinirli bir sesle.

“Oğlun içerde diyorum, anlamıyor musun?”

“Top atsan uyanmaz o, oğlumu bana mı öğreteceksin?”

O zaman daha fazla tepki göstermemin anlamsız olduğunu anladım.

“Tamam… Madem bu kadar çok istiyorsun… Sessiz ol ama!” dedim ve ayağa kalkıp çabucak soyundum.

Ne odanın lambasını ne de masa lambasını açabilirdim. O nedenle bu işi karanlıkta yapmamız gerekliydi. Meryem de üzerindekileri çıkardı, az sonra o da çırılçıplak kaldı.

Ayakta birbirimize sarıldık, karanlığa rağmen deli gibi öpüşmeye başladık. Meryem hiç tahmin etmediğim kadar azmıştı. Dudaklarımı deli gibi emiyordu. Sol eliyle enseme bastırırken sağ eliyle de yarağımı okşuyordu. Bir yandan beni öpücüklere boğarken, bir yandan durmadan fısıldıyordu,

“Dayanamadım Burak… Duramadım. Uyku tutmadı bir türlü… Bunu istiyorum ben… Bunu yemeden uyku tutmaz beni… Bak sen de istiyorsun. Sertleştin. Taş gibi oldun.”

Ben de sağ elimle götünü avuçlamış sol elimle de memelerini sıkıyordum. Dediği gibi, yarağım kazık gibi olmuştu Meryem’in okşamaları sayesinde. Dilimi ağzının içine soktuğumda koparmak istiyormuş gibi emdi, vakumladı. Beni nefessiz bırakmaya çalışıyordu sanki.

Ama sonra ani bir hareketle bıraktı öpmeyi ve önümde çömeldi. Sağ eliyle sıkıca kavradığı yarağımı ağzına aldı birden ve deli gibi sakso çekmeye başladı. Yarağımı somuruyor, dibine kadar ağzına alıyordu.

Aldığım keyifle ses çıkartmamaya çalışıyordum. Meryem’in hızlı ve ıslak saksosu devam ederken saçlarını kavradım, gözlerimi kapatmıştım. Ama Meryem öpüşme faslı gibi bunu da fazla uzatmadı. Saksoyu bırakıp kalktı ayağa.

“Lastik tak!” deyince,

“Bu karanlıkta lastiği nerden bulayım, masanın çekmecesinde, açarsam ses olur!” dedim yanıt olarak. Ama Meryem,

“Olsun al sen!” dediğinde,

“Alamam… Zaten tehlikeli bir iş yapıyoruz, başımızı derde sokma!” dedim.

“İyi o zaman… Dikkat et ama, sakın içime boşalma!” dedi sıcak nefesi yüzümde gezinirken.

Hemen ardından da hevesle ellerini yatağa dayayarak domaldı, bacaklarını ayırdı iki yana… Arkasında aldım yerimi, yarağımı tutup sıvazladım ve karanlığa rağmen kendini belli eden beyaz dolgun göt yanaklarının arasına soktum. Bu sırada Meryem,

“Ohhh… Az aşağı… Mmmm… Yavaş… Aşağı!” diyerek bana talimatlar veriyordu.

Karanlığın içinde amını bulmam biraz zor oldu ama sonunda girmiştim. Yarağım dibine kadar amının içindeydi. Amının yakıcı etini hissediyordum yarağımda. Bir süre o halde bekledim, Meryem’den tek bir ses bile gelmiyordu. Sanki içindeki şeyin tadını çıkarır gibi bir hali vardı kadının…

“Güzel mi Meryem?” diye sordum.

“Güzel… Çok güzel…” diye fısıldadı. “Ya sen? Hoşuna gidiyor mu?”

“Gitmese bu kadar ister miydim seni sikmeyi? Seni gördüğümden beri bu anı bekliyordum. Bunu hayal edip ne otuzbirler çektim senin için…”

“Ohhh… Terbiyesiz çocuk… Azgın köpek… Benim için otuzbir çektin öyle mi? Hem de benim küloduma boşaldın…”

“Evet… Senin için… Senin amına koymak için… Seni sikmek için deli oldum.”
Göt yanaklarını kavradım sıkıca ve mümkün olduğunca ses çıkartmamaya çalışarak ağır ağır gidip gelmeye başladım amında. Harika bir duyguydu bu. Kız arkadaşımın benden esirgediğini şimdi ev arkadaşımın annesi veriyordu.

Amı vıcık vıcık sulanmış, yağlanmıştı. Yarağım içinde kolayca gidip gelirken kendimden geçmeye başladım. Bir taraftan derin uykudan ani uyanmanın verdiği gerginlik diğer taraftan hemen yan odada oğlu uyurken annesini sikiyor olmanın getirdiği tedirginlik, derken boşalmaya adım adım yaklaşıyordum.

Son bir güçle pompalamaya başladığımda sessiz duran Meryem’in de iniltiler çıkardığını, zevk aldığını fark ettim.

Birkaç kez güçlü şekilde pompalayınca tıpkı gecenin sessizliğinde babamla üvey annemin sikişmelerindeki gibi şiddetli ‘Şap şap şap!’ sesleri çıktı Meryem’in terli kasıklarından. Yavaşlamaya çalışınca anladı neden yaptığımı,

“Bırakma…” diye tısladı. “Yavaşlama… Devam et… Ohhh… Hızlı… Bırak ses çıksın biraz… Uyanmaz dedim sana… İstediğin gibi sik beni… Git gel içimde… Sik beni Burak…”

Gözlerim karanlığa tamamen alışmıştı artık. Bu anda Meryem de kendini bana doğru yaslamaya, bastırmaya başlamıştı. Elleri ile destek alırken ayak parmakları üzerinde doğrulup götünü yukarı kaldırdı biraz daha.

Sağ ayağımı yatağın üzerine koydum ve bu şekilde siktim bir süre. Artık boşalacak duruma geldiğimde indirdim ayağımı ve hızlıca çıktım amından. Yarağımı sıvazlamaya gerek kalmadan göt yanaklarının üzerine boşalmaya başladım.

Nefes nefese kalmıştım. Yarağımı sıvazlayıp döllerimi akıttım götünün üzerine… Bitince de kafasını güzel götünün yarığına sürterek temizledim.

Biraz sonra Meryem doğruldu. O da benim gibi nefes nefeseydi. Sıkıca sarılıp yanaklarımı ve boynumu öptü ıslak ıslak… İkimiz de çırılçıplak, birbirimize sarıldık karanlığın içinde…

“Teşekkür ederim.” diye fısıldadı. “Çok güzeldi. Bu geceyi hiç unutamam artık…” Sonra da bir şey demeden, üzerindeki döllerimi silmeden giysilerini topladı yerden, giyindi. Çıkarken,

“Allah rahatlık versin, hayırlı geceler!” dedi fısıltıyla ve yanağımdan öptü yine…

Odanın kapısını sessizce açıp çıktı, kapıyı kapatırken ben de yatağa uzandım. Meryem’in tuvalete girdiğini duydum. Gözlerimi kapadım, göğsüm heyecanla inip kalkmaya devam ediyordu. Meryem’in tuvaletten çıkıp salona gidişini işittim.

Ev biraz sonra yeniden sessizliğe büründü.

2 comments

  1. Merhaba ben Metehan İstanbul’da yaşıyorum seyahat engelim yok yaş 37 boy 173 kilo 72 diksiyonu düzgün sempatik kadından ruhundan iyi anlayan seks konusunda deneyimli tanıdığınızda mutlaka memnun kalacağınız biriyim lütfen 20 yaş üzeri ve ne istediğini bilen gizlilige ve hijyene önem veren bayanlar arasın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir