Küçük Kasabanın KahpesiGoogle Icon

Biraz uzunca bir hikaye bu… Gözü açılmadık bir kasaba kızının başından geçenler… O kız ben oluyorum. Güllü adım…

Daha onyedi yaşıma yeni girmiştim ki, köyden kasabaya gelin verdiler beni… Davullar, zurnalar, kınalar, kalabalık, derken düğünümüz bitti. Yeni evimde, kocamla baş başa kalakaldım. Dışarda avluda damadın sırtını yumruklayan akranları, akrabaları, yenge falan, bir kalabalık… Yaşım onyedi ama, her yerim gelişmiş, köy kızı, bıngıl bıngılım. Kocam Hasan 25’ini geçmiş. Tecrübeli…

“Soyun…” dedi sadece kendi soyunurken… Kırmızı gelinliği çıkardım yavaşça… İçliğimi, çoraplarımı falan… İncecik fanilayla kaldım, utanıyorum… Yan gözle baktım, ayağında donla bana bakıyor, çıplacık kalmış.

“Hadi kız, acele etsene, bizi bekliyorlar aşağıda…” diye üsteledi. “Çıkar üstünde ne varsa…”

“Utanıyom, bakma sen…” dedim.

“Gerdeğe giriyosun, utancak ne varmış?” dedi, yine de arkasını döndü. Ben de bir çırpıda ayağımdaki donu, düğün şerefine giydiğim sütyeni çıkarıverdim, yer döşeğine serili yorganın altına daldım. Tir tir titriyorum heyecandan…

“Bitti mi kız?” diye sordu. “Hı…” diyebildim. Ayağındaki donu sıyırıp yorganın altına girerken kocamın şeyini ilk defa o zaman gördüm.

Çeşme başında kızlar, gelinler konuşur, biz çocuklar çaktırmadan dinlerdik onları… Yok benim herifin şu kadar, yok bekçinin kol kadarmış, her gece karısını haşat edermiş, falan filan, bin türlü dedikodu… Ben de yeni yetme, gözümde canlandırmaya çalışırdım nasıl bir şey diye… Atların, boğaların şeylerini görüyoruz köyde ama, hiç erkek görmemişim kardeşlerimin pipilerinden başka… Erkek deyince atlarınki gibi bir şey bekliyorum ben…

Kocamınki şöyle iki parmağım kalınlığında, orta parmağımdan biraz uzunca bir şey… “Demek ki böyle oluyormuş” dedim içimden…

Yorganın altındayız. Kocam üstüme çıkarken ben bacaklarımı araladım. Öpmeye çalıştı. Bıyıkları battı yanaklarıma, düğün yemeğinde içtiği rakının kokusu geldi, tiksindim, başımı çevirmeye çalıştım. Çenemden tuttu, dudaklarımı ısıra ısıra öpmeye çalışırken üstüme abandı.

Az önce gördüğüm çükü kukuma dayandı. Gelinlerden dinlediğim kanlı hikayeler gözümü korkutmuştu, kendimi sıktım biraz… Memişlerimle oynamaya başladı bu arada… Epey büyümüşler ama daha ayva gibi ufarak, sert, narin… Nasırlı elleriyle ovalayınca canım yandı önce…

“Ayyy… Yapma…” dedim, aldırmadı. Sonra zevk almaya başladım oynadıkça… İçim yandı, yanaklarım kızardı. Bacaklarım aralandı. İsteklenmiştim. Kocam da iyice yaklaştı. Eline tükürüp aradan çüküne götürdü. Rakı yemek bulaşığı, sigara sarısı dişli ağzı… Kokusu… Midem bulandı.

Islattığı çükünü içime sokmaya çalıştı. Başı girdi önce… Dişlerimi sıkıyordum. Mememi sıkıp canımı yakınca dikkatim oraya gitti, bu arada hepsini sokuverdi içime… Bir ufarak sızı geldi geçti kasıklarımdan… Artık kız değildim.

Hasan bacaklarımın arasında kıpırdanmaya, içime sokup çıkarmaya başladı. Hırlıyordu kulağımın dibinde… Bense ne olduğunu anlayamamış, aptal gibi yatıyordum yatakta… Biraz biraz gidip gelmeleri hoşuma gitmeye başlamıştı. Kasıkları kasıklarıma vuruyordu. İçimde bir ıslaklık, şap şap sesleri çıkıyordu bana vurdukça… Tam kollarımı kaldırıp boynuna sarılmaya niyetlenmiştim ki,

“Oohhh…” diye inledi. Titremeye başladı. İçime bir sıcaklık geldi o üstümde titrerken… Boşalıyormuş meğer… Sonra içimden çıkıp yana devrildi. Başımı kaldırıp yorganı yana çektim, baktım. Kukumun dudaklarında bir iki damla kan… Altımdaki çarşaf da öyle… Ben bakarken kocam kalkıp pantolonunu gömleğini giymişti bile…

“Kalk hadi, çarşafı çıkar bana ver… Anamgiller bekliyor aşağıda…” dedi.

Uzattığım çarşafı alıp çıktı. Şaşkın, çaresiz yatağın ortasında oturuyorum. Dışarıda konuşmalar, gülüşmeler, naralar, silah sesleri… Kız oğlan kızmışım ben, oğulları bozmuş beni ilk defa, mühürümü açmış. Ne büyük iş…

Küçük Kasabanın Kahpesi (1), resim №2
Böyle başladı evliliğim… Böyle gitti. Kardeşiyle ortak hayvan besliyordu. Hayvanlara bak, yemek yap, ekmek yap, gece karılık yap, çocuklara analık yap… Çocuk oldu bu arada, bir oğlan… Hamilelik dönemi… Doğum… İlkinin lohusa dönemi bitmeden üstüme çöreklenen kocam… Birini emzirirken karnım büyümeye başlamıştı hemen… İkinci oğlan da geldi.

Sonra kaynımla kocam anlaşamadılar. Kocam hayvanları ona bıraktı, turizm şirketinde şoför olarak işe girdi. Kasabanın kenarındaki üç göz ahırdan bozma evi bıraktık, merkeze yakın apartman dairesine taşındık. Sınıf atlamış gibiydik. Hayvan bakımı, avluda horoz tavuk yemlemek, kazanda çamaşır kaynatmak yoktu artık…

Ben de işe girdim kasabadaki bir firmada… Çay yap, memurlara çay ver, büroların temizliği falan… Şalvar çıktı ayağımdan doğal olarak, işyerine uygun elbiseler, etekler giymeye başladım. Seneler böyle geçmeye başladı.

Gözüm de açılıyordu. Etrafımdaki ailelere bakıyordum. Evine karısına elinde çiçekle gelen komşu kocalar… Karısını koluna takıp kolkola gezmeye gidenler… Lokantada restoranda karı koca oturup yemek yiyenler, kocasıyla kadeh tokuşturan hanımlar…

Bir de bizim eve bakıyordum, şirketin otobüsüyle karadenize, doğuya, tura giden, üç beş gün, bir hafta eve gelmeyen, geldiğinde kırıp döken, dökmese de stresini kahvede, okey masalarında, meyhanede atan bir koca… Bir tatlı söz işitmek yok. İlgi yok. Benimle tek ilgisi, gece yatakta tepeme tüneyip boşalmak, sonra da dönüp horlamak… Arada uzakta, turda gezerken eve açtığı telefon faturasını yatır, vergiyi yatır, belediyeye gidilecek diye bir iki telefon…

“Nasıl yatırayım, para yok evde…” diye tersledim bir gün… “Giderken bırakmadın ki… Bir haftayı geçti sen gideli… Evdeki azıcık para da bitti, ekmek parası kalmadı.”

“Maaş almadık kızım…” dedi. “Senin maaş ne zaman?”

“Ay başında, daha iki hafta var, o da kiraya gidecek zaten…” Durdu biraz, sonra,

“Cafer’e git versin. Ben gelince ona veririm.” dedi. Komşumuzdu, kahve arkadaşı, içki masası arkadaşıydı Cafer… Çok samimiydik. Gider gelirdik birbirimize… Yan apartmanda oturuyorlardı. Ama gidip para istemek…

“Elin adamından nasıl para isterim Hasan?” dedim kızarak.

“Kızım sen git… Elin adamı değil, kankam benim o… Ben para olmayınca ondan isterim, o mal almaya giderken benden ister… Aramızda teklif yok bizim… Şimdi telefon açar, söylerim sana para vermesini… Bi saat sonra git iste…”

Ne bileyim, para işlerini bana anlatmazdı ki hiç… Ne almış, ne vermiş, kime vermiş… Ben para lazım olunca ver derdim, kocam da verirdi. Neyse… Gittim. Kapıyı çaldım ezile büzüle… Karısı yoktu evde, kapıyı Cafer açtı. Daha ben söylemeden,

“Gel Güllü, para için geldin herhalde…” dedi. İçeriye girdim. Büfenin gözünden cüzdan çıkardı, içinden bir miktar para… Getirip bana uzattı.

Yüzüm kızarmıştı, yabancı bir adamdan para alıyordum, dilenci gibi hissettim. Utandım, yüzüm kızardı. Elimi uzatıp alamıyordum parayı…Utandığımı anladı hemen… Elimi tutup parayı avucuma sıkıştırdı, parmaklarımı kapattı zorla…

“Yenge, utandın mı yoksa? Sakın ha, siz bana emanetsiniz.” dedi. İki elinin arasındaydı elim, ateş gibi yandı sanki, hızla çektim elimi… Yanaklarım alev alev yanıyordu…

“Sağol Cafer abi…” diyebildim yutkunarak… Dönüp çıktım.

Beş altı yaş büyüktü benden… Abi derdim hep… Yakışıklı adamdı. Simsiyah bıyıkları vardı. Kara gözlerinin üstüne inerdi kara kaşları… Baktığı zaman bakışlarımı kaçırırdım ondan, öyle bir bakışı vardı ki… Apartman kapısından çıktığımda dönüp baktım, pencereden beni izliyordu o bakışlar… Kendimi eve zor attım.

Akşam yemeğiydi, çocukların dersi, okul hazırlığıydı derken gece yorgun argın yatağa yattığımda o bakışlar çıktı geldi zihnime… Avuçlarımda onun elinin sıcaklığı… Elimi sıkan koca elleri… Offf… Sanki… Sanki elimi tutmamış da, beni kucaklayıp götürmüş gibi, benimle sevişmiş gibi…

Küçük Kasabanın Kahpesi (1), resim №3
Kasıklarım yanmaya başladı. Bacaklarımı bitiştirip sıktım, olmadı. Elimi apış arama götürüp avuçladım. Biraz iyi gelmişti sanki… Parmaklarımla sıkıp okşadım kadınlığımı… Ohhh… Zevk… Sürdürdüm okşamayı… Külodumun içine soktum sonra parmaklarımı… Islanmıştı külot… Su içindeydi.

Islak parmaklarımın ucu ıslak ıslak, kabarık bir yere değdi ki ceyran çarpmış gibi oldum. Titredim. Bızır dedikleri yermiş orası… Sonradan öğrendim. Bir şey daha öğrendim o gece… Orgazm…

Bızırımı okşadıkça zevk duyuyordum, parmaklarımın arasında kıstırdıkça zevk artıyordu. Devam ettim. Bir elimi de gecelik entarimin düğmesini açıp içeriye soktum, mememi avuçladım. Bir elim apış aramda, öbür elim memelerimde, dakikalarca okşadım kendimi… Küçük odada yatan oğlanlar inlemelerimi duymasın diye dudaklarımı ısırıyordum.

Sonunda öyle bir hal oldu ki… Bunca hayatımda böyle bir şey yaşamamıştım o güne kadar… Böyle bir zevk olamazdı. Her yerim kasıldı, titredim, mahvoldum. Sona doğru odanın kapısı vuruldu. Büyük oğlan…

“Ana, bi şey mi var? Ne oldu?” diye soruyordu merakla… İnlemelerimi duymuş olmalıydı. Zorlukla,

“Yok bi şey oğlum. Belim ağrıdı biraz, işte zorladım kendimi… Hadi git yat sen…” diye savdım.

Demek buymuş. Orgazm diye diye ballandıra ballandıra anlattıkları şey… Bunca sene kocamın altına yattım, bu zevki hiç almadım bugüne kadar diyordum kendi kendime… Ölmüş, cennete gitmiş gibiydim. İnanılmaz bir şeydi hissettiklerim…

O günden sonra müptelası oldum o zevkin… Yalnızken… Kocam becerip arkasını döndükten sonra… Kocam işini görüp yanımda horlaya horlaya uyurken ben kendimi parmakladım hep…

Küçük Kasabanın Kahpesi (1), resim №4
Bu arada Cafer abi de alışkanlık haline gelmişti. Evin bankamatiği gibi bir şeydi. İlk günkü utangaçlığım kalmamıştı. Şakalaşabiliyordum hatta… Karısı da alışmıştı olaya… Para bittiği zaman ona gidiyor, ne lazımsa alıp geliyordum. Karısı, çocukları yadırgamıyordu, komşuyduk şunun şurasında, samimiyetimiz vardı.

Cafer abi parayı uzatırken ellerimiz, parmaklarımız temas ediyordu. Eli elime değince ürperiyordum nedense… Evliydi o da… Onun da üç çocuğu vardı. Kocamın en samimi arkadaşlarındandı. Pazarcılık yapardı. Kasabada, çevre beldelerde giysi, iç çamaşırı satardı. Kocam geldiğinde akşamları beraber geçirirler, okey oynarlar, içmeye giderlerdi. Kocam aldığımız borcu öder, alacağını alır, hesaplaşırlardı.

Pazar kurulduğunda önünden geçerken selamlaşırdık.

“Yenge, bir ihtiyacın varsa, çekinme, al…” derdi. Sağol der geçerdim, iç çamaşırımı başka yerden alırdım. Bir gün gerçekten çamaşır almam gerekti. Ama, param yoktu, olanı da sebze meyveye ancak yeterdi. Özellikle önünden geçtim ağır ağır, bakınarak… Gördü beni, yanıma geldi hemen, hatırımı sordu. Benim tezgahtaki sütyen külotlara baktığımı görünce yine teklif etti,

“Bir ihtiyaç varsa al bak, ölümü gör almazsan…” deyince eğilip gelişigüzel bir külot aldım. Genişçe, pamuklu kumaştan bir külot… Baktı,

“O sana gelmez yenge…” dedi. Şöyle bir vücudumu süzdü ölçüp tartar gibi, “Biraz büyük gelir, senin kalçalar dolgunca, ama dar, bu külot bol gelir sana…” deyince yüzüm kızardı.

Kendisi uzanıp başka bir külot çıkardı, tezgahtar tavırlarıyla bana uzattı. Önü şeffaf kumaştan, fırfırlı dantelli küçücük bir şeydi. Giydiğimde önüm açıkta kalacak, önden bakınca siyah tülün ardından şeftalim görünecekti bu külotla… Demek bunu münasip görmüştü bana…

Küçük Kasabanın Kahpesi (1), resim №5
“Küçük değil mi bu da Cafer abi?” diyebildim yutkunarak… Yüzümün kızarıklığı artıyordu gitgide… Kara gözleriyle gözümün içine baktı,

“Yok, tam gelir, merak etme sen… Bu tam senin vücuduna göre…”

Sesi okşar gibiydi, yumuşacıktı. İçim ürperdi. Bu adamın yanında liseli kız gibi oluyordum nedense… Heyecandan dibim düşüyordu. “Sütyen de lazım mı Güllü?” dedi neden sonra… Yenge demeyi bırakmıştı. İsmimi söylüyordu o dudaklar… Başımı salladım evet anlamında…

“Sana 105 lazım herhalde…” dedi kendinden emin bir tavırla… Baktım, irice, bluzu şişirip geren memelerime bakıyordu. Bakışlarıyla ölçüyor mu, okşuyor mu memelerimi bilmem… Neredeyse ellerimi götürüp örtesim, kapatasım geldi memelerimi, çıplakmışım gibi, öyle bakışlar…

Külotla aynı renkte, modelde bir sütyenle beraber ikisini özenle sardı, paket yaptı. O paket yapmakla uğraşırken sürekli ona bakıyordum. Kaslı kollarına, üstüne giydiği dar tişörtü geren vücuduna… Offf…

Sanki ağırdan alıyor gibi geldi bana… Hemen gitmemi, ayrılmamı istemiyor gibi… Hoş, benim de pek şikayetim yok ya… Sonunda paketi yapıp uzattı bana… Yine parmakları elime değdi. Yine kıvılcımlar çaktı. Para çıkaracak oldum, elimi itti o sıcak, kocaman elleriyle,

“Aşk olsun Güllü… Senden para isteyen mi oldu? Yabancı yerine koydun şimdi beni… Koy paranı cebine…” dedi. Teşekkür ettim utana utana, yanından ayrıldım. Havada yürüyor gibiydim, nereye gittiğimi bilmeden gidiyordum.

Aşk olsun tabi… Aşk olsun. Offf… O koca ellerinle, bana külot, sütyen beğenen gözlerinle aşk olsun. Memelerime bakan, kalçalarımı ölçen gözlerinle aşk olsun. O siyah bıyıklarınla, kara gözlerinle, bir seksenlik gövdenle aşk olsun. Bu Güllü kurban olsun sana, aşk olsun…

İşte, tam da o günün gecesi kocam telefon etti. Sabah erkenden bankaya gidilmesi lazımmış, imza atacakmışım, kredi taksidi yatacakmış, Cafer’e haber vermiş, biraz sonra gelip para bırakacakmış. Kocam telefonu kapattı, ben kapatmadım, elimdeki ahizeye bakakaldım.

Gecenin onbiri olmuştu. Çocuklar uyumuş. Ben yalnızım evde… Kocam olacak geri zekalı evimize adam gönderiyor. Hem de her gördüğümde ayaklarımı yerden kesen adamı… Geceleri beni becerirken hayalini kurduğum erkeği… Tam da yatağıma yatıp gözümü kapatmayı, kocamın evimize gönderdiği o erkeği hayal etmeyi planlarken…

Pazarda vücuduma bakarak ölçü almasını, bana kendi beğendiği en seksi sütyen külodu seçmesini, bana verişini, ellerimizin birbirine değmesini… Tekrar tekrar, sahne sahne hayalimde canlandırıp kendimi okşamayı düşündüğüm anda… Off… Yapma bunu bana Hasan… Delirtme beni…

Hemen gidip üstümü değiştirdim aceleyle, işe giderken giydiğim kısa etekli elbiseyi geçirdim. dudaklarıma ruj, yanaklarıma allık sürdüm. Holdeki aynada saçımı düzeltirken kapı tık tık yaptı. Gecenin sessizliğinde, sanki eve dostumu alıyorum gibi, heyecan içinde fırlayıp kapıyı açtım. Cafer, elinde bir paket, kapının önünde… Nerdeyse hışımla kolundan tutup içeri çektim adamı,

“Gel Cafer abi, içeriye gir” dedim alçak sesle… Şaşırıp kalan adama “Komşular dedikodu kumkuması… Gecenin bu saatinde geliyorsun. Adımızı çıkarmasınlar yok yere şimdi…” diye açıklama yaptım kapıyı sessizce kapatırken…

Sonra baktım, kolunu tutan elim hala kolunda duruyor, pazularını tutmuşum adamın, konuşurken bırakmıyorum. Ateşe değmiş gibi çektim elimi… Cafer abiyse beni duymuyor gibi bana bakıyordu, yüzüme, üstüme, başıma…

Küçük Kasabanın Kahpesi (1), resim №6
Bir acaip durum, bir suskunluk, gerginlik oldu aramızda… Eve dostumu almışım gibi hissediyordum kendimi… Kaçak göçek, adamın altına yatacakmışım gibi… Yutkunup duruyordum. İkimiz de ne yapacağımızı bilemiyorduk, bir heyecan… Sonunda Cafer abi yavaşça öksürdü,

“Şey… Para lazım olmuş yarın erken, şimdi getirmemi söyledi kocan…” dedi. Parayı uzattı, aldım. Elindeki pakete bakıyordum anlamsızca, merakla…Ne ki bu paket?

“Şey…” dedi yine… “Malları topluyordum. Bugün aldıkların aklıma geldi. Hazır gitmişken bir iki parça daha götürüvereyim dedim. Hem çocuklara da getirdim, atlet külot filan…”

Paketi uzattı. Ben de almak için ellerimi uzattım. Paketin altında ellerimiz birbirine değdi, öylece kaldık. Holün solgun ışığında karşılıklı duruyorduk, el ele… Yanaklarım, her yerim yanıyordu. Yüzüne bakamıyordum. Neden sonra başımı kaldırıp gözlerine baktım. O kara gözlerine…

“Ne… Ne zahmet ettin abi…” diyebildim.

“Ne zahmeti… canım…” dedi. Canım dedi bana… Paket hala aramızda, birbirine temas eden ellerimizin üstünde duruyordu. Zorlukla paketi tuttum, kendime çektim. Ellerimiz ayrıldı. Cafer abi ellerini nereye koyacağını bilemeden durdu, arka cebine götürdü, kıvrandı. Sonra da,

“Neyse… Ben gideyim artık…” dedi, kapıya davrandı. Kapının tokmağını tutup bana baktı, bir şey söyleyecek oldu. Sesi çıkmadı. Öylece bakıyordum.

“Güle güle abi…” dedim fısıldayarak… O da aynı tonda,

“İyi geceler Güllü…” dedi.

Sanki gizli bir şey yapmışız, bir günahı paylaşmışız gibiydik ikimiz de… Oysa yalana yalana birbirimize bakmaktan öte bir şey olmamıştı aramızda… Çıktı. Merdivenlerde ayak sesleri duyuldu belli belirsiz… Gitti.

Rüyadaymış gibi hareketlerle arkasından kapıyı kilitledim, yatak odasına gidip yatağın kenarına külçe gibi oturdum. Kucağımda paket, bir elimde para… Parayı bırakıp paketi açtım. Dediği gibi çocuklara atlet külot birkaç tane… Paketin içinde bir başka paket… Açtım onu da..

Nerdeyse beş on tane kadın külodu… Bedenleri bana göre seçilmiş… Teker teker kaldırıp baktım hepsine… Danteller… Tangalar… Şeffaflar… Tüller… Renk renk… Hatta bir tane de g-string dediklerinden… Her yeri ip, ortasında bir küçücük kumaş, neremi örtecekse…

Birkaç tane sütyen yine… Model model, askısız, fırfırlı, dantelli… Bir gecelik… Kısacık bir şey… İpek gibi kumaşı, incecik… Birkaç süper ince külotlu çorap… Siyah… Biri jartiyer çorabı, dantelli… Hepsi de kaliteli şeyler, kendi pazarda sattıklarından değil, özel alınmış belli…

Kucağıma yığılmış kumaşlarla beraber yatağa devrildim sırtüstü, çamaşırları göğsümde sıktım. Gözlerim kapalı… Ne istiyor bu adam benden? Ondan nasıl etkilendiğimi görmüyor mu? Neden yapıyor bu işkenceyi bana? Gecenin bu saatinde bana getirdiği bu açık saçık şeyler… Tangalar, stringler, gecelikler…

Kalkıp soyundum çırılçıplak… Tanga külotlardan birini alıp ayağıma geçirdim. Tuvalet aynasında kendime baktım. Erken gelişen, iki çocuktan sonra biraz yuvarlaklaşmış hatlarımla güzel kadındım doğrusu… Üstümdeki tek tanga külotla pek güzel görünüyordum kendi gözüme… Ellerimi memelerimde dolaştırdım, ince belimde, geniş kalçalarımda… Cafer abinin gözleriyle ölçüsünü aldığı kalçalarımda…

Küçük Kasabanın Kahpesi (1), resim №7
Öbürlerini de giydim, çıkardım tek tek… Gecelik diye getirdiği şey bir başka alem… Şeffaf, memelerim, amım götüm meydanda hep… Jartiyer çorabını geçirdim bacaklarıma… File çorapla, bacaklarımı saran dantelleriyle pek seksi oldum. En sona string külodu bırakmıştım, onu da giydim. Minicik kumaş yumruk gibi kabarmış amımı örtemiyordu bile…

Işığı kapatıp öylece yatağa uzandım. Karanlıkta, çıplak bedenimi saran geceliğin üstünden memelerimi, çoraplı bacaklarımın içlerini, içinden sular akan amımı okşaya okşaya azdırdım kendimi… Cafer abiyi hayal ediyordum. Bu çamaşırları alırken aklından neler geçiyordu acaba? Bana ne yapmayı planlıyordu?

Onun planlarını ben hayal ettim. Beni öperken… Üstüme çıkarken… Bacaklarımın arasında… Her yerimi okşayıp mıncıklarken… Beni… Ohhh… Beni becerirken…

Parmaklarımı minicik ip külodun yanından içime daldırdım, yine inleye inleye orgazmı tattım. Öncekilerden tek farkı, öyle azmıştım ki, pek çabuk boşaldım. Sonra da rahatlayıp üstümdeki seksi giysilerle beraber güzel bir uykuya daldım.

Gece Cafer abiyi hayal ede ede okşadım kendimi, boşaldım doyasıya, rahatladım. Sabah çocukları okula yolladım. Kapının önünden onları uğurlarken Cafer abi de işe gidiyordu. Kapıdan çıktı, yavaş yavaş geldi, önümden geçerken bana baktı ağır ağır,

“Günaydın” dedi. Başımı öne eğdim, gece bu adamla kendimi sevişirken hayal edip kendimi parmaklayışım geldi gözümün önüne… Utandım.

“Günaydın abi…” dedim.

“Hoşuna gitti mi getirdiklerim? Beğenmediysen, üstüne olmadıysa söyle, başka alayım.”

“Yok, pek beğendim, hepsi de tam geldi üstüme…” Evet, beğendim hepsini… Tangalar, stringler, jartiyer çoraplar… Hepsini…

“Ee, işimiz bu Güllü… Hani aklına bi şey gelmesin, mesleğimiz bu… Kasap olsaydım et getirecektim hediye olarak, manav olsaydım meyve… Ben de çamaşır getirdim işte…”

Yüzüne baktım, yalan söylüyordu zampara… Kasapmış da, manavmış da… Ben o seksi şeyleri neden getirdiğini bilirim de, ne yapayım… Ben de sana bayılıyorum, ben de sana vurgunum işte… Gözlerimi süzüp yalanını yüzüne vurdum dayanamayıp,

“Sağ ol Cafer abi… De, senin pazarda sattığın mallardan değildi ki onlar…” dedim muzip muzip gülümseyerek… “Pek kaliteli, pek güzeldi getirdiklerin, teşekkür ederim.”

“Eh… Şey… Neyse, önemli değil canım…” dedi, yürüyüp gitti.

Arkasından gülerek baktım kapı gibi adamın… O da biliyordu neler döndüğünü, ben de… İstiyordum onu… Beni sevmesini, okşamasını, o kara gözlerinin, bıyıklarının her yerime değmesini istiyordum. Toprağın suyu istemesi gibi istiyordum, yanıyordum onun için, beni sulasın, ateşimi söndürsün istiyordum… O da beni istiyordu, biliyordum bunu… Tek sorun, nasıl, ne zaman, nerede olacağıydı bunun… Bakalım… İçime giydiğim, onun hediyesi string külot am dudaklarımın içine kaymıştı. Düzeltmek için eve girdim.

Küçük Kasabanın Kahpesi (2), resim №2
Fazla sürmedi. Kasabanın kurtuluş şenlikleri vardı bir hafta boyunca… Ünlü sanatçılar konser verecekti. Komşularla hazırlanıyorduk. Öğleden sonra resmi geçitle başlayacaktı eğlence, konserlerle gece yarısına kadar sürecek, bütün kasaba orada olacaktı. Belki Cafer abi de…

Çocukları banyo yaptırdım, giydirdim. Onlar oyalanırken ben de banyoya girdim, bir güzel temizlendim. En güzel elbisemi giydim. İçimde Cafer abinin aldığı lüks dantelli iç çamaşırları, ayağımda ince çorap… Makyaj yapıyordum ki telefon çaldı. Kocam olmalıydı gene… İsteksiz adımlarla telefona gittim, bir elimde rujumla… Açtım,

“Ne yapıyorsun?” dedi telefondaki erkek sesi. Cafer abi… Çocuklar çıkıp gitmişler şimdiden, evde yalnızım. İçim hop etti ergen kızlar gibi, ateş bastı.

“Hazırlık yapıyorum abi.” dedim şaşkınlıkla… “Eğlenceler var ya, konser filan… Bütün komşular gidiyoruz.” Lafı ağzıma tıktı.

“Biliyorum, herkes gidiyor. Benim karı da, çocuklar da… Ama sen gitme…” dedi buyurgan bir sesle…

“Nasıl yani? Neden?” diyecek oldum.

“Sen gitmeyeceksin. Bir şeyler uydur, evde kal.”

“Ne uydurayım abi? Nasıl yapayım?” dedim çaresizce…

“Sen bulursun bir yolunu… Çok önemli diyorum sana… Kal…”

“Peki…” diyebildim. Öyle bir emredişi vardı ki… Uymaktan başka seçenek bırakmıyordu insana…

Komşular beni almaya geldiler, tansiyonum düştü, hastalandım, gidemem diye başımdan savdım. Bir beş dakika geçti aradan… Ben bekliyorum… On dakika… Yirmi… Yarım saat… Tam ümidimi kesmiştim ki kapının tokmağını duydum hafiften… Onun çalışı… Sürekli, ama yavaşça, tedirgin, ürkek…

Kapının arkasındayım zaten, hemen açtım, içeriye süzüldü, kapattı arkasından… Holde karşı karşıya durduk, sessizce…

“Hayrola Cafer abi? Kocam mı aradı gene? Para mı getirdin?” dedim lafı açmak için…

Para getirmiş olsa çıkar gelir, bana “sen gitme, kal Güllü” demez ki… Heyecanlıyım… Kalbim küt küt çarpıyor… Gözleri baştan aşağı süzdü yine…

İnce kumaştan, yazlık bir elbise var üstümde, önden düğmeli, eteği diz hizasında, daracık, kalçalarımı sarmış… Bacaklarımda onun getirdiği siyah ince çorap… Ev terlikleri siyah yüksek topuklu… İçimde onun hediyesi sütyen, tanga külot… Düğüne gider gibi giyinmişim, süslenmişim konsere gidiyorum diye… Makyaj, parfüm, her şeyim dört dörtlük…

Küçük Kasabanın Kahpesi (2), resim №3
İnler gibi konuştu sonunda,

“Oh, çok güzelsin be Güllü…”

“Sağol Cafer abi… Teşekkür ederim.” Utanmıştım, yanaklarım alev alev… “Utandırma beni böyle konuşup… Bunu söylemek için mi geldin?” Uzanıp elimi tuttu, fısıldayarak konuşuyordu,

“Tam da öyle Güllü… Bunu söylemek için geldim. Utanacak bi şey yok. Gerçekten güzelsin. Taş bebek gibisin allahıma kitabıma…”

Utançla elimi çektim, arkama sakladım tekrar elimi tutmasın diye… Bir adımda aramızdaki boşluğu kapattı, belime sarılıp arkamdaki elimi tuttu bir eliyle, öbürüyle saçımı arkadan tutup başımı eğdi, dudaklarıma yumuldu.

Başım dönüverdi birden… Kapıya yaslamıştı beni, bedeniyle ezerken dudaklarımı eziyordu dudaklarıyla… Bıyıkları batıyordu tenime… Karşılık vermiyordum öpüşüne ama dizlerim titremeye başlamıştı bile… Dudaklarımdan boynuma indiğinde çırpınıp kurtuldum elinden, bir adım yana kaçtım, oradan holün ortasına… Nefes nefeseydim. Göğsüm inip kalkıyordu.

“Ne… ne yapıyorsun Cafer abi…?” diyebildim. O da benden farksızdı, heyecanlıydı.

“Öpüyorum güzelim…” dedi. “Senin gibi güzeli öpülmez de ne yapılır? Öpüyorum işte… Asıl sen ne yapıyorsun? Her gördüğünde baygın baygın bakıyorsun bana, gözlerini süzüyorsun, yürüyüşün değişiyor ben sana bakınca… Şimdi bu kaçma neyin nesi kızım?”

“Yapma abi… Güzel görünce bakmak başka, bu başka… Ben de evliyim, sen de… Çocuklarımız var. Kocam var… Senin karın…”

“Sikeyim karısını… Senin eline su dökemez o şişko hımbıl…”

“Kocam? Senin en yakın arkadaşın benim kocam… Hani emanettim ben sana? Yenge diyordun hep?”

“Kocanı da sikeyim senin… Beyinsiz kocanı… Senin gibi güzel karıyı yapayalnız bırakıp giden aptal kocanın beynini sikeyim senin… Oh bebeğim benim… Sen benim karım olsan var ya… İşe bile gitmezdim yemin olsun. Gel canım… Ürkek tavşanım benim… Gel kollarıma, sarayım seni… O dudaklarından bir kerecik öpsem gam yemem… Gel güzelim… Oh güzel kadınım benim… Şu memelerinden bicik öpeyim, şu ince belini sarayım aşkım… Kalçalarını mıncıklayayım yavrum… O taş gibi kalçalarını okşayayım senin… Gel…”

“Yapma abi… Acı bana… Yapma…”

“Abini de siktirtme bana… Abi deme ulan… Senin erkeğinim ben… Gel kollarıma da erkek neymiş gör bakalım… Senin soğan cücüğü kocana benzemem ben… Zevkten bağırtırım kadınımı… Gel canım… Oh, gel bir kerecik sikeyim seni… Oh, o güzel amına koyayım bir kerecik bebeğim… Taş bebeğim…”

“Abi konuşma böyle şeyler diyorum sana… Yapma…”

Yapma, konuşma diyorum ama… Konuştuğu şeyler de eritiyor beni bir yandan… O güzel amıma koyacakmış benim… Bir kerecik sikecekmiş beni… Memelerimden öpecekmiş. Zevkten bağırtacakmış… Off… Cafer abi offf… Abim benim, hayalimdeki erkeğim… Bir bilsen seni kaç geceler hayal ettiğimi… Altında ezilirken… Beni kollarınla sardığını hayal ede ede kendimi kaç kere parmakladığımı bir bilsen…

Sonunda bir hamle etti, kollarıyla sarmaya çalıştı. Ürkek ceylan gibi geriye kaçtım, kurtuldum. Bir hamle daha… Kolumdan yakaladı, kendine çekti. Kollarının arasında çırpınıyordum. Kurtulmak ne mümkün? Mengene gibi sarmış beni, çıkamıyorum, kurtulamıyorum. Dudaklarımı dudaklarıyla kapatmış, nefes alamıyorum.

Gücüm kesilmeye başladı yavaş yavaş… Bağıramıyorum, herkes konserde, kimse yok ama olur da biri duysa rezalet diz boyu… Komşusunun tecavüz ettiği kadın… Şu işte… Fısır fısır ben geçerken konuşmalar… Çocuklar… Alaylar, imalar, incitici bakışlar…

“Bırak kendini bana… Direnme… Pişman olmayacaksın, inan…” diye homurdandı ağzımın içinde…

Dilini ağzımın içine sokmuş, dilimi okşuyor… Mis gibi nane kokusu, dilinde nane şekeri tadı… Kollarına asılıp gevşetmeye, kurtulmaya çalışıyorum. Gömleğinin üstünden kolunun kaslarını hissediyorum avuçlarımda, sert, taş gibi…

Geniş omuzları, kaslı kollarının arasında bir hapishanedeyim sanki kurtuluşum mümkün değil… Kollarıyla sarmış sımsıkı, kendine bastırıyor beni… Önündeki kabarıklığı hissediyorum karnımda… Nasıl hissetmem? Taş gibi bir şey… Dizlerimin bağı çözülüyor, yığılacak gibi oluyorum. Düşmek üzereyim.

Anladı hemen… Belimden tuttu, eğilip bacaklarımdan, tüy gibi kaldırdı beni… Çırpınmayı bıraktım artık, halsizlikten, çaresizlikten, daha çok benim de istememden… Yapacağımı yaptım artık, bundan fazlasına gerek yok… Adam kararını vermiş, kesin sikecek beni… Eh, ne yapalım, siksin öyleyse, becersin beni…

Küçük Kasabanın Kahpesi (2), resim №4
Doğru yatak odasının yolunu tutuyor. Evi kendi evi gibi biliyor piç… Kaç kere misafirliğe gelmiş bu eve karısıyla, çocuklarıyla… Kocamla oturup birlikte içki içmişler zamanlı zamansız… Çoğunda ben hizmet ettim ona… Mezeler hazırladım kendi ellerimle, kocamla beraber afiyetle yedi.

Bana bakıyordu hep, görüyordum… Biliyordum içkisine meze olduğumu… Meze niyetine beni yediğini… Hoşuma gidiyordu o zamanlar… Kocamın yanında bana bir şey yapmaya kalkamaz diyordum. Kırıtıp duruyordum gidip gelirken…

Kalçalarıma bakmasına bayılıyordum. Şalvar giyerdim bakardı, etek giyerdim, bakardı, tayt giyerdim bakardı. Sikecek gibi bakardı hem de… İltifatlar ederdi bana kocamın yanında, şöyle güzel, böyle çalışkan, becerikli yengem diye… Utanırdım ama koltuklarım kabarırdı, kabaran başka şeylerimin yanında…

Ben bulaşıkları yıkarken o masayı toplar getirir, mutfakta benimle çene çalardı. Bankonun içinde bulaşıkları yıkarken kalçalarımı özellikle iki yana çalkalar, adamı deli etmeye çalışırdım. Sonunda kocam sarhoş olur, Cafer abi neden sonra istemeye istemeye kalkar, gözü arkasına baka baka evine giderdi. Ben de bütün gece kudurtup azdırdığım adamın bir yakalasa bana neler yapacağını düşünüp dururdum uykuya dalana kadar, kendimi okşardım.

O gün, işte bütün bunların intikamını alır gibiydi Cafer abi… Yatak odasına girdi, yatağın üstüne fırlatır gibi bıraktı beni… Boğuşurken elbisemin üstten alttan bir iki düğmesi açılmış, dekolte bir kıyafet haline gelmişti. Üstten sütyenimin dantelleri görünüyordu, alttan yırtmaç gibi açılan düğmelerin arasından nerdeyse üçgenime kadar siyah çoraplı bacaklarım açıkta kalmıştı.

Yukarıdan soluyarak, beğeniyle uzun bir süre bana baktı… Dirseklerimin üstünde doğrulmaya, elbisemin eteklerini örtmeye çalıştım. Üstüme geldi, omuzlarımdan bastırıp kalkmama engel oldu. Ben durunca omuzlarımdaki ellerini göğsümde kaydırdı, elbisemin iki yakasını tuttu. Düğmelerimi açacak diye beklerken hızla iki yana çekiverdi elbisemin yakalarını, düğmeler pıtır pıtır koptu, etrafa saçıldı. Önüm tamamen açıldı.

“Ohhh…” diye inledi çıplaklığımı görünce… “Çok güzel…”

“Ne yaptın abi? Pahalıydı o elbise…” diye inledim ben de…

“Daha güzelini alırım ben sana, merak etme sen tatlım…” derken cebinden irice bir bıçak sapı çıkardı. Ne yapacak diye beklerken bir düğmeye bastı, şırrak diye bir sesle parlak çelik bıçak çıktı içinden… Sustalı dedikleri bu olmalıydı. Eğilip soğuk çeliği çıplak karnımda dolaştırdı. Ben ürperirken sütyenimin öndeki bağ kısmını, askılarını bıçakla kesti. Elinde kalan parçaları fırlatıp attı.

Sütyenin baskısından kurtulan memelerim titreşerek serbest kaldılar. Uçları kabarmıştı olayın heyecanından, duyduğum arzudan… Hayran hayran memelerime baktı. Elini bile sürmedi ama… Tekrar eğilip elbisenin kollarını da kesti. Güzelim elbise altımda bir örtü gibi yatıyordu. Bense üstümde bir tek külotlu çorap, içindeki kırmızı tangayla kalmıştım.

Sustalı bıçağı tekrar çıplak bedenimde dolaştırdı. Ben kesecek diye korkarken o gayet rahat yanaklarımda, boynumda, gerdanımda, memelerimde, karnımda dolandırdı çeliği… Sonra yine dokunmadan kalktı. Bana, çıplak bedenime baka baka yavaşça soyunmaya başladı. Gömleği çıktı, pantolonu, çorapları, ayakkabıları… Pazar tezgahlarında bilenmiş kaslanmış bedeni ortaya çıktı. Bir baksır kaldı altında, önünde kurduğu çadırıyla… Onu da çıkardı yavaşça, bana göstere göstere…

Sertleşmiş aleti bacaklarının arasında dimdik bana bakıyordu. Eliyle şöyle bir sıvazladı baştan aşağıya, rahatlatmak istercesine… Pantolonun baksırın içinde nasıl saklamıştı bunu böyle anlayamadım.

Nerdeyse yirmi santimden fazla vardı aletinin boyu… Kalındı… Benim ince kadın bileklerimden daha kalındı. Başındaki soğan irisi şapkasıyla, etrafını saran kan damarlarıyla harika görünüyordu gözüme… Bedenine göre daha karaydı erkekliği, sünnet çizgisi belirgindi. Yırtıcı bir hayvan görüntüsü, bir kobra vardı bacaklarının arasında…

“Öp…” dedi, saçlarımdan tutup başımı o kobraya doğru çekerek… Yüzüne baktım,

“Nasıl yani?” dedim. Erkeğin pipisini öpmek mi? Ne demek bu?

“Öp işte… Sikimi öp… Kocanın sikini öpmedin mi hiç, yalamadın mı?” Şaşkındım.

“Yoo…” diyebildim yutkunarak… “Bırak öpmeyi, hiç böyle senin gibi çıkarıp göstermedi bile… Yorganın altında yaptık ne yaptıysak…” Kahkahayla güldü sözlerime…

“İbiş… Gösterecek malı yoksa ne göstersin zavallı…” diyerek kocamla alay etti. “Söylesene ne kadar senin kocanın siki?” Elimle işaret ettim, onun aletinin yarısında bir noktayı…

“Bu kadar…” dedim. “Kalınlığı da başparmağım kadar… Böyle değil…” derken hayretle önümde sallanıp duran, havaya dikilmiş aleti inceliyordum. Altındaki torbaları bile benim elimin ayası kadardı.

“Ne kadar büyükmüş bu abi?” diyebildim nefesim kesilerek… Başımı yaklaştırdı tekrar, burnuma değdi başı… Erkek kokusunu ciğerlerime çektim. Başım döndü.

“Evet canım, abisinin Gülü… Büyüktür… Tadına bakan bırakamaz, hep ister bunu… Senin de hoşuna gidecek. Bunsuz yapamayacaksın inan… Hadi, şimdi öp onu bebeğim… Annenin memesini emdiğin gibi em, yala…”

Elimi uzatıp dokundum önce… Parmaklarımın ucuyla… Yeni gelinin yarak tuttuğu gibi deyimini şimdi anlıyordum. Bunca sene sonra ilk kez böyle bir erkeklik görüyordum. Yeni gelin sayılırdım ben de… Nasıl tutacağımı bile bilemiyordum.

Aleti sıcaktı. Yanıyordu. Torbalarının içinde yumurtaların hareket ettiğini görebiliyordum. Yattığım yerden biraz doğruldum ucuna yetişebilmek için… Şapkasını öptüm. Bir daha… Yaladım ıslak ıslak…

“Ağzına al yavrum…” diyerek başımı kendine, aletine bastırdı. “Yarrağımı ağzına al canım…” Kocaman açtım ağzımı, almaya çalıştım. Alamıyordum ki… Kocaman başı ağzıma sığmıyordu. Zorladım. Zorla tıktım ağzıma…

“Ohhh… Dişlerine dikkat et güzelim… Canımı yakma… Aç ağzını… Daha da aç… Ağzın sıcacık… Sikimin başı yandı sanki… Ohhh..” diye inledi.

Biraz daha zorladım. Biraz daha girdi ağzıma… Sonra başımı bastırdı iyice… Bileğim gibi kalın aleti boğazıma dayandı bir anda… Nefessiz kalıyordum, çırpındım, çıkarmaya çalıştım. Bırakmadı… Ağzımın içinde eziliyordu kalın alet… Nefes alacak delik bile kalmamıştı. Burnumdan nefes almaya çalıştım. Gözlerim yuvalarından dışarı uğradı.

“Aahhh…” diye inleyerek saçımı çekti, ağzımdan çıkardı erkekliğini… Tam zamanında… Gözlerim kaymaya başlamıştı artık… Havasızlıktan boğulmak üzereydim. Gözlerim yaşarmıştı. Sırt üstü yatağa bıraktım kendimi…

“O minik ağzına boşaltacaktın beni nerdeyse…” dedi. “Yapıcam, o bal dudaklı ağzını döllerimle doldurucam ama daha erken… Seni uzun uzun sikmeden, sikerken bağırtmadan boşalmak yok…” Kesin bir kararlılık vardı sesinde…

Ağzımı dölle dolduracak mı? Neden bahsediyor bu adam? Bilmiyordum ama merakla, büyük bir teslimiyetle bekliyordum başıma gelecekleri… Neden bahsediyorsa, bana ne yapacaksa kendisi zevk alırken, eminim ben de zevk alacaktım, inanıyordum buna… Yanıma uzandı. Dudaklarımı öptü.

Hareketsiz bekliyordum. Kocam öpmeye çalışırken iğrenç rakı sigara kokusunu almamak için sımsıkı kapatırdım dudaklarımı, bıçak gibi, nefes almamaya çalışarak hevesinin bitmesini beklerdim. Şimdi ise dudaklarının dudaklarımdaki teması hoşuma gitmişti sanki… Bıyıkları da okşuyordu arada, gıdıklıyordu.

Nefes almaya çalıştım. Yine o ferah, nane kokusu… İçime çektim. Ağzımı açtım, etli alt dudağımı dişlerinin arasına aldı bu kez, ısırır gibi yaptı… Diliyle de yalıyordu dudaklarımı… Ohhh… Harika…

İstemsizce aralandı ağzım… Dilini soktu ağzıma… Diliyle dilimi okşuyordu şimdi… Benim başım dönmeye başlamıştı. Tutunmak ister gibi üstümdeki erkeğe sarıldım. Ağzının içinde,

“Ihhh…” diye inleyerek dudaklarıma bastırdım sert erkek dudaklarını…

Demek öpüşmek buymuş gerçekte… Böylesine zevkli bir şeymiş. İnsanın içini eriten bir şeymiş. Elinin birini memelerimde hissettim öpüşürken… Bir yandan ağzımın içine dalmış öpüyor, bir yandan eliyle memelerimi okşuyordu.

Kıvrandım. Kocaman eli benim kavun büyüklüğündeki akça pakça mememi kaplamıştı. Nasırlı elinin parmakları kabarmış meme uçlarımı eziyordu. Çıplaklığıyla sımsıkı sarılmıştı bana… Çoraplı bacaklarımın arasına bacaklarına sokmuş, önündeki taş gibi aleti kasıklarıma baskı yapıp duruyordu.

Dudaklarımı bıraktı, dil, dudak ve bıyıklarıyla boynumu okşaya okşaya aşağıya indi. Gerdanıma, oradan memelerime… Memelerimi dudaklarına teslim eden nasırlı eller şimdi daha aşağıya inmişti. Çoraplı bacaklarımı okşuyordu. Kaygan çorabın üstünden elinin okşaması delirti beni… Bacak içlerimi, külodun üstünden kukumu okşuyordu parmakları…

Diğer taraftan yukarıda meme uçlarımı ağzına alması… Emmesi… Vantuz gibi ağzının içinde kemirirken meme ucumu, içerden diliyle okşaması… Zevkten çıldırmak üzereydim. Hele parmağının biri çorabımın üstünden yarığıma bastırıp külodumu da içime sokarcasına baskı yapınca kendimden geçtim.

Cafer abi daha içime girmemişti bile… Sadece öpüşmesi, memelerimi emmesi, kadınlığımı okşaması yetmişti. Orgazm oluyordum. Kasılmaya başladım. O geceleri kendimi dakikalar boyu parmaklayarak yalnız başıma ulaştığım zirveye bu kez erkeğimin çabasıyla kısa sürede çıkmıştım… Dakikalarca çırpındım. Cafer abi geri çekilmiş, yatakta istemsizce kasılıp duran bedenimi izliyordu hayran hayran… Sonunda bittim.

“Hıh… Hıh…” diye hırıltılar çıkararak nefes almaya çalışıyordum. Göğüslerim körük gibi inip kalkıyordu. Başımı çevirip baktım sakinleşince… Bana bakan gözleri parlıyordu.

“Harikasın canım… Nefissin… Senin gibisini görmedim ben… Öyle güzel, öyle isteklisin, öyle isterik, seksi kadınsın ki… Boşalırken yılan gibi bütün vücudunla kıvranıyorsun, keşke videoya çekseydim boşalmanı…” Güldüm, elini tutup dudaklarıma götürdüm, öptüm.

“Sakın ha…” dedim. “Sen yaptın beni böyle… İlk defa böyle boşalıyorum ben… Bu kadar şiddetlisini hiç yaşamadım.”

“Sana söyledim, memnun kalırsın benden… Seni kocandan daha iyi boşaltırım demiştim.”

“Kocam mı? Cafer abi, kocamla hiç orgazm yaşamadım ki ben… Daha düne kadar orgazmın ne olduğunu bilmeden yaşadım. Kendimi okşarken keşfettim ben orgazmı…”

“İnanmıyorum Güllü… Bir kadın bunca yıl evli olur da, karı koca yatağa girerler, sevişirler de, nasıl orgazm olmaz? Kimse inanmaz buna…” Tekrar öptüm elini… Orta parmağını ağzıma sokup emdim. Çıkarıp yaladım. Sonra da o parmağın büyüklüğünü gösterdim,

“İnan… Sana söyledim ya… Şu kadar pipisi var. Yorganın altında bacaklarımı açar, içime girer, o küçük pipisiyle boşalır, işini görür, yatar uyur. “

“Çocuklar? Onlar nasıl oldu peki?”

“Canım, dölleri yetti işte, çocuk olmaya ne var? Benim tarla da bereketli herhalde, ceketini üstüme atsa hamile kalıyom. Onun için hap kullanmaya başladım. Dedim ya, daha düne kadar orgazm neyin bilmiyordum ben… O da seni…” Sustum. Utanmıştım. Çenemden tutup kendine baktırdı,

“Beni mi? Ne olmuş bana?” Utangaç gülümsedim,

“Seni hayallerken, kendimi okşarken oldu işte… Senin okşadığını hayal ede ede bızırımı okşarken, parmağımı senin aletinmiş gibi içime sokarken orgazm oldum. Köyde oğlanlar otuzbir diyorlardı da… Burda kadınlar için, ne diyorlar ona, mastır bilmem ne…”

“Mastürbasyon…” diye düzeltti beni…

“Hah… O işte… Mastürbasyon yaptım ilk defa hayatımda, onda da seni hayal ettim. Beni altına almışın, eze eze…” Sustum yine…

“Eeee? Devam et… Eze eze…?” Güldüm, şakacıktan yumruk yapıp göğsüne vurdum elimi… Tutup yumruğumu öptü erkeğim…

“Öyle işte… O bana para verirken elimizin değmesi… Yıldırım çarpmış gibi oldum inan… Benim herif bir haftayı geçmiş tura gideli, ortada yok… Geldiği zaman küçük müçük yine içime bir şeyler giriyordu, sarılıp yatıyorduk yatakta uyurken…”

“Bak sen… Hem küçük dersin, hem kocanı istersin… Küçük şıllığım benim…”

“Öyle deme be abi… Erkeğe sarılıp yatmaya hasret kalmışım zaten… Sen de öyle, tam erkek gibi erkek, elin deyince elime… İçim bi hoş oluverdi. Elini tutmayı özler oldum abi. Hani bazı gün para ihtiyacımız yokken gelip istiyordum senden… Sırf seni göreyim diye… Elin elime deysin diye…”

“Eee? Orgazm ne zaman?”

Utandım, demedim artık, vay, azgın orospunun tekiymiş bu karı demesin diye, “daha ilk elin elime değdiği gün” diyemedim. Külotları bahane ettim, o günü anlattım ona… Yalan değildi ki… Gerçekti hepsi… Hepsini anlattım, her şeyi…

“O senden külot aldığım, akşamına bana külotları getirdiğin günün gecesi… Tek tek giydim, aynada kendime baktım o külotları, geceliği… Ne bileyim… Manken gibi olmuşum… Gaztelerdeki karılar gibi… Hoşuma gitti. Sonra yatağa yattım birini giyip… Öyle, çıplak…

Sen aklımdasın hep… Altımdaki külodu okşuyorum. Sen almışsın onu bana… Kendi elinle seçmişsin. Altıma giydiğim, şeyimi saran küloduma senin elin değmiş. Elini okşar gibi okşadım külodumu, şeyimi… Sen beni okşar gibi…

“Şeyimi deyip durmasana şuna kız… Adını söyle o şeyin… Hadi devam et anlatmaya, çok güzel anlatıyosun…”

“Yaaa…. Utanıyom abi… Senin yanında öyle ayıp şeyler konuşmak…”

“Aptal kız…” dedi, güldü, sevgiyle, muhabbetle sarıldı çıplak bedeniyle… “Kocanın yatağında çırılçıplak yatıyorsun benimle… Yarağımı ağzına almışsın, bir de boşalmışsın daha amcığına girmeden… Konuşmaktan mı utanıyorsun? Bak böyle yaparsan sikmem seni, ona göre…”

Elimi tutup sikine götürdü, taş gibi sert, alev gibi yanan sikine… Avuçlattırdı,

“Bunun tadına baktırmam yoksa…”

“Sakın ha, bunu bana yapma abi… İyi, tamam, senin istediğin gibi olsun… Neyse… Külodun lastiğinden iki elimle tutup yukarı çektim. Şeyimi… Amımı sardı külodun ağı…”

“Amcığını…”

“Hıı… Amcığımı… Sen avuçlamışın gibi… Bu kocaman ellerinle… Sıkıp duruyormuşsun… Öyle hayal ettim hep… Çekiştirip durdum… Sonra içime girdiğini hayalledim… Sen girmişin gibi parmaklarımı soktum içime… Bızırımı okşadım. Öyle boşaldım işte sonunda… İlk defa… Bayılcak gibi oldum zevkten… Şimşek çarptı sanki… Gözlerim karardı, korktum ne oluyo diye… Demek orgazım orgazım dedikleri buymuş dedim kendi kendime… Böyle zevkli bi şeymiş…”

“Canım benim…” dedi Cafer abi… Kendine çekti, sımsıkı sarıldı bana… “Bu gece kendini parmaklamak yok artık. Ben seni boşaltıcam. Gerçek erkek neymiş, gerçekten sevişmek neymiş, öğreticem sana…”

Dudaklarıma yumuldu tekrar… Kollarıyla bacaklarıyla sardı beni… Çoraplı bacaklarımı, göğüslerimi okşuyordu bir yandan benimle öpüşürken… Sonra dudaklarımı öpmeyi bıraktı, memelerime geçti.

Üstüme eğilip memelerimi tek tek öpüp yalarken külotlu çorabımı sıyırmaya başladı bacaklarımdan… Çıkardı attı. Tanga külodumu da öyle… Yeni ağdalanmış, yumuşacık kılsız tüysüz şeftalimi seyretti uzun uzun… Kıvrandım…

“Abi, bakma orama öyle… Utanıyom…” dedim.

“Ben ne yapayım Güllü? Öyle güzel amcığın var ki?” Eliyle tutup sıktı, okşadı. “Ağda mı yaptın kız bunu sen? Mis gibi parlıyor amın…”

“Evet…” dedim utanarak… “Sanki bilmişim gibi Cafer abi… Sana hazırlık yapmışım meğer…” Bakışlarından kurtulmak için bacaklarımı kapamaya, ellerimle kadınlığımı örtmeye çalışıyordum ki elimi sımsıkı tutup çekti, dudaklarını orama gömdü. Offf… Sıcak, etli dudaklarını en hassas yerimde hissedince çıldırdım.

“Ohhh… Abii… Ne yapıyorsun öyle?” diye inledim.

“Amcığını öpüyorum aşkım… Güzel amcığını… Tüysüz amcığını… Balları akıyor amcığının yavrum… Suları akıyor içinden… Sakın kocam hiç yalamadı deme bana…” dedi dili kadınlığımın dudaklarının arasında kıpırdanıp dururken… Zevkten kıvranmaya başlamıştım. Kasıklarım yanıyordu adeta…

“Ohhh… Evet abi… Kocam yalamadı hiç… Hiç bilmem ki ben böyle şeyleri… Gözümü açtım, kocam, kocamın pipisi… Ne bana yalattırdı o pipisini zevk aldı, ne kendi yaladı beni, bana zevk verdi… Dedim ya, yorganın altında düzdü beni hep…”

“Merak etme yavrum… Badem amcıklım… Güzel kokulu şeftalim… Yalarım seni ben… Öperim… Dilimle sikerim senin amını… Zevk neymiş, orgazm neymiş görürsün sen bebeğim… Ohhh… Çok tatlısın… Bal gibisin… Kaymak gibisin…”

Bacaklarımın arasında fırtına gibi esti, beni kasırgalara bıraktı. Dakikalar boyu kıvrandırdı zevkten… Çarşafları buruşturdum tırnaklarımın arasında, saçlarını yoldum dili içime daha çok girsin diye… İkinci orgazmımı da amımı yalarken yaşadım.

“Tamam mı? Bitti mi?” dedim soluk soluğa… Şaşkın baktı önce, güldü sonra… Cahilliğimi hoş gören bir tavırla,

“Hayır canım. Şimdiye kadar ön sevişmeydi. Şimdi asıl sikişe geçiyoruz. Hazır ol…” dedi.

“İki defa orgazım oldum. Yetmez mi?” dedim halsizce…

“Ben kaç defa istersem o kadar boşalacaksın. Ben bitti demeden bitmek yok bebeğim… Şimdi bacaklarını aç bakalım… Asıl zevk şu andan sonra… İnan bana…”

Sırt üstü yattığım yerde dizlerimi kaldırıp bacaklarımı araladım. Dizlerinin üstünde ilerleyerek yaklaştı, bacak arama girdi. Elinde tutuyordu canavarını… Dimdik, hafif kavisli… Tek gözü bana bakıyordu.

“Amcığın ıslak ama, sen de sikimi yalayıp ıslat istersen… Kocanın pipisinden sonra bu yarak sana büyük gelir, canın yanmasın bebeğim…” dedi.

Doğrulup penisini tuttum, ağzıma sokmadan şapkasının kenarlarında dilimle dolaştım. Bol tükürükle yaladım, dudaklarımla ıslattım her bir yanını… Kocaman şey parlamaya başlamıştı ıslak ıslak… Omuzlarımdan tutup tekrar geriye yatırdı,

“Hadi karıcım, aç bacaklarını…” dedi. “İyice aç… Rahat girsin amcığına…”

Karıcım… Off… Karıcım diyor bana… Bayıldım, eridim adeta…

“Oh, karıcığının amcığı kurban olsun sana Cafer abi… Feda olsun… İstediğini yap bana… Karıcım diyen dillerini yesin senin Güllü karın…”

Açtım bacaklarımı, bekledim. Tekrar yaklaştı. Islak sikini amımın dudakları arasında sürtmeye başladı. Yukarıdan, kabarmış klitorisimin oralardan başlıyor, tüm uzunluğu boyunca amımı okşaya okşaya aşağıya iniyor, sonra tekrar yukarıya çıkıyordu. Klitorisimde sürekli bir sıcaklık, sürekli bir kayganlık, sürtünme hissi beni delirtmeye başlamıştı. Zevk, zevk, zevk…

“Ohhh… Hadi abi… Sok şunu…” diye inledim. Oralı bile olmadı. Duymamış gibi, işine devam etti. Gitti geldi amım boyunca… Sonra durdu. Başını girişime dayadı. İtmeye başladı. Başımı kaldırıp bakmaya çalıştım. Dudaklarımı ısırıyordum heyecandan… Soğan büyüklüğündeki baş am girişimi zorlamaya başlamıştı.

“Abi…? Abi… Acıyor sanki…” diye inledim.

“İki tane çocuk çıkardın sen… Bunu da alırsın merak etme…” dedi umarsızca… “Fakat çok darsın yavrum… Sanki bakire kız amcığı gibi amcığın… O kadar ıslattık, hala sokmakta zorlanıyorum.”

“Ahhh… Evet abi… Yavaş… Lütfen… Canımı yakma… Çocuk çıktı ama, yıllarca önceydi o, çıkması saatler sürdü… Amım daralmıştır şimdi… O zaman acı çektim. Şimdi zevk almak istiyorum. Yavaşş…”

Milim milim, santim santim giriyordu içime… Biraz giriyor, biraz çıkarıyor, sonra tekrar basıyordu içime…

“Ahhh.. Abi… Bitmeyecek mi bu?” diye sızlanmaya başlamıştım ki, son hamlesini yaptı, son kalan santimlerini de içime dehleyiverdi, kasıklarımız birbirine yapıştı. Doğrulup sımsıkı boynuna sarıldım. Kal geldi, öylece kaldım. Ağzım sonuna kadar açık, inlemeye, nefes almaya bile korkarak bekledim öyle… Sonunda bitmişti. O bitmek tükenmek bilmeyen giriş sona ermiş, aletin başı rahmime dayanmıştı. Kalınlığı duvarlarımı gererken, başı diplerimi zorluyordu.

“Ooohhhh….” Diyerek bir soluk verdim, kendimi yatağa bıraktım. “Dur… Bekle biraz n’olur…” diye yalvardım erkeğe…

Bekledi. Bacaklarımın arasında, mızrağını sonuna kadar içime sokmuş durumda bekledi. Dudaklarıma uzandı. Öpüştük. Buz gibi olmuştu dudaklarım acıdan, ısıttı. Elinin biriyle memelerimi okşadı.

Dili ağzımın içinde, eli mememde, kalın aleti dibine kadar içime girmiş vaziyette, üstümde tüm ağırlığıyla baskı yaparak eziyordu beni… Nefes almak için zorlanınca kalktı, ağırlığını dirseğine verip yavaş yavaş kıpırdanmaya başladı içimde… Tüm kalınlığını hissediyordum kıpırdandıkça… Sanki damarları bile ayrı hissediliyordu. Yavaş yavaş çıktı içimden… Yarıya kadar… Tekrar girdi yara yara… Dipledi. Tekrar çıktı, tekrar girdi.

Zevk duygusu, şehvet geri gelmeye başlamıştı. Bacaklarımın arasında piston gibi çalışan alet beni inanılmaz muhteşem zevklere gark ediyordu. Gözlerim kayarak beline sarıldım. Bacaklarımın arasında inip kalkan kalçalarını tırnakladım… Canı yandıkça mızrağını bana daha çok batırdı. Daha çok zevk verdi.

Sonlara doğru hızlandı. Artık beni gözetmeyi bırakmış, kendi zevkine düşmüştü. Tümüyle çekiliyor, başı çıkar gibi olunca tekrar içime gömülüyordu koca alet… Taşakları arkalarıma vuruyordu.

“Hap falan alıyorum dedin di mi sen?” diye sordu dişlerinin arasından… Kasılmalarından anlamıştım zaten, boşalmak üzereydi.

“Evet…” dedim, boynuna sarıldım sımsıkı… “Evet… Boşal içime… Tohumlarını boşalt bana…”

“Aaagghhhh…” diye nerdeyse böğürerek son bir saplama yaptı amıma, öylece kaldı. Sanki yatağa kazık batırıyormuş, beni yatağa çiviliyormuş gibiydi. Girip çıkma olmadan sadece kasılıyor, tohumlarını içime püskürtüp duruyordu. Belgesellerdeki hayvanların çiftleşmeleri, aygırların dişiyi döllemesi gibi bir şeydi…

İçimdeki sıcaklığı hissedince ben de kendimden geçtim zaten… Erkeğim içimde titreyip püskürürken bende de kasılmalar başladı. İçimdeki kalınlığı sağmaya başladı vajinam…

Neden sonra kendime geldim. Yarı ölü gibiydim. Cafer abi içimden çıkmış, yanımda yatıyordu. Canavar bacaklarının arasında yarı inik uzanmış, ucunda spermleri parlıyordu. Kolumu kaldıracak halim yoktu. Duvardaki saate baktım, eve geldiğinden beri iki saati geçmişti. İki saatten fazla bir süredir sevişiyorduk.

“Gitmemi ister misin?” dedi yanı başımdan… Saate baktığımı görmüş, gitmesini istediğimi zannetmişti. Yan döndüm, kaslı vücuduna tırmanır gibi sarıldım. Bacağımın birini aşırıp bacaklarının üstüne attım.

“Hayır” dedim gülerek… “Seni bırakmam kolay kolay… Bir daha istiyorum…” O da yan dönmüştü. Eliyle belimi, kalçalarımı okşuyordu. Kalçamı tutup sıktı,

“Ben de istiyorum. Daha doymadım sana Güllüm…” dedi. “Hem bir hayalim var, bu güzel kalçalarına hastayım senin, ilk gördüğüm günden beri…” Güldüm, kocaman elleriyle pençelediği kalçamı sallayıp sordum,

“Bak sen… Ne hayaliymiş o?” diye sordum. Beğenilmek hoşuma gidiyordu her kadın gibi…

“Dedim ya… Hastayım kalçalarına… O yürürken kaba etlerini titretmelerin, çalkalamaların yok mu? Deli oluyorum hep, her gördüğümde sikmek istiyorum seni… O titreşen kalçalarının arasına yarağımı sokmak istiyorum. Götünden sikmek istiyorum seni…”

“Yoo… O olmaz işte… İzin veremem… Bu koca sikinle yırtarsın beni erkeğim… Hak yolu varken… Boş ver… Ben sana her türlü zevk veririm…” dedim ümitsizce… Küçücük deliğime bilek kalınlığında aletin nasıl gireceğinin hayalinden bile korkarak… Yalvardım. Üstelemedi fazla…

“Peki canım…” dedi. “Zaten amcığın öyle dar ki, başka kadınların göt deliği halt etmiş yanında… Ama seni sikerken kalçalarını görmek istiyorum. Hadi domal da, biraz arkandan gireyim amına…”

“Yorulmadın mı sen? Dinlenmek istemiyor musun?” dedim kocamın performansını hatırlayarak…

“Hayır, yeni başladık zaten… Öyle çabuk kurtulamazsın bebeğim… Geceye kadar sikicem seni… Kaç posta yersin bilmem artık…”

“Peki kocacım, gel öyleyse…” dedim. Yatakta kalkıp dizlerimin üzerine domaldım. O hayran olduğunu söylediği kalçalarımı titreterek erkeğimi bekledim. O da anında kalkmış, arkamda yerini almıştı bile… Hayran hayran bakıyordu kalçalarıma… Ellerini koyup okşadı…

“Hadi… Titretsene şunları… Yolda yürürken yaptığın gibi…”

“Nasıl yapıyormuşum Cafer abi? Normal yürüyorum işte…”

“Farkındasın bal gibi orospu… Mahsus yapıyorsun erkekler baksın diye değil mi? Azgın fahişe… Her gören erkeğin siki kalkıyor sana bakarken inan…”

“Böyle mi yapıyorum?” dedim, kalçalarımı titrettirdim oryantal yapar gibi…

“Ohhh… Evet… Böyle… Şuna bak, nasıl titriyor kalçaların… Ohhh… Azgın orospum benim…” Ellerinin yanına dili de gelmişti. Arka deliğimi yalıyordu. Kalçalarım titrerken ben dilinin verdiği zevkle titredim.

“Ohhh…” diye inledim.

“Nasıl orospum? Zevkli mi? Yalamaya devam edeyim mi, ister misin?”

“Evet, evet…” dedim inlerken… “Devam et… Yala… Büzüğümü yala… Dilin çok zevk veriyor abi… Ohhhh…”

Yalamaya devam etti. Parmakları da klitorisimi okşuyordu bir yandan… Başını arkama gömdü iyice… Bastıra bastıra, arka deliğimden önüme, ön deliğimden arka deliğime yalaya yalaya bitirdi beni… Zevk sularım bacaklarımdan aşağıya süzülmeye başlamıştı. Heba etmek istemedim,

“Hadi abi, sok şunu içime…” diye feryat ettim.

“Oh, abin kurban olsun sana kız…” diyerek kalktı. Beni yalarken, inlemelerimden etkilenip taş kesilmiş sikini arkama dayadı. Minik deliğime sokacak diye korkarken o biraz okşayıp aşağı indi, amıma dayayıp zorlamaya başladı.

“Ahhh…” diye inlerken dudaklarımı ısırdım, çarşafı avuçlarımda sıktım güç almak istercesine… Başı zorluyordu girişimi… Bacaklarımı araladım biraz daha alçalarak… Hala zorlanıyordum. Sonra şrrakk… diye bir şaplama… Canımın acısı kalçalarımdan çıktı. O pek beğendiği kalçama hatırı sayılır bir şaplak atmıştı zalim…

“Ahhh… Ne yaptın abi?” diye bağırırken arkadan ikincisi geldi diğer kabama… “Ohh… Yapmaa…” diye inledim acıyla…

“Çok güzel kalçaların Güllüm… Vura vura sevmek istiyorum bunları… Çok güzel… Hep bunun hayalini kurdum ben… Seni, kalçalarını döve döve sikmenin hayalini kurdum. Harika…”

Kale kapımı zorlayan tokmağını çekmeden kalçalarıma şaplak atıp duruyor, canımı yakıyordu. Her vurduğunda zıplıyordum yerimden… Arkamda durarak vurduğundan ne zaman vuracağını, elini ne zaman kaldırdığını bilemiyordum. Habersiz geliyordu şaplak, canımı yakıyor, hoplatıyordu beni…

Tüm dikkatimi gelecek şaplaklara vermiştim. Acıyla inleyip duruyordum. Bir vuruş daha, bir şaplama daha… Her vurduğunda zıplıyor, etlerim titriyordu acının şiddetinden… Sonra bir baktım ki, ben kalçalarımın acısıyla uğraşırken, acıyla hoplayıp zıplarken, o koca mızrak arkamdan içime girmiş tamamen, kasıkları kalçalarıma yapışmış…

“Ohhh… Bittim ben…” dedim son bir nefes vererek… “Bitirdin beni Cafer abi…”

“Cafer abin kurban olsun sana yavrum…” dedi üstüme eğilerek… Siki bayrak direği gibi amıma girmiş, o ise elini uzatıp alttan klitorisimi okşuyordu. Kalçalarım acıdan yanarken bir yandan da parmaklanan klitorisimden, içime giren kalın sikin zevkinden titriyordum. Hiç yaşamadığım zevklerdi bunlar, hayatımda tatmadığım… İlginç… Değişik…

Arkamda gidip gelmeye başladı. Kalçalarımı tutuyor, güç alıp üstüme saldırıyor, sonra geri çekiliyordu. Elini çektiği klitorisimle ben ilgilenmeye başladım. Dilimle ıslattığım parmaklarımın arasında eziyordum kabarmış zevk organımı…

Dakikalar boyu gidip geldi arkamda… Titreyen kalçalarımı seyrede seyrede sikti beni erkeğim… Defalarca orgazma ulaştırdı beni… Sonunda dayanamaz hale gelmiştim ki, boşalmaya başladı tekrar… Döllerini boşalttı vura vura…

Kıpırdayacak halim kalmamıştı. Yatağa serilip kaldım. Cafer abi hızlı hareketlerle kalktı, giysilerini toplamaya, giyinmeye başladı. Saate baktım, konserin ortalarında olmalıydı millet… Biraz sonra dağılmaya başlarlardı. Ayrılık vakti gelmişti.

“Abdest almayacak mısın?” dedim saçma sapan…

“Evde alırım, duş da alırım, abdest de…” dedi. Giyinip yanıma geldi. Yorgundum, bitiktim. Yanağımdan, dudağımdan öptü, amımı avuçladı.

“Harikaydın…” dedi. “Sen de beğendin mi, zevk aldın mı Güllüm?”

“Halimden belli olmuyor mu Cafer abi? Bitirdin beni… Yaşamadığım şeyler yaşattın, tatmadığım zevkler tattırdın bana… Mahvettin beni…”

“Sen yeter ki iste, her zaman yaşatırım bu zevkleri sana bebeğim…”

“Yaşat… Her zaman yaşat… Şimdi anladım kadınlar neden sensiz yapamıyormuş.”

“Hadi sen de kalk güzelim. Biraz sonra herkes gelir, yakalanma bu vaziyette…” diyerek çıktı gitti.

Dediğini yaptım, kalkıp ortalığı topladım, yırtılan elbisemi, çamaşırlarımı çöpe attım. Banyo yapıp giyindim ki çocuklar eğlenceden geldiler. Bir patırtı, bir gürültü, yatana kadar telaş sürdü.

Gece herkes uykuya çekildiğinde ben de yatak odasının kapısını kapattım, çırçıplak soyunup kendimi yatağıma attım. Adam mahvetmişti beni gerçekten… Dibime kadar sikilmiştim.

“Demek ki sevişmek, seks, orgazm dedikleri şey buymuş…” diye geçirdim aklımdan… Elimi uzatıp öpülmekten şişmiş dudaklarımda, erkeğin diş izleri yaptığı memelerimde, örselenmiş kadınlığımda gezdirdim. Savaştan çıkmış gibiydim. Yorgun, bitkin…

Fakat tüm bitikliğime karşın mutluydum. Gülümseyerek uykuya bıraktım kendimi… Biliyordum ki, bu kadarla kalmayacaktı bu sevişmeler… Devam edecekti.

O ilk seviştiğimiz günden sonra hiç bırakmadı beni Cafer… Her fırsat bulduğumuzda birbirimize koştuk, seviştik durmaksızın… Fırsatlar yarattık. Bizde para olunca bazen o para alıyordu bizden, toptancıdan mal almak için… Bizim paramız kalmayınca, biz ondan alıyorduk. kocam,

“Yardımlaşma sandığı gibiyiz kanka…” diyordu Cafer’e… “Sen bana, ben sana… Aslan kankam benim…”

Oysa kocam kankasıyla daha neleri paylaştığını bir bilseydi. Karısını… Namusunu… Onu nasıl boynuzladığımı bilseydi… Koştura koştura kankasının koynuna girdiğimi, onun için yandığımı bilebilseydi…

Böylece bizim bahanemiz, kocamın bilgisi dahilinde hep hazırdı. Ben para istemeye gittim, o para vermeye geldi. Araştık, buluştuk, seviştik durmadan…

Bir gün telefon edip beni çağırdı, kasabanın dışında arabasıyla bekledi, arabaya binip yola çıktık. Başımda eşarp, gözümde siyah gözlüklerle kimsenin tanımasına imkan yoktu. Trafik azaldı gitgide, sonunda asfalt yolu bırakıp orman yoluna girdik. Bir eli direksiyonda, diğer eli hep eteğimin altındaydı, kurcalayıp duruyordu beni…

Hala gidiyorduk. Kimseler yoktu ortalıkta, in cin top oynuyordu. Çam ağaçlarının arasındaki toprak yolda sarsıla sarsıla epey yol gittik. Kuş seslerinden ve arabanın motorundan başka bir ses seda yoktu… Ürkmeye başlamıştım.

“Yeter Cafer, nereye gidiyoruz?” dedim korkuyla yolun iki tarafını çeviren koyu yeşil ağaçtan duvara bakarak… “Kurt falan olmasın buralarda?” Sonunda, ağaçların, çalıların arasında bir boşluğa girdi araba, motoru durdurdu. Bana döndü,

“Sevişmeye geldik kırmızı şapkalı kız… Merak etme kurt falan yok buralarda…” dedi benim korkmuş sesimi taklit ederek… Rahatlamıştım, arkama yaslandım, ben de bu kez küçük bir kızın çekingen sesini taklit ederek sordum,

“Hmmm… Peki büyükbabacım…” dedim. “Madem kurt yok diyorsun… Ama, senin ellerin neden bu kadar kocaman büyükbaba?” dedim. Ellerini uzatıp gömleğimin üstünden memelerimi tutuverdi,

“Bunları daha iyi avuçlamak için kızım…” dedi. Yoğuruyordu memelerimi, zevkle inledim. Eğilip dudaklarımı öptü, diliyle dilimi okşadı ağzımın içine sokup… Başımı kaçırdım,

“Peki, senin dilin niye bu kadar uzun büyükbaba?” dedim.

Eteğimi yukarıya sıyırıyordum bunu sorarken… Hazırdım, külot giymemiştim altıma, klitorisim kabarmış, amımın dudakları şişmişti beklentiyle… O da neyi beklediğimi görmüştü.

“Senin güzel amcığını daha iyi yalayabilmek için kızım…” dedi, başını kucağıma gömdü. Amımı yalamaya başladı. Dili uzundu gerçekten, sıcaktı, pütürlüydü, zevkten bayıltıyordu beni… Saçlarından tutup kaldırdım başını, hemen boşalmak istemedim… Elimi kucağına götürdüm. Siki kalkmış, taş gibi olmuştu. Fermuarını açıp sikini dışarıya çıkardım.

“Peki bu ne büyükbaba?” dedim sikini okşarken… “Bu neden bu kadar büyük?”

“Seni daha iyi sikebilmek için kızım…” dedi.

“Nasıl büyükbaba, sikmek ne demek?”

“Gel büyükbabanın kucağına da sikmek nasıl olurmuş gör yavrum…” dedi.

Küçük Kasabanın Kahpesi (3), resim №2
Ön koltukları iyice arkaya kaydırıp yatırdı. Yeterli alan açılmıştı. Belimden tutup kucağına çekti beni… Yüz yüzeydik. Eteğimi kaldırdım belime kadar… Dedim ya, külot yok altımda, hazır kıtayım. Dizlerimi iki yanına koyup sikinin üstüne oturmaya başladım. Artık alışmaya başlamıştım kalınlığına… Yine de ne kadar ıslak olursam olayım, ilk girişte zorlanıyordum her sikişimizde…

Dudaklarımı ısırarak, inleye inleye oturdum sikine… Dibime kadar aldım. Kasıklarının kılları klitorisimi okşamaya başladığında tamamen girdiğini anladım. Sonra oturup kalkmaya başladım o kalın sikin üstünde… Sularım çağlıyordu içimden, erkeğin kasıklarına akıyordu, oradan arabanın koltuğuna… Yapacak bir şeyimiz yoktu. Devam ettik.

Sonra yorulunca belimden tutup kaldırdı, içimden çıkardı sikini… Dışarıya çıktık. Etrafa bakındık. Kuşlardan başka canlı yoktu etrafta… Arabanın kaputuna yatırdı beni başımı eğip… Bacaklarımı aralayıp arkamdan tekrar girdi amıma… Ormanda kuş seslerinin yanına bizim bağırmalarımız karışıyordu. Kimseden korkmadan, biri duyacak diye çekinmeden bağıra bağıra seviştik. Her yeri inlettik. Sonra da boşaldık ikimiz beraber…

Kocam geldi o hafta sonunda… İki gündür fırsat bulamamıştık sikicimle sevişmeye… Kocam gelir gelmez bir posta attı bana… Çerez gibi atıştırmalık…

Akşamına Cafer ve karısı oturmaya geldiler. Kocamla hesap gördüler, alacak verecek hallettiler. Paralar alınıp verildi. Sonra işler bitince iki tek atalım bari dediler, içki sofrası kurmaya başladım yavaş yavaş… Cafer’in şişman karısı Hatice abla hoşlanmıyordu içki olayından,

“Ben gideyim kızım, bunlar saatlerce içer şimdi…” diyerek gitti.

Ben çocukları yatırdım, çilingir sofrasını kurdum güzelce, özene bezene… İçmeye başladılar. Bir iki üç… Kadehler kaldırıldıkça sohbet koyulaştı. Ben gidip geliyordum sürekli, meze, buz taşıyıp duruyordum sürekli… Cafer kocamla kadeh tokuştururken gözü arada bana kayıyor, gülümsüyordu.

Mutfakta diz hizasındaki eteğimin belini kıvırdım, mini etek oldu. Gömleğimin iki düğmesini açtım üstten, sütyenime kadar açıldı memelerimin yuvarlakları görünüyordu. Tam giderken aklıma geldi, külodumu da çıkardım. O vaziyette meyve götürdüm içeriye…

Cafer’in gözleri faltaşı gibi açıldı benim halimi görünce… Kırıta kırıta gittim, masanın üstüne koydum meyveleri… Elma, portakal dilimleri falan… Masaya eğildim, memelerimi seyrettirdim sikicime…

Sonra da gördüğüm ilgiden memnun bir şekilde kocamın yanına, Cafer’in karşısına oturdum, bacak bacak üstüne attım. Masanın arkasında kalan kocam görmüyordu bacaklarımın nereme kadar açıldığını… Cafer ise her yerimi görebiliyordu. Mini eteğim kalçalarıma kadar sıyrılmıştı oturduğum yerde…

Masadaki meyve sepetinden bir çikita muz aldım, yavaş hareketlerle soymaya başladım. Kocamın peltekleşmeye başlayan ağzıyla anlattığı hikayeyle ilgilenmiş gibi yapıyor, sorular soruyordum muzu soyarken… Benim salak anlatmaya devam ediyordu ben eşeledikçe… Muzu soydum. Arkama yaslanıp bacağımı indirdim, dizlerimi araladım. Cafer’in gözleri faltaşı gibi açıldı. Elindeki rakı kadehini fondip yaptı heyecandan…

Bacaklarımı açıp kapatıyordum elimdeki muzu yerken… Ama yemiyor, erkeklik organını yalar gibi yalıyordum muzu… Rujlu dudaklarımı O harfi gibi açıyor, ağzıma sokup çıkarıyordum meyveyi… Zavallı adam, gözü bacaklarımın arasıyla ağzıma sokup çıkardığım muzun arasında gidip geliyordu. Kıpırdanıp duruyordu yerinde, kalkmış sikini rahatlatmak istercesine…

Kocamla konuşurken muzu aşağıya indirdim. Bacaklarımın arasına… İyice araladım bacaklarımı… Cafer’in gözlerinin içine baka baka ıslanmış kadınlığıma sürdüm muzu… İçime itelemeye çalıştım. Yumuşak muz girmedi tabi… Cafer çaktırmadan bakıp dururken öbür elimle amımın dudaklarını araladım, biraz daha soktum. Ezilmek üzereyken çıkardım tekrar… Sonra elimdeki muzu karşıya uzattım,

Küçük Kasabanın Kahpesi (3), resim №3
“Cafer abii… Muz yer misin?” dedim şurubumsu, tatlı bir sesle… Gözlerini benden ayıramıyordu bir türlü,

“Yerim tabi yenge… Sen verirsin de ben yemez miyim?” dedi o da…

“Bunu ye de, sonra şeftali vereyim sana… Bugün aldım pazardan… Hem sert, hem de çok suluymuş. Buranın malı, yarma şeftali dedi satan adam…”

Zavallı kocamın bir şeyden haberi yoktu. Anlatıp duruyordu gittiği yerleri… Cafer uzattığım muzu alırken elimi tuttu, parmaklarımı kıracak gibi sıktı. İntikamım acı olacak der gibiydi.

Amıma değdirip ıslattığım muzu ağzına soktu, ısıra ısıra yemeye başladı göz göze bakışırken… Gerçekten amım ıslanmıştı, istiyordum onu… Beni sevmesini, becermesini istiyordum.

Gözlerimle mutfak tarafını işaret ettim, anladı hemen açıkgöz piç…

“Yenge, rakı kalmamış, getirebilir misin?” dedi. Kalkarken,

“Gidip bakayım, bir yerlerde olacaktı galiba…” dedim. Salondan çıkarken kocama,

“Ben de gidip bir işeyeyim birader” dediğini duydum.

Ben mutfağa girer girmez arkamdan o da girdi. Belimden tutup dudaklarıma yumuldu. Zorlukla kurtuldum elinden,

“Hani işemeye gidecektin sen?” dedim gülerek… Hırsla memelerime saldırdı,

“Akşamdan beri delirttin ulan beni orospu…” dedi sütyenden çıkardığı memelerimi dişlerken… İnledim. Başını kendime çektim.

“Ne yapayım, özledim seni Cafer…” dedim.

“Fahişe, kocandan da korkmuyorsun, her yerin meydanda, amını götünü gösterip durdun bana bütün akşam…” derken külotsuz amımı avuçlamıştı. Su içinde kalmıştı amım, bacaklarımın içleri ıslanmıştı.

“Ahhh…” diye inledim zevkle… “İşte bunu özlemiştim… Arkadaşını bilmez misin sen, iki tek attı mı burnunun ucunu görmez o… Yanında sevişsek farkına varmaz andavallı…”

“Yok artık…” dedi bir bacağımı kaldırmış, sikinin başını amıma dayamıştı bunu söylerken… “Yanında sevişecek kadar azdın mı ulan kahpe?”

Başı içime girmişti bile… Offf… Hasret kalmışım iki günde… Ama çektim kendimi bir anda, siki elinde kaldı Cafer’in… Yine yükleniyordu üstüme, durdurdum.

“Bırak bu yarım yamalak, ayak üstü sevişmeyi… Söylüyorum sana… Üç dört kadeh içti benimki… Sarhoş oldu, dili dolanmaya başladı. İki tek daha attı mı sızar kalır, meydan da, yatak da bize kalır. Senin karı da eve gitti zaten, horluyordur şimdi bu saatte… Ne dersin aşkım? Biraz daha dişini sıkar mısın?”

“Senin için dişimi kırarım yavrum, sıkmak ne demek? Senin gibi sikişken orospuyu sikmeden dayanmak zor ama… ” Elimle sikini tuttum, pantolonun içine sokmasına yardım ettim. Uzanıp dudağından öperken,

“Hadi ben rakı hazırlarken, sen arkadaşının yanına git. Şüphelenmesin. Ne olur, ne olmaz…” dedim.

İçeriye gittiğimde ikisi yan yana oturmuşlar, konuşup duruyorlardı. Kocamın gözler yarı yarıya kapanmıştı. Elimdeki rakı kadehini eline tutuşturdum.

“Hadi kocacım… Hoşgeldin bakalım. Arslanım benim… Fondip…” deyince kadehi kaldırıp bir yudumda içti rakıyı… Bir daha… “Hadi Cafer abi, kocamı yalnız bırakma bakalım, sen de fondip…” diye seslendim. Gülerek bana bakıyordu Cafer… Elindeki yarım kadehi kaldırıp içer gibi yapıyor, yerine koyuyordu her seferinde…

“Şerefine yengecim benim… Güzelliğinin şerefine…” diye kadeh kaldırıyordu sarhoş şivesiyle… Kocam da kadehini tokuşturuyordu onunkiyle, gerçekten sarhoş,

“Evett… Güzel karımın şerefine…”

Son kadehte kocamın başı küt diye önüne düştü, masaya vurdu. Elimle omzunu tutup sarstım, seslendim,

“Kocacııımmm…” dedim tatlı bir sesle… “Hadi kalk yatağına yat… Misafir var bak, ayıp oluyor…” dedim Cafer’e göz kırparak… Kocamdan ses gelmedi. Tekrar sarstım, yine aynı… Sızmıştı dediğim gibi…

“Kocacıımmm…“ diye üsteledim tekrar… “Kocacım… Hadi kalk sevişelim. Yoksa arkadaşın Cafer sikecek beni… Hadi aşkım… Bak yarrağını nasıl kaldırdı karını sikmek için… Taş gibi olmuş. Karının amına koyacak kocacım. Karıcığın çok azdı aşkım. Amcığı su içinde kaldı, Cafer abisinin sikine hasta senin karın… Senin sikemediğin karını arkadaşın sikecek şimdi…“

Cafer de bu arada gelip arkama yanaşmış, ben kocamla uğraşırken o da her yerimi mıncıklıyordu. Elimi tutup sikine götürdü.

“Gerçekten taş gibi oldu Güllü… Sızlıyo valla… Hadi artık, oyalanma bebeğim… Böyle konuşa konuşa delirtiyorsun beni…“

“Ben sana ne dedim? İki kadeh daha, sızar kalır dedim. Hadi yardım et de, yatağa götürelim şu leşi…”

İkimiz iki koluna girip kaldırdık masadan, yatak odasına sürükledik. Yatağa götürüp bir kenarına uzattık. Yorulmuştum. Ben de yatağın kenarına oturup kaldım. Cafer yanıma geldi hemen, belime sarıldı, öpmeye başladı. Eli bacaklarımda, külotsuz amımda dolaşıyordu.

“Hadi salona gidelim bebeğim, dayanamıyorum artık, sikmem lazım seni…” dedi. Kalktım, yatak odasının kapısını kilidini çevirdim. Gömleğimin düğmelerini açarken,

“Salona kadar dayanamam ben… Beni burda sik Cafer…” dedim. “Kocamın yanında… Kocam yanı başımızda yatarken sik beni aşkım…” dedim. İnanmayarak baktı bana,

“Çılgınsın sen…” dedi. Arkadaşına baktı, kocama… Horlayıp duruyordu sarhoş…

“Evet çılgınım. Senin sikin çıldırttı beni… Hadi soyun sen de… Sik beni… Lütfen…. İstiyorum…”

Üstümdeki gömleği çıkarmıştım. Sütyenimi de onun yanına yolladım. Kalçalarımı kıvıra kıvıra mini eteğimi ayaklarıma düşürdüm. Çırılçıplak kalmıştım. Yanına gidip sarıldım o vaziyette… Titreyen parmaklarımla gömleğinin düğmelerini açarken çıplak göğsüne isterik öpücükler konduruyordum.

Küçük Kasabanın Kahpesi (3), resim №4
“Hadi… Dayanamıyorum… Çok istiyorum seni… Sikmeni istiyorum… Burda, kocamın yanında sikmeni istiyorum… İstediğin gibi becer beni… Sik…”

Gömleğini sıyırdım. Pantolonun kemerine saldırdım sonra… O da yardım etti, biraz sonra çıplak kalmıştı. Yatağa, kocamın yanına geçtim hemen… Onun da üstünde ne varsa sıyırdım çıkardım. Bacak arasındaki minik şeyle yatıp duruyor, horluyordu kocam… Yanına uzandım, bacaklarımı açtım. Bacak içlerimi okşayarak sevgilimi çağırdım yanıma…

“Gel…” dedim fısıltıyla… “Sik beni… Kocamın yanında… O da çıplak bak… Senin beni sikmene razı olmuş…” Elimle pipisinin ucunu tutup çekiştirdim, salladım. “Çok küçük sikim var, Cafer kol gibi siksin seni diyor bak… Hadi aşkım… Üçlü seks yapar gibi sikişelim… Hadi…”

Geldi, bacaklarımın arasına girdi. Mutlulukla sarıldım erkeğime… Bacaklarımı iyice aralayıp rahatça girmesini sağladım. Başını dayadı her zamanki gibi, zorlaya zorlaya aletini soktu içime… Doğrulup omzunu ısırdım,

“Sok…” diye inledim. “Sert sok… Kocamın yanında bağırt beni…” Dinlemedi beni, yavaşça girerken,

“Deli karı… Çocuklar uyanacak şimdi… Bırak, bildiğim gibi sikeyim seni… Merak etme, biraz sonra zevkten bağırmaya başlayacaksın zaten…”

Dediği gibi oldu. Kalın alet dibime kadar girerken ben zevkten inlemeye, minik feryatlar koparmaya başlamıştım bile…

“Ohhh… Çok güzel… Sikin zevk veriyor bana aşkım… Delirtiyorsun beni… Aaahhh…”

“Sus canım. Kocanı uyandıracaksın şimdi bağıra bağıra… Yavaş…”

“Uyansın… Görsün kadın nasıl sikilirmiş… Erkek nasıl olurmuş görsün… Ooohhh… İşte böyle… Böyle olur erkek… Dibine kadar siker karısını… Zevkten öldürür… Aaahhhh…. Sik beni aşkım… Sert sik… Zevkten öldür beni… Oooohhh… Hızlı… Daha hızlı… Vurdur… Dibime kadar sok…”

O koca sikiyle gidip geliyordu bacaklarımın arasında… Durmaksızın… Pompalıyordu beni… Zevkten deliye döndürüyordu. Başımı iki yana sallıyor, zevk çığlıklarımdan mahalle uyanmasın diye dudaklarımı ısırıyordum. Başaramadım, Cafer eğilip dudaklarıma kapandı. Bir yandan pompalıyor, bir yandan dudaklarımı kapatıp, inlemelerimi, feryatlarımı boğmaya çalışıyordu.

Yatak sallanıp duruyordu altımızda… Cafer beni pompalarken, yatakta, yanı başımda yatan çıplak kocam da sarsıntıdan zıplayıp duruyordu sızmış vaziyette… Elimi uzatıp sikini tuttum. Biraz sertleşmiş gibiydi sanki… Cafer’i durdurdum. Altından kalkıp kocama doğru domaldım. İki elimi arkaya götürüp amımın dudaklarını ayırdım, erkeğimi davet ettim. Islak amıma kayarak girdi tekrar, bu kez arkamdan…

Ben kocamın sikine kapanırken, o da arkamdan pompalamaya devam etti. Evet, uyanmıyordu ama, vücudu olan bitenin farkında gibiydi sanki… Yarı sert durumdaki sikini emmeye başladım. Ağzımın içinde bir orta parmak kalınlığındaki kocamın sikini emdim biricik arkadaşı karısını domaltmış sikerken…

Sonunda sikicim arkamda böğürerek boşalırken ben de orgazm oldum. Kocam çoktan bir iki damlasını bırakmıştı ağzımın içine… Sızmış durumdaki kocamı bile boşaltmıştım.

Sarmaş dolaş yatağın içinde uzanıp dinlendik. Üç tane çıplak insan, bir yatakta… İki arkadaş, birinin karısı… Feci sikilmiş, yorgun, doymuş… Kocamın yanında sikmişti beni, tam istediğim gibi… Ben uykuya dalarken Cafer kalkıp giyindi her zamanki gibi, yılan gibi gecenin sessizliğinde sıyrılıp gitti.

Sabah kocamın mırıltısıyla uyandım. Şaşkınlıkla bir bana, bir kendi çıplaklığına bakıyordu. Elleri bacak aramda kurumuş arkadaşının sperm kalıntılarında, okşuyordu.

“Hayatım, ne ara seviştik biz böyle?” dedi şaşkın şaşkın…

“Hatırlamıyor musun? Cafer abiler gittikten sonra yatağa girdik ya… Bir güzel becerdin beni… Baksana her yanım döl oldu.”

“İyi de, böyle çıplak mı yattık biz? Hiç böyle yapmazdık. Duşumuzu, abdesimizi alır öyle yatardık.” Uzanıp öptüm,

“Çok sarhoştun, ondan hatırlamıyorsun herhalde…” dedim. Eliyle memelerimdeki morlukları gösterdi,

“Bunları ben mi yaptım?” diye sordu.

“Şaşkın, kim yapacak başka…? Gece rakıyı çektin, kaplan gibi saldırdın bana… Her yerimi morarttın baksana…” diyerek bacaklarımdaki morlukları, boynumdaki çürüğü gösterdim. Biricik karısına hayvan gibi saldıran en yakın arkadaşı Cafer’di oysa… Eme eme, ısıra ısıra boynumu çürütmüştü hayvan…

“İster misin, bir kere daha yapalım mı?” dedim.

“Yok, çok yorgunum hissediyorum kendimi…” dedi. “Canım istemiyor, gece yapmışız zaten, sen de istemezsin.”

“Hıı… Ben de istemem kocacım…” dedim. Nevresimi üstüme çekip daha fazla çürüklerime bakmasına engel oldum. Hayatında yapmadığı şeydi beni emmek, etimi morartmak, çürütmek…

Sen de istemezsin derken tam da aklımdan geçeni söylemişti aslında… İstemem tabi… Beni siken koca yaraklı arkadaşın varken, senin kürdanı ne yapayım, istemem… Kadın ruhundan anlayan, sevmeyi, sevişmeyi, seks yapmayı, zevk vermeyi çok iyi bilen arkadaşın varken seni ne yapayım? İstemem.

Sırt üstü uzanıp yattım. Gecenin zevkleriyle yorgun bedenimin dinlenmeye ihtiyacı vardı. Belli olmaz, her an bir pundunu bulup sevişebilirdim, güç toplamam lazımdı.

Kocam sarhoş sızmışken, yanı başında seviştiğimiz o geceden sonra her zaman bir pundunu bulduk. Her fırsatta seviştik, koklaştık. Ondan ayrılmak ölüm gibi geliyordu bana… Her an, her saniye onunla olmak istiyordum. Bir yandan da etrafa karşı dikkat etmeye çalışıyorduk.

Cafer kocamla samimi, can arkadaşı olarak kocam her geldiğinde ilgileniyor, kahveye çıkıyorlar, içki içiyorlar, geziyorlardı.

Kocamın kahvehane, okey oynama hastalığı bize iyi geliyordu. Gündüz vakti, sabahtan okeye oturan kocamı ekiyor, bizim eve damlıyordu hemen… Zaten çocuklar okulda, ben evde yalnızım, birbirimize dalıyorduk. Pencereden duyulan mahalledeki çocukların sesleri, komşuların çığrışları arasında tatlı tatlı sevişiyorduk Cafer’le…

Duruma göre, bazen acele, ayak üstü, kapı arkasında ayakta sikiyordu beni, eteğimi kaldırıp… Bazen vaktimiz olunca yatakta ağzımızın tadıyla sevişiyorduk. Dünyanın en mutlu insanıydım o günlerde…

Sonunda olan oldu… Bir gün öğlen vakti mutfakta ayak üstü sevişiyorduk. Mutfak bankosuna dayamıştı beni, evyenin bataryasına tutunup güç almaya çalışıyordum… Eteğimi belime sıvamış, külodumu aşağı çekmiş, fermuarını indirdiği pantolonundan çıkardığı muhteşemiyle arkamdan giriyordu.

Amımı geren sikinin verdiği zevkin yanında baş parmağını da kremleyip arka deliğime sokmuş, evire çevire arkamdan da zevk veriyordu bana… Dişlerimin arasından inleye inleye sikiliyordum, o zevke dayanmaya çalışıyordum. Dizlerim titriyordu zevkten, tutunmasam düşebilirdim.

Küçük Kasabanın Kahpesi (4), resim №2
“Oh allahım… Bu nasıl zevk? Oohhhh… Cafer… Caferim… Bitiriyorsun beni… Erkeğim benim… Aşkımm…”

Üstüme eğilmiş, bıyıklarını sırtımda gezdiriyordu bir yandan… Her yerime ayrı dokunuyordu piç… Keman yayı gibi titretiyordu her yerimi… Baş parmağını kökledi arka deliğime… Kıvrandım…

“Nasıl Güllüm? Hangisi daha zevkli? Yarrağım mı, parmağım mı? Ohhh… Götünün büzüğü açılıp kapanıyo oynadıkça yavrum benim… Zevk alıyosun değil mi? Hadi söyle…”

“Iıhh… Yarağın öyle zevk veriyo ki aşkım… Öldürüyorsun beni… Ama parmağın da başka sanki… Ohhh… Okşa canım… Büzüğümü okşa… Harikasın… Erkeğim benim… Immmm….”

“Kadınım… Götünün deliğini de alıştırıcam sikilmeye… Az kaldı. Ohhh… Bu güzel götüne yarrağımı sokucam aşkım… Hayalim gerçek olucak…”

“Daha değil kocam… Daha değil… Çok büyük sikin var bi tanem… Dayanamam… Yırtarsın beni aşkım… Sonra… Belki… Hadi, az kaldı erkeğim… Bitir beni… Hasan gelmeden bitir, boşalt beni…”

“Daha gelmez senin kocan… Kahvede parasına oynuyorlar şimdi… Ben buraya gelirken epey kaybetmişti, tekrar kazanayım diye akşama kadar kalkmaz masadan… Sen zevkine bak Güllüm…”

“Oohhh… Bakıyorum zaten… Zevkime bakıyorum erkeğim… Ohhh…. Çok zevk veriyor sikin aşkım… Yarrağın zevk veriyo… Ohhhh… Geliyorumm… Geliyorum kocammm… Hızlı… Daha hızlı… Pompala beni Caferimm… Sik beni… Aaahhhh…”

Elini uzatmış, ağzımı kapatmaya çalışıyordu. Bense ölmek üzereydim. Sikinin ucunda sara krizi geçiriyordum sanki… Kürek gibi elleriyle kalçalarımı tutmuş, hoyratça vurduruyordu amıma… Kalçalarım onun kasıklarında eziliyordu. Ben bitmek üzereyken o da boşaldı. Koca sikini sokup çıkardıkça menileri içimden fışkırıyor, bacaklarımdan aşağıya süzülüyordu.

Çelik kapıda dönen anahtar sesini o zaman duydum işte… Anahtar… Evden biri… Kim? Kocam mı? Zili çalar o öküz, anahtar çıkarmaz, benim gidip açmamı bekler. Bir yandan refleksle düzelmeye çalışıyorum.

Külodum ayak bileğimde, sıyrılmış, kalmış. Eğilip külodumu toplayayım derken Cafer’in kazması burnuma çarptı. Yarı sert, yeni boşalmış ama, hala bilek gibi… Kızdım o telaşla…

“Sok şunu içeriye aptal… Acele et… Hadi…”

Bu arada beynim harıl harıl çalışıyordu o anda, bilgisayar gibi… Sorular, cevaplar, tezler, antitezler… Başka? Çocuklar? Annem? Ben işteyken bazen eve gelir, çocuklara bakar, yemek yapar. Kim bu?

“Anneee…” Oğlum bu… Büyük oğlum… On yaşında… Eyvah… Ayak sesleri mutfağa yaklaşırken külodumu yukarıya çekebildim. Eteğimi indirip düzeltmeye çalıştım. Cafer’e elimle yemek masasını işaret ettim, hala kalkık sikini zaptetmeye, pantolondan içeriye sokmaya çalışıyordu.

“Masanın arkasına geç hemen…” diye hırladım. “Sakla şunu, masanın altına sakla, görmesin çocuk…” Bluzun yakasını düzeltmeye çalışırken cevap verdim oğlana,

“Burdayım… Mutfakta…” Belimi mutfak bankosuna dayayıp kapıya baktığımda oğlan içeriye giriyordu. “Bu saatte evde ne işin var senin oğlum? Hayrola?”

“Hasta oldum anne, öğretmen eve gönderdi.” dedi oğlum. Bir bana bakıyordu, bir masada oturan Cafer’e… Yadırgamıştı. Eve geliyor, evde komşu da olsa, yabancı bir amca… Bir de annesi… Baba evde yok…

“Hoş geldin Cafer amca…” derken sesinde bir kıskançlık, bir erkeklik havası vardı, hissetmiştim.

“Hoşbulduk yeğenim. Geçmiş olsun, grip mi oldun sen bakayım?”

“Hı… Ateşim var, ayakta duramıyorum.” dedi oğlan ama yüzümüze bakmıyor. Yanına gittim, sarıldım, çocuğun ateşine bakarken Cafer’le bakıştık. O da telaşlıydı benim gibi… Bir şey söylemek lazım. Evdeki erkeği normal göstermem lazım.

“Ay, baya ateşin var senin oğlum. Sana ıhlamur, nane limon kaynatayım ben. A, baban da Cafer amcanla pazardan limon falan göndermiş ne güzel… Cafer abi, versene o getirdiğin limonlardan, oğluma kaynatıvereyim hemen…” Gözlerimi devirerek limonun yerini işaret ettim versin diye, elimi sallayıp gitmesi gerektiğini anlattım. Limonu verip bir şeyler uydurdu, sonra da kaçtı.

O günü öylece atlattık. Ama günlerce korku içinde, üçbuçuk ata ata yaşadım. Olur da oğlan ağzından kaçırır mı babasına? Adam sormaz mı, ne işi vardı bu adamın bizim evde ben yokken? Çocuk inandı da, kocam yemez ki bu yalanı… Bir süre görüşmedik. Telefon üstüne telefon… Sokakta işaret etmeler, pazarda göz devirmeler… Yüz vermedim korkudan… Ödüm patlıyor.

Ama ahhh… Şu kör nefis yok mu… Özledim bana yaşattığı zevkleri… Ölüyorum hasretimden… Adama yüz vermiyorum ama, aslında ben ondan fazla istiyorum altına yatmayı… Onu içime almayı… Bana yaşattığı çılgın zevklerden tatmayı…

Aksi gibi sezon bittiğinden kocam da pek dışarıya gitmiyor. İzin vermişler, evde pinekliyor. Arada beni görünce azıyor, bamyasını batırıp çıkarıyor şöyle bir, sonra kahveye… Orada da Cafer’e takılıyor, kankasına… Bırakmıyor adamı, hep beraberler…

Bir yandan korkuyorum, kendimden uzaklaştırmaya çalışıyorum, bir yandan da içten içe, kaçıp gelsin, beni bir sikiversin ayak üstü, sike doyuruversin diye deli oluyorum…

Bir sabah kocam kahveye diye çıktı, beş dakika sonra kapı çalındı. Ben de küçük oğlanın karnını doyuruyorum, okula yollamak üzereyim. Açtım kapıyı, Cafer karşımda…

“İstemiyorum dedim sana… Zaten küçük evde, git şimdi… ” diyerek kapıyı kapatmak istedim, ayağını koyup engel oldu. İki yana bakınıyordu, biri görmesin diye, ben de aynı korku içindeyim zaten…

“Al beni içeriye, kapı önünde bekletme allahsız karı… Öldüm ulan sensiz… Uydur bi şeyler çocuğa… Bak, kahvaltılık falan aldım. Yeriz beraber…”

Çaresiz içeriye aldım. Çocuğa babası kahvaltılık göndermiş diyerek getirdiği gevreklerden verdim, sevindi. Cafer de oturdu yanına, beraber kahvaltı yaptılar. Gözü hep bende herifin… Üstüme atlayacak nerdeyse… Ben oturup kalktıkça her yerime ayrı bakıyor. Anlaşılan çok özlemiş beni…

Ben de yataktan yeni kalkmışım. Sabahlık giymeye üşenmişim. Ev halimle, üstümde incecik, kırmızı bir gecelik var. Memelerimin ucuna kadar açık göğsü, fırfırlı eteği kalçalarımın az altında… Sütyen yok içimde, meme uçlarım zaten koyu renk belli oluyor, bir de adam sikecek gibi baktıkça kabarmazlar mı? Tam tecavüzlük…

Küçük Kasabanın Kahpesi (4), resim №3
Hoşuma da gidiyor bakması, sanki altına yatırıp sikiyormuş gibi zevk alıyorum her bir yanıma baktıkça… Daha beter gösteriyorum inadına… Çay koyuyorum, eğilip memelerimi açıyorum gözlerinin önüne… Buzdolabından peynir, reçel çıkarıcam, iyice bir domalıyorum, dantel külodumun rengini, içindeki yuvarlakları gösteriyorum. O da ben de kızışmış durumdayız. Zavallı oğlumun hiç bir şeyden haberi yok, kahvaltısını yapıyor neşeyle…

Neyse, kahvaltı bitti, oğlana okul çantasını verip kapıdan uğurladım. Daha daire kapısını kapatamadan beni kapıya yasladı. Haşin tavırlarla sarıldı sımsıkı, dudaklarıma yumuldu. Adeta yiyor beni…Bastıra bastıra kapıya… Elleri her yanımda dolaşıyor, memelerimde, eteğimin altında…

“Bırak beni…” dedim en sonunda dudaklarımı kurtarıp… Nefes almaya çalışıyordum. “Görüşmeyelim artık… Çocuklar yumurtlayacak, komşular görecek, meydana çıkacak seviştiğimiz, rezil olucaz… Bırak… İstemiyorum… Ayrılalım…”

Elini geceliğimin eteğinin altına daldırdı hiç beni dinlemiyordu bile… Dantel külodum incecik zaten, bir hamlede koparırcasına dizlerime indirdi külodumu… Fermuarını açmış hangi ara, baltasını çıkarmış, apış arama sokuverdi aletini…

Amım sırılsıklam ıslanmış zevkten, o da beni dinlemiyor ki… Ben adama “istemiyorum seni, ayrılalım” derken, benim kahpe amcığım su içinde kalmış, gel gir diyor adama…

Küçük Kasabanın Kahpesi (4), resim №4
Uzun aletini ıslak apış aramda keman yayı gibi sürtüp dururken, eğilip memelerime yumuldu. Geceliğin göğsünü iki yana açmış, memelerime bıyıklarını sürtüyor, uçlarını kemiriyordu. Saçlarından tutup başını çekmeye, içimde şimşekler çaktıran meme uçlarımdaki dudaklarından kurtulmaya çalışıyorum ama ne fayda… Vantuz gibi yapışmış.

Ohhh… Zaten benim de kurtulmaya niyetim yok ya… Yine de deniyorum, inlemelerimin arasında, meramımı anlatmaya çalışıyorum azgın köpeğe… Benim orospu amcığım beni dinlemiyor, belki onun siki dinler, yola gelir, bırakır beni…

“Ohhhh… Yapma Cafer… Yapma… Kaç defa anlattım. Yakalanıcaz diyorum sana..”

“Yapma diyosun ama, amcığın öyle demiyo Güllü hanım… Suların akıyor bacaklarından aşağı, haberin yok…”

“Akar tabi kitapsız… Her yerimi mıncıklıyorsun. Ne memelerim kaldı, ne kukum kaldı ellenmedik… O sikini hangi kadına sürtsen suyu akar.. Offf… Yapma dedim… Bırak… Bırak… Aaahhh…”

Ah diye bağırdım sonunda… Bacağımın birini kaldırıp sikini içime sokuvermişti çünkü… Hart diye girmişti koca yarak… Düşmemek için boynuna sarılmak zorunda kaldım. Çelik kapıya dayanan sırtım buz gibi, bacaklarımın arasında bir kor parçası… Sokup çıkarıyor durmadan, acımasızca… Benim gözler kaymaya başladı zevkten, her zaman olduğu gibi…

“Bırakayım mı ha? İstemiyor musun? Zevk almıyor musun? Çıkarayım mı sikimi? Söyle…” diye hırıldıyordu kulağımın dibinde…

“İs… İstemiyorum… Ohhhh… İstemiyorum işte…”

Mırıldanırken boynuna sımsıkı sarılmışım kene gibi… Ellerimi beline sardım. Kurtulamaz, sikini çıkaramaz içimden… Çıkarmadı ama, durdu. Aleti içimde, hareket etmiyor.

“Sikmicem ulan seni… Madem istemiyorsun, sikmicem orospu…”

Aptallaşıp kaldım. O zevkin devam etmesi için ölebilirim o anda… Ne demek sikmemek…? Bu kez ben kalçalarımı oynatmaya başladım. İzin vermiyor, kapıya bastırdı iyice, milim oynatamıyorum. Kalınlığı içimde, öylece, hareketsiz…

“Yapma” diye omuzunu ısırdım. Canı yandı ama aldırmadı. “Bırakma… Lütfen… Devam et… Hadi…”

“Yalvar ulan kahpe… Sikmem için yalvar amına koduğumun kahpesi… Amına koymam için yalvar…” Gözlerimden yaş akmaya başlamıştı, yalvardım,

“N’olur… Devam et… Sik beni… Amıma koy benim… Erkeğim… Hadi… Pompala beni… Hadi aşkım… Lütfen… Sikini yediğim… Öldür beni zevkten… Hadi… Sikk… Sik ulan, sik beni…”

“Bana siktirceksin yalnız… Kocan olacak pezevenge vermiyeceksin… Bu amcığa benden başkası koymayacak. Bir daha beni yalvartmayacaksın kapında orospu… Anlaşıldı mı?”

“Tamam… Her şeye tamam… Söz…Hadi diyorum sana… Devam et… Sik beni aşkım… Senden başkası sikemez artık beni… Kocam bile… Hadi bir tanem… Yalvartma daha fazla, üzme beni bebeğim…”

Bir ayağım yerde, bir ayağım havadaydı o ana kadar… İki bacağımı alıp kucakladı beni, kaldırdı. Boynuna asılı, çengeli dibime kadar amıma girmiş vaziyette, kucağında hoplatmaya başladı. Evin içinde yürümeye başladı. Kucağında sike sike yatak odasına gitti, yatağa yatırıp sikmeye devam etti bacaklarımın arasında…

Dizlerinin üstünde duruyor, V şeklindeki bacaklarımın arasında kendine çekip bırakıyor, o şekilde sikiyordu beni… Üstümdeki geceliği de tutup yırtarak çıkardı. Vurdukça memelerim bıngıl bıngıl oynuyordu.

“Oh, allahım… Ohhh… Bu nasıl zevk? Ölüyorumm anacımm… Mmmm… Geçir erkeğim… Sik beni aşkım… Ooohhh…”

Bağırta bağırta sikti beni Cafer… Yarağının altında zevkten öldürdü dakikalar boyu… Mahvoldum… Sonunda içime boşaldığında ben ikinciyi bitirmiştim bile…

Yan yana yatakta yattık biraz… Kendime gelmeye çalıştım. Erkeğim zıplayıp kalkmış, giyinmeye başlamıştı bile… Ben de kalktım, sabahlığımı giyip kapıya gittik. Kapının arkasında dudaklarımı kemirdi, amımı avuçlayıp sıktı.

“Sözünü unutma” diyerek son kez hatırlattı.

Önce ben kapıdan başımı uzatıp etrafa bakındım, kimseyi göremeyince Cafer çıktı. Yarım aralık kapının arasından tekrar dudaklarımı öptü, bıraktı. Ben kapıdan bakarken o sessizce merdivenlerin başına gelmişti. Tam o anda karşı dairenin kapısı açıldı, Müzeyyen hanım… Dedikodu kumkuması karı… Lanet…

“Günaydın komşu…” dedi iğneli bir sesle… Bir bana baktı, saç baş dağılmış, sabahlığın yakasını çekiştiriyorum, memelerin yarısı, bacaklar meydanda… Bir merdivenlerde kaybolan Cafer’e baktı… Saniyeler içinde kaybolan erkeğimi görmüştü çoktan… Soğuk bir sesle,

“Günaydın” dedim ben de, kapıyı suratına kapattım.

Gidip kendimi yatağa attım. Dışarıya çıkıp kendini gösterene kadar, kapının dürbününden olduğu gibi seyretmiştir mutlaka bizi… Kapının önünde öpüşürken, Cafer beni mıncıklarken… Off… Bir parça zevk alabilmek, mutluluğu tadabilmek için hep bunu mu yaşayacaktım ben? Korkuyla… Ürkerek… Çekinerek… Yeter artık…

Kalktım, Cafer’i aradım. Durumu anlattım ona… Ağlıyordum sürekli… Hıçkıra hıçkıra…

“Aşkım… Senin evden çıktığını, kapının önünde yaptıklarımızı, her şeyi görmüştür mutlaka… Herkese anlatır bu kadın bizi… Aklıma gelen başıma geldi işte…” Sustum, hıçkırıyordum telefonda… “Sensiz yapamam ben Cafer…” dedim sonunda… “Sen olmadan ölürüm…” Bir an sessizlik oldu… Düşünüyordu besbelli…

“Kaçalım…” dedi sonunda… “Bir iki parça bir şey al yanına… Kimliğini al… Bana gel… Sikeyim anasını… Ben de sensiz yapamam… Dünya umurumda değil Güllü… Bırak gel bana… Gidelim buralardan…”

“Nasıl yani?” Gitmek mi? Çocuklar, benimkiler, onunkiler? Karısı? Benim kocam? Çevremiz… Bu kadar mı kolaydı bırakıp gitmek? Bu kadar mı kolaydı gemileri yakmak? Ne olacak, bu işin sonu nereye varacak?

Cafer’le sevişip evden gönderirken komşu kadına yakalandığımız o andan sonra hayat cehennem oldu. Cafer’i arayıp anlattım durumu, ağladım hüngür hüngür… Cafer durdu, durdu,

“Kaçalım…” dedi sonunda… “Bir iki parça bir şey al yanına… Kimliğini al… Bana gel… Sikeyim anasını… Ben de sensiz yapamam… Dünya umurumda değil Güllü… Bırak gel bana… Gidelim buralardan…”

Dediği gibi yaptık… Arkamızda birer eş, ikişer üçer çocuk bıraktık öylece… Arkamızda kaldı her şey… İş… Sorumluluklar… Benim ruhsuz kocam… Onun örtülü şişman karısı… Çocuklarımız…

El ele atladık gittik… İzmir garajına, ordan İstanbul otobüsü, Bursa’da indik. Tekrar bir minibüs, küçük bir beldede arabadan indiğimizde akşam olmuştu. Belde dışına yürüdük elimizde çantalarla… Bir evin kapısını çaldı. Çıkan adamla sarmaştılar. Asker arkadaşıymış. Beni de tanıştırdı adamla,

“Karım…” dedi. “Gül… Kaçırdım. Sana geldim toprağım…”

“Hoş gelmişsin yenge… Buyrun, başım üstüne…” dedi adam, içeriye girdik. İki gün kaldık orada, sonra iki göz bir ev tuttuk, arkadaşının verdiği fazlalık yatak, kırık dökük bir iki eşya…

Küçük Kasabanın Kahpesi (5), resim №2
İlk gece sabaha kadar uyutmadık birbirimizi… Bahçenin ortasında bir ev… Bağıra bağıra seviştik. O yer yatağı cennet gibi geldi bize… Sonraki geceler de… Erkeğimin koynunda uyumak… Öyle güzel geldi ki bana… Kimseden korkmadan… Bizi karı koca bilen insanların arasında, kimseden çekinmeden el ele, dudak dudağa yaşayabilmek… Kapımızı çekip istediğimiz gibi sevişebilmenin, istediğimizi yapabilmenin verdiği mutluluk…

Bir yandan haberler geliyor. Bulamasınlar diye cep telefonu kullanmıyoruz. Postaneden arıyorum tanıdıkları, arkadaşları, haber almaya çalışıyorum. Benimki gittiğimi anlayınca kıyameti koparmış önce… Çocuklar, komşular birer birer dökülmüşler, bildiklerini anlatmışlar.

Kocam sabah evden çıkınca hemen ardından eve damlayan arkadaşını, komşu amcayla yapılan sabah kahvaltılarını, oğlanın evde ikimizi yalnız yakalamasını, güpegündüz evimizden çıkan erkeği, kahvede okey oynadığı, çay ısmarladığı, içki içtiği can arkadaşının gidip karısını becerdiğini, hepsini öğrenmiş.

Çalıştığım yere gidip şefe anlatmış her şeyi, en ince detayına kadar, bir güzel seks hikayesi tadında boşanma dilekçesi yazdırmış. Ben onu en yakın arkadaşıyla aldatmışım da, sevgilimi eve almışım da, kaçarken evdeki paraların hepsini götürmüşüm de, oğlum şahitmiş, komşu şahitmiş de…

Bu arada yana yakıla beni arayıp dururken, her önüne gelene anlatıyormuş nasıl boynuzlandığını salak herif… İki tane erkek çocuğu var aptalın, gizle bazı şeyleri, kendine sakla birazını değil mi? O anlatıp durdukça annelerinin orospu olduğunu duymayanlar da öğreniyormuş sayesinde… Beni bulup vuracakmış, çocuklar için yapmıyormuş falan…

Bir gün çocukların sesini duyabilmek için evi aradım, kaynanam çıktı telefona… Nefret ettiğim tek insan… Evliliğim boyunca bana etmediği kötülük kalmayan kadın… Beni telefonda yakalayınca ağzına geleni söyledi. Bana çektirdiği tüm acının intikamını aldım o iki dakikalık görüşmede…

“Oğlum seni hanım yaptı. Köyden çıkardı, apartmanda yaşattı. Arabanız vardı, paran vardı. Herkes seni merak ediyor, neden bunu bize yaptığını… Rahat mı battı sana kaltak, elin beş paralık pazarcısına, çulsuzuna kaçtın orospu?” demez mi? Kendimi kaybettim,

“Ulan kaynana…” diye ağzımı açıverdim. “Sen oğlunun parasına bakacağına pantolonunu indir de bir bak bakalım, çükü kaç santimmiş? Kocanın altına yatıp oğlunu yaparken malzemeden çalmışsınız ulan… Beş santimlik pipisi vardı da ne diye benimle evlendirdin oğlunu, hayatımı kararttın?”

“Terbiyesiz…” diye araya girecek oldu, lafı ağzına tıktım. Neye uğradığını şaşıran kadına konuşma şansı vermiyor, makineli tüfek gibi saydırıyor, ağzıma geleni söylüyordum. Kendimi kaybetmiştim.

“Her şey para demek değil. Kadınlığımı yaşatmadı bana senin oğlun, bir güler yüz göstermedi. Ne güler yüz gösterdi, ne de adam gibi, erkek gibi sikti beni senin kıymetli oğlun…

Oh, iyi ki yaptım. İyi ki kaçtım. O beğenmediğin beş paralık pazarcının sayesinde amcığım bayram yaptı. Öküz oğlunun bamya gibi çükü yerine kol gibi yarak giriyor amcığıma… Ohhh… Erkek neymiş anladım artık… Safam olsun…”

Herhalde morarmıştır telefonun öbür ucundaki kaynanam… Suratına kapatıverdim telefonu… Orospu ha? Postanedekilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan, topuklarımı vura vura çektim gittim. İçim soğumuştu biraz…

Ve bir zaman geçtikten sonra… Küçücük bir yer… Herkesin tarlası tapanı var, işyeri yok, bizde meslek yok, iş yok… İkimiz de bakınıyoruz, yok yok… İş olmayınca para yok.

Günler geçtikçe yanımıza aldığımız para suyunu çekti. Bir ay sonra utana sıkıla parasının bittiğini söyledi. Bileziğimi verdim, gidip bozdurdu. Onun parası bitince bir bilezik daha… Kocamın turistlerden aldığı bahşişler, tin tin saklayıp biriktirdiği, çıkarken son anda zulasından aldığım üç beş dolarlar, avrolar da arkasından gitti. Bir iki ay da onlarla geçindik. Arkadaşı bizden züğürt, yardım isteyemedi.

Neyse… Kayınvaldeme “Para her şey değil kaynana” dedim o öfkeyle ama, seks de her şey değilmiş aslında… Biz iki kaçak sevgili, kaldık gerçeklerle baş başa…

Açlık sofuluğu bozarmış, bizim de aşkı bozdu. Tartışmalar, iğnelemeler, kavgalar hatta… Gece yatakta sevişmeler bitti, sırt dönüp küs yatmalar başladı.

“Siktir git” dedi sonunda bir gün… “Param için mi geldin benimle? İş yok işte, sen görmüyor musun? İş var da ben mi çalışmadım?”

“Senin paran vardı da, bende para yok muydu? Kolumdaki bileziklerim, evden habersiz aldığım dolarlarım gitti benim de…” dedim.

“Vayy… Öyle mi olduk şimdi?” dedi. Film koptu. Kapıyı vurup gitti. Gelmedi.

Onun yerine asker arkadaşı geldi. Ben kapıyı açar açmaz içeriye daldı davetsiz…

“Cafer yok mu yenge? Bir ihtiyaç var mı diye bakmaya geldim.” dedi. Dedi ama, gözleri fıldır fıldır, şeytan gibi bakıyor. Yok dedim, zor gönderdim. Akşamına kapı çalındı. Cafer diye koşup açtım, yine o adam… Gözleriyle soyuyor beni kapıda… Yine aynı soru,

“Bir ihtiyaç var mı?”

“Hayrola, pek sık gelmezdin sen böyle?” dedim. Bocaladı,

“Hayır yani… Cafer’in yokluğunda… İhtiyacın vardır diye…”

Cafer beni mi deneyip test ediyor? Kendisi yokken ne yapacağım diye mi bu adamı gönderiyor nedir? Yoksa bu adama anlattı her şeyi, bu salak da benden faydalanmayı mı kuruyor kendi aklınca? Ümüğüme çökmek mi istiyor? Bilemedim. Adamı gönderdim.

Kara kara düşünüyorum. Ne yapacağım şimdi ben? Elimdeki para üç gün ancak idare eder beni, sonra açım. Ev sahibi kira isteyecek yakında… Ertesi gün oldu, Cafer yine yok. Anlaşılan gelmeyecek artık… Çocuklar burnumda tütüyor geldiğimden beri, hasret bir yandan… Ağlamaktan gözlerim şişti.

Sabah kararımı verdim. Telefon açtım. Büyük oğlum çıktı. Sesimi duyduğuna o kadar sevindi ki… Ben de öyle… Ağlamaya başladım. Kocam aldı telefonu sonra, ağlamamı duymuş,

“Cafer gelmiş, buralarda dolaşıyor Güllü… Sen nerelerdesin? Bir başına ne yapıyorsun?”

Kem küm ettim, susup kaldım. Orospu çocuğu, kahpenin evladı, beni burda piç gibi bırakıp karısına gitmiş demek… Belki de arkadaşına pasladı beni, siksin diye…

“Gel…” dedi kocam… “Çocuklar seni çok arıyor…”

“Sen?” dedim. “Sen beni kabul edecek misin? Kötülük ettim sana…” Anasına söylediğim sözler geliyordu aklıma, kol gibi yarak yemelerim falan… Kadın oğluna hepsini bir bir söylemiştir mutlaka… Ama yine de gel diyor.

“Kötülük ettin, evet…” dedi. “Çok büyük kötülük ettin. Ama… Çocuklar da özledi. Gel artık…” Sustu, konuşmadı bir an… Sessizlik… “Çocuklarımın anası, benim karımsın… Boşama dilekçesi yazdırdım. Elim varmadı, gidip veremedim.”

“Biliyorum Hasan… Haberim var. Ama nasıl olur? Herkes biliyor…”

“Ben de özledim seni… Gel artık Güllü… Ne olduysa oldu. Her şeyi geçmişte bırakalım, unutalım. Gel…”

“Hasan…” dedim. Ezile büzüle… “Yol parası göndersene bana biraz… Ya da sen gel beni al buradan…” Evde ne varsa alıp gittiğimi yüzüme vurmadı, bileziklerimi takılarımı ne yaptığımı da sormadı. Biliyordu durumu, anlamıştı,

“Yarın patrondan avans alayım, postaneden yollarım sana, merak etme… Yeter ki gel sen…”

Eve döndüm, kapıda ev sahibi beni bekliyor. Orta yaşlı, iri yarı, körük çizme giymiş, kasketli, pala bıyıklı, kirli sakallı bir adam… Daha önce Cafer muhatap oldu hep, benimle konuşmazdı. Baştan aşağıya süzdü şöyle bir, yüksek sesle,

“Hanım, kocan yok mu? İki ay oldu kirayı getirmedi.” Gören var mı diye bakındım etrafa, rezil olmaktan bıktım artık,

“Gel, içerde konuşalım.” diyerek içeri aldım adamı… Belki acır, halden anlar diyerek paramın olmadığını, kocamın beni bırakıp gittiğini anlattım uzun uzun… Bir yandan bakıyorum, bunun da gözü göz değil. Hiç acıyacak göz yok adamda… Durmadan beni süzüyor, gözü diz üstü eteğimde, memelerimde, bacaklarımda dolanıyor hep… Eteğim de bir kısa ki… Ne kadar çekiştirsem, adamın aç gözlerine ziyafet bacaklarımın görüntüsü…

Küçük Kasabanın Kahpesi (5), resim №3
“Yarın memleketten para gelecek. Yarın onunla öderim kiranı, merak etme…” dedim.

“Gece kaçmayacağını nerden bileyim senin…” dedi kaba kaba… Elini pantolonun önüne götürmüş. Orman ayısı… Nerden içeri aldım bu ayıyı bilmem ki… Hay aptal kafam… Hata üstüne hata… Niyeti bozmuş bu adam…

“Nasıl inandırayım peki? Ne yapmamı istiyorsun?” dedim. Ayağa kalktı, yanıma geldi. Çizmeler ayağında, tok tok ses çıkarıyor. Sedirde oturuyorum, önümde dikildi.

“Senden ille de para isteyen yok güzelim…” dedi. “Anlaşırız… Sen parasız evimde kaldın, ben de sende kalayım bu gece, bir aylık kirayı düşelim… ”

“Yapma bunu bana…” diye yalvardım. Çaresizdim. Yanıma oturup sarıldı. Yanaklarımı dudaklarımı öpmeye çalışıyordu. Limon kolonyası kokuyordu adam… Hazırlık yapmıştı anlaşılan, traş olmuş, süslenmiş gece için… “Yapma… Evliyim ben, kocam var… Yarın gelecek.” Uzaklaştırmaya çalıştım, gücüm yetmedi. Kollarından kurtulamadım.

“Boşuna çırpınma güzelim…” diye homurdandı adam… Çekti kucağına oturtuverdi beni… Bacaklarımı okşuyordu…

“Kocam dediğin adam dostun senin… Giderken asker arkadaşına anlatmış her şeyi… Asıl kocanı, çocuklarını bırakıp bununla kaçmışsın yarak sevdasına… Onda olan bizde de var sultanım… Hele bırak kendini… Biraz da ben sikivereyim seni güzelim… Ne kira isterim senden, ne muhtaç ederim… Ohhh… Bal kaymağım benim… Yerim seni ben…”

Küçük Kasabanın Kahpesi (5), resim №4
Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Piç Cafer… Allah bilir bu adama satmıştı beni… Satılık orospu gibi bırakıp gitmişti bu adamlara… Seviyorum dediği kadınını… Pezevenk… Kahpe dölü…

Yapacak bir şeyim, umarım yoktu. Bu gece bir aylık ev kirasına karşılık bu adamın altına yatacaktım çaresiz… Zaten hayır desem tecavüz edecek, adamın gözü dönmüş. Bu kadar da büyütmeye gerek yok diye düşündüm. Alt tarafı yabancı bir erkeğin sikini yiyecektim. Sanki bugüne kadar Cafer’le yaptığımdan ne farkı var ki… Orospunun tekiydim ben… Bir an önce olsun bitsin bari…

“Lanet olsun. Peki, tamam…” dedim. “Dur yatağı sereyim de, adam gibi yap bari…”

Yer yatağını serdim ortaya… Elbisemi çıkardım yavaş yavaş düğmelerimi açarak… Gözleri parlıyor, sikini okşaya okşaya soyunmamı seyrediyordu oturduğu yerden… Ben de ağırdan alıyor, karşısında striptiz yapıyordum. Elbiseyi çıkardım. Beyaz kombinezonumu da sıyırdım. Sütyen külot kaldı.

“Çıkarayım mı bunları da, ister misin?”

“Hee… Çıkar hele…” dedi. Sütyeni çıkardım, memelerim fırlayıverdi. “Ohhh…” diye inledi herif… “Pek de güzelmişsin kız… Akça pakça… Maşallah… İlik gibisin anam avradım olsun…” Külodumun beline parmaklarımı takıp kıvıra kıvıra çıkarırken sordum,

“Senin avrat böyle değil mi? Elin karısına göz koyuyorsun, sikicem diye tutturuyorsun.”

“Nerdee… Bizim avradın memeleri göbeğine değiyo, göbeği ondan önce gidiyo… Gece lambayı söndürmeden altıma yatmaz. Senin gibi avradım olsun, bi milyar borcum olsun, yavrum benim… Offf… Şu kaymak gibi amcığa bak… Mis gibi…” Orospuluğu ele aldım ben de iyice…

“Hadi sen de soyun bari… Karşıdan mı bakacaksın hep? Ben de senin sikini göreyim bakayım, nasılmış?”

Kalktı, üstünde ne varsa bir çırpıda soyunup sedirin üstüne attı. Altındaki içliği çıkardığında kalkmış siki ortaya çıktı. Yine hatırı sayılır bir aleti vardı adamın…. Fena değildi doğrusu… Yanına gidip kasketini başına taktım tekrar… Körüklü çizmeleri işaret ettim,

“Şunları da giysene ayağına… Öyle sik beni…” dedim. Güldü,

“Fantazi ha? Tamam…” dedi. Çizmelerini giydi tekrar… Biraz komiğime gitti önce, sonra içim kabardı. Yanına gidip sarıldım. Çıplak bedenlerimiz birleşti. Siki karnıma battı. Pala bıyıkları da boynuma… Öpüştük biraz… Sonra sedire doğru ittim adamı, oturdu. Başında kasket, ayağında körüklü çizme, kasıklarında sertleşmiş siki… Fazla uzun değil ama, kalın… Değişik…

Önünde diz çöktüm. Bacaklarının arasına girdim. Kalın aleti elime alıp şöyle bir okşadım. Taşaklarıyla tartar gibi yaptım.

“İyiymiş…” dedim. “Kalın kalın… Tam bana göre…”

“İyidir…” dedi o da… “Karıları bağırtır bu, can yakar…”

“Bakalım, görücez…” dedim, eğilip yalamaya başladım sikini… İnledi. “Senin karı bunu yapmıyordur sana…” dedim yalarken…

“Nerdee?” dedi inleyerek… “Karşıdan görse abdes almaya koşar. Bırak eline almayı, yalamayı…”

İyice yaladım, parlattım sikini… Ağzımın içine alıp emdim, inlettim. Sonra kalktım, kucağına oturdum sırtımı dönüp… Dizlerine tutunarak kalçalarımla okşadım aletini biraz… Bacaklarımın arasına girdi sokmadan… Döndüm, boynuna sarıldım, kucağına tırmandım. Memelerimi ağzına verip emdirdim uçlarını… Bu arada sikinin üstüne oturmaya başladım.

“Ohhh… Hakkaten kalınmış…” dedim. “Baya kalın… Zor giriyor içime…” Yamyam gibi saldırıyordu memelerime… “Yapma…” diye tersledim. “Sakın çürüteyim deme… Asıl kocama gidicem yarın… Çürük görmesin bir yerimde…”

Cevap yerine homurdandı ayı… Pala bıyıklarını gerdanıma sürte sürte memelerimin uçlarını emdi vantuz gibi… Zevk almaya başlamıştım. Bu arada gazoz şişesi gibi kalın aleti içime almayı başarabilmiştim. Oturup kalkmaya başladım.

“Ohhh… Senin de amcığın daracıkmış be gülüm… Çok güzelmiş… Oh orospum… Ne de güzel sikişiyosun… Ahhh…”

“Evet, güzel sikişirim ben…” dedim oturup kalkarken… Sularım süzülüyordu kalın yarak amıma girip çıktıkça… “Hem zevk alırım, hem zevk veririm. Yaşamaya geldik dünyaya… Zevkler tatmaya… Hadi, yatağa gel, sen sik beni biraz da…”

Kucağından kalkıp yer döşeğine yattım sırt üstü… Bacaklarımı açıp bekledim. Tepeme dikildi, elindeki ıslak sikini okşaya okşaya bana baktı. Kasketiyle, çizmeleriyle hoşuma gitti. Ellerimi uzattım,

“Gel…” dedim. “Sik beni… Çizmelerinle sik…” Hemen geldi, tekrar girdi içime… Pompalamaya başladı. Beline bacaklarımı sardım. Boynuna kollarımı… Başındaki kasketi fıydırtıp attım, dudaklarını öptüm. Pala bıyığı izin verdikçe tabi… Fazla dayanamadı ağa, bacaklarımın arasında kasıldı, boşalmaya başladı.

Bitince yanıma uzandı, kendine gelmeye çalıştı bir zaman… Ben boşalmamıştım. Biraz izin verdim dinlenmesi için… Sonra eğilip pörsümüş sikiyle uğraşmaya başladım. Ağzımın içinde canlandı yılanı… Taşaklarını okşaya okşaya iyice sertleştirdim.

Sonra da kucağına tırmandım. İçimden akan döller kasıklarına süzülüyordu. Aldırmadan sikinin üstüne oturdum. Döllerin kayganlığı sikinin girmesini kolaylaştırıyordu. Sonunda kalın aletin tamamını aldım içime, oturup kalkmaya başladım.

Belki yirmi dakika uğraştım üstünde… Onun da gelmesini bekliyordum. O kasılırken ben de kendimi koyverdim artık… Bağıra bağıra orgazmın kollarına bıraktım kendimi…

“İster misin bir daha?” dedim yanında yatarken…

“Yok, sağol, yetti bu kadarı…” dedi. “Orospulara da çok gittim bu yaşa kadar ama, senin gibi sikişenine rastlamadım. Çok güzeldi. İliklerimi sıyırdın valla…”

“Ödeştik mi şimdi ağam? Kira borcu bitti mi?”

“Bitti lan kahpem, bitti… Kira borcu laf mı, sana ev feda olsun yavrum. İstediğin kadar otur.” Pala bıyıklarını sürte sürte somurdu dudaklarımı… Sonra da kalktı, giyindi, çıkıp gitti.

Küçük Kasabanın Kahpesi (5), resim №5
Tavandaki çıplak ampulün çiğ sarı ışığının altında yatakta uzanmış yattım bir zaman, öylece, yorgun argın… Duşa gittim kalkıp, banyo yaptım. Çıkıp saçlarımı kuruluyordum baş havlusuyla, pencereye vuruldu.

“Ayyy…” diye bir çığlık attım korkuyla, baş havlusuyla çıplaklığımı örtmeye çalıştım, ne kadar örtebilirsem… Kasıklarımı örtsem memelerim açıkta kalıyor, onları örtsem üçgenim meydana çıkıyor.

Cafer’in asker arkadaşı pencerede… Sırıtarak bakıyor. Çekildi sonra, kapı vuruldu bu kez…

“Git başımdan…” diye bağırdım hırsla…

“Aç şu kapıyı…” diye seslendi. “Yoksa kırar girerim içeriye… Bir saattir penceredeyim, sizi seyrettim. Aç kapıyı…”

Çaresiz dediğini yaptım, gidip kapıyı açtım. İçeriye girip kapattı hemen… Ağzı sulanarak bana bakıyordu, çıplaklığıma… Islak saçlarımla, çırılçıplak bedenimle nasıl iştah açıcı görünüyorsam gözüne…

“Ne yani?” dedim. “Sen de mi istiyorsun?”

“Evet… Ben de istiyorum. Seni pencereden dikizledim bir saattir, nasıl sikiştiğini seyrettim. Taşaklarım şişti. Patlamak üzereyim.”

“Hani asker arkadaşlığı? Yenge yenge demeler? İnsan arkadaşının karısına sarkar mı?” diye çıkıştım. Sanki aylar boyu kocasının arkadaşıyla sikişen ben değilmişim gibi…

“Birincisi siz karı koca değilsiniz. İkincisi seni defterden sildi artık o… Üçüncüsü…”

Durdu, beni seyrediyordu hayran hayran… Önündeki kabarıklığı okşadı bastırmak ister gibi… Güzellik, seksilik başa bela anasını satayım. Beni gören her erkeğin siki kalkıyor işte, aklına sikmekten başka bir şey gelmiyor. Beğenilmek, istenmek de güzel aslında ama…

“Eee? Üçüncüsü?” Yanıma geldi, elimdeki minicik baş havlusunu alıp fırlattı. Ellerimden tutup şöyle bir çıplaklığımı seyretti…

“Üçüncüsü… Öyle güzel karısın ki… Öyle sikişkensin ki… Sikişmene de gerek yok. Önümde yürüsen yeter… Her yerin ayrı oynuyo senin… Bıngıl bıngıl kalçalarınla, koca memelerinle adamı bitirirsin yavrum…” Güldüm ister istemez,

“Ne yapayım canım? Allah böyle yaratmış işte…” dedim.

“Yaratmış evet… Tam yaratmış… Güllü… Hani sen arkadaş karısı diyosun ya… Ulan değil arkadaş karısı, bacım olsan sikerim seni… O derece… Hastayım sana… Cafer ilk getirdiği günden beri hastayım kız kahpe… Bi kere sikmeden bırakmam seni, ölürüm senin için…”

Güldüm. Yanına gidip sarıldım. Çırçıplak bedenimle onun kollarının arasına girdim. Ayaklarımın üstüne yükselip dudaklarını öptüm.

“Ölmene gerek yok…” dedim. “Madem çok istiyorsun… Geldiğimizden beri o kadar iyilik ettin bize… Bari borcumu böyle ödeyeyim sana… Her ne kadar sen arkadaşının emanetine ihanet etsen de… Soyun hadi… Sen de sik beni… Asker arkadaşının kapatmasını sen de sik…”

Yatağa uzanıp o gecenin ikinci sikicisini bekledim bacaklarım ayrık… Soyunup geldi. Bunun da ince, fakat uzun bir siki vardı. Amımı yalayıp ateşlendirdi bir süre, sonra da o uzun inceyi amıma soktu. Gidip gelmeye başladı.

Ah orospu Güllü ah… İçine yarak girdi mi, kimin diye bakmıyordu hiç… Kaçıncı bu demiyordu. Yine ıslanmış, sulanmıştı. Yağ gibi kayıyordu içimde… Diplerimi diplerimi okşuyordu uzun sikinin başı… İnledim zevkle,

“Ohhh… Güzell…” Kalçalarından tutup kendime çekiyordum. İnip kalkıyordu kalçaları. Sertti. Kaslıydı. Üstümdeki üçgen vücuduyla, pazularıyla göz dolduruyordu.

“Hoşuna gitti mi?” diye sordu. “Güzel sikiyor muyum?” Boynuna sarıldım,

“Evet canım… Güzel sikiyorsun… Arkadaşının siki hayvan gibiydi. Canım yanıyordu her seferinde… Senin sikin başka… Zevk veriyor, sadece zevk… Ooohhhh…”

“Biliyorum…” dedi. “Çok karı siktik beraber askerdeyken… Çarşı iznine çıkar, karı kız tavlardık. O önden girerdi, ben arkadan… Onun kalın alet ön tarafı doldurur, benim ince yarak kadınların göte daha rahat girerdi. Kadınları zevkten öldürürdük ikimiz beraber…”

“Bak sen yaramazlara…” dedim. Aklıma düştü sonra, “Benim arkam hala kız oğlan kız, biliyor musun?”

“Gerçekten mi? Hiç götten yemedin mi?”

“Hayır, ayıp dedim, günah dedim, sikin kalın dedim, yemedim hiç… Sen madem ustasın, hallet şunu… Ben de tadını alayım” İçimden çıktı,

“Domal canım, seni götünden de sikeyim…” Talimatını yerine getirirken,

“Terbiyesiz” diyerek güldüm arsız bir orospu gibi… “Nazik ol biraz…”

Usta işini yaptı. Götümün deliğini yaladı, kremledi, tükürükledi, alıştırdı iyice, sonra da kızlığımı bozdu. İnce uzun alet cop gibi arkama girerken canım yandı yine de… Eee, ilk defa arkamdan alıyordum. Hoşuma gitti. Elleriyle kalçalarıma yapışmış, yavaş yavaş giriyor, yavaş yavaş çıkıyordu… Sikini bir bilezik gibi saran büzüğümden zevk alıyordum. Girmesi de, çıkması da uzun sürüyor, o uzun temasın verdiği zevk inletiyordu beni…

“Sen de amcığını parmakla bir yandan…” dedi. “Bızırını okşa… Daha çok zevk alırsın.”

Doğruymuş. Önümden arkamdan aldığım zevk bitirdi beni… Kasılmalar başladı. Ben kasılırken sikini sağmalarıma dayanamadı, o hızlandı, döllerini içime püskürttü.

Sabaha kadar sikti beni asker arkadaşı… Alacakaranlıkta kapıdan dışarıya süzülürken horozlar ötmeye başlamıştı. Bense yatakta serilip kalmıştım yorgunluktan, uykusuzluktan… Sikilmiş, bitmiş…

Orospuydum ben… Kocam beni bu halimle, en yakın arkadaşıyla boynuzlayıp kaçan karısını yine de kabul etmişti. Başka erkek olsa bırak kabul etmeyi, çekip vururdu. Bense, onun bu iyiliğinin üstüne bir gecede iki erkekle sevişmiştim. İki değişik yarak yemiştim bir gecede…

Neyse diye düşündüm yattığım yerde… Bunlar da bir hatıra kalır bana… Kocam bamyasıyla beni sikerken bu geceyi anarım ilerde…

Cafer’in kalın siki, ev sahibinin çizmeleri, asker arkadaşının copu… Kendimi avuturum bu anılarla, yaşadığım zevklerle… Uzun, yalnız gecelerimde mastürbasyon yaparken, hayal kurarken… Nasıl dibime kadar sikildiğimi hatırlarım…

Kocamın bamyası…? Offf… Neler bekliyor beni acaba?

Bir gecede iki erkekle sevişmenin yorgunluğuyla saatlerce uyumuşum. Gözlerimi açtığımda vakit öğleni geçmişti. Cep telefonu ısrarla çalıp durmasa belki daha da uyuyacaktım. Uyku mahmurluğuyla elimi uzatıp telefonu aldım, ekrana baktım, kocam arıyordu.

“Hasan?” dedim.

“PTT havalesi gönderdim, gidip al. Çocuklar seni bekliyor, ufaklık her gün anne diye ağlıyor…” dedi. Kısa… Soğuk… Küskün… Kırgın… Kapattı telefonu… Öylece baktım, kaldım.

Ne yapmalıydım? Gitsem mi? Başka seçeneğim yok ki… Gitmem şart… Ekonomik durumum felaket… Böyle giderse yaşayabilmek adına, zevk için değil, para karşılığı seks yapan profesyonel orospu olacağım buralarda…

Diğer yandan çocukların özlemi bitiriyor beni, içimi kemiriyor… Peki gidince ne olacak? Neler yaşayacağım? Başıma neler gelecek? Kocama güvenebilir miyim? Beni nasıl karşılayacak?

Sorular… Sorular… Cevapsız sorular… Sonunda kararımı verdim. Kalkıp hazırlandım. İki parça çamaşırımı küçük çantaya koyup kapıyı kapatırken son bir kez baktım. Evime… Bir puştun kapatması olarak kaç ay geçirdiğim iki göz eve… Kırık dökük toplama eşyalarla dolu, harap görünümlü evime…

Yine de çok mutlu anlarım da olmuştu bu evde… İlk zamanlar benimle ilgilenen, sevişen gerçek bir erkekle geçirilen geceler, gündüzler hatta… Bağıra bağıra sevişmelerimiz, kendimizi kapıp koyverdiğimiz… O zamana kadar hiç tatmadığım değişik zevkler, bilmediğim seks oyunları, yeni beceriler…

Gözlerim yaşardı, kapıyı kapatıp çıktım. Ağlaya ağlaya postaneye gittim. Gidene kadar sakinleşmiştim. Kocamın gönderdiği havaleyi çekip garajın yolunu tuttum. İlk otobüse atlayıp İzmir’e, evime gitmek üzere yola çıktım.

Tüm yol boyunca endişeler, düşünceler beynimi kemirip durdu. Beni bekliyorlar mıydı? Ailem, komşular, çocuklarım, kocamın ailesi… Olanlardan sonra beni nasıl karşılayacaklardı acaba? Yüzlerine nasıl bakacağım? Ne diyeceğim onlara, ne anlatacağım?

Akşam saati kasabanın garajında mola veren otobüsten indiğimde kocam karşı kaldırımda dikilmiş, bana bakıyordu. Elimdeki çantayla kalakaldım. Aramızda geniş cadde, karşılıklı bakıştık.

Ne kadar sürdü bakışmamız, bilmiyorum. Sonra yavaş yavaş yolu geçip yanıma geldi Hasan… İfadesiz bir yüzle bana bakıyordu. Kıpırdamadan, donuk yüzüyle… Elini uzattı, hoşgeldin diyecek zannettim, tokalaşacak diye düşündüm. O telefondaki soğuk, uzak sesiyle,

“Çantanı alayım, çocuklar evde, seni bekliyorlar…” dedi. O beklemiyormuş, çocuklar bekliyormuş. Çantayı verdim, yan yana, iki yabancı gibi yürüdük eve giden yolda… Gözümde güneş gözlükleri, başım yere eğik, yarım adım gerisinde, takip ettim kocamı… Konuşmadık hiç… Eve geldik.

Çocuklarımla hasret giderdim ağlaya ağlaya… Öyle özlemişim ki onları… Öpüştük, koklaştık… Uyku saatleri geldi, gidip yatırdım onları, öpe öpe, koklaya koklaya…

Salona döndüm sonra… Hasan koltukta oturmuş, öylece bakıyordu bana… Hiç sesini çıkarmıyordu. Bana da karşısındaki koltuğa oturmak düştü, sessizce gidip oturdum.

Dakikalarca oturduk. Bir kelime söylemeden… Yere bakarak…

“Konuşsana Hasan…” dedim sonunda…

“Ne konuşayım Güllü?”

“Konuş işte… Bir şeyler söyle… Bağır, çağır… Küfür et, orospu de, fahişe de… Konuş… İçindekini dök bana, ben de bileyim.”

“Yapamam, sana öylece orospu diyemem ben…” Sesi üzgün çıkıyordu. “Çok üzdün beni, kahrettin, mahvettin. Ama yine de kem söz diyemem sana… Dilim varmaz. Çocuklar var, çocuklarımız…”

“Keşke çocukları daha önce düşünseydin be Hasan… Şimdi dilin varmıyor ama… Ben gittikten sonra herkese anlatmışsın neler yaptığımı, en incesine kadar… Herkes öğrenmiş benim orospu olduğumu… Bilmeyen kalmamış…”

“Ne bileyim Güllü… Anlattım evet… Yaram sıcaktı daha, ne yaptığımı bilemedim. Affet beni… Boşanma dilekçesi yazdırdım, elim varıp dava açamadım. Hep bi ümidim vardı dönersin diye… Döndün işte sonunda…”

“Sen de beni affet Hasan… Çocuklar için değil, kendin için affet… Sana yaptığım her şey için, seni üzdüğüm için affet…” Elini salladı,

“Biraz zaman ver bana Güllü… Zaman her şeyin ilacıymış, biraz zaman ver. Yaram biraz soğusun. Acım azalsın.”

Beni yatak odasına gönderdi sonra, tek başıma… Kendi salonda yattı. Gecenin sessizliğinde birbirimizi dinledik. Uykuya daldığını soluk alışverişlerinden anlayabiliyordum. Bir kaç saat uyku tutmadı, döndüm durdum. Neden sonra uyuyup kalmışım.

Küçük Kasabanın Kahpesi (6), resim №2
Evden çıkmadım bir zaman… Hasan işine gitti geldi, çocuklar okula… Ben evde pinekleyip durdum. Benimkiler geldi bir hafta sonra, geldiğimi öğrenmişler… Anam, kız kardeşim… Bağrış, çığrış, sarıldık, ağlaştık. İki hafta oldu geleli, aynı monoton hapis yaşamı devam etti. Bir akşam üzeri,

“Hadi hazırlan, dışarı çıkalım Güllü…” dedi kocam. “Hava al biraz… Hep evde, hep evde… Zindana girmiş gibisin. Hasta olacaksın.”

“Olur mu Hasan? Etraf… Çıkmak istemiyorum, böyle iyiyim ben…”

“Olur olur… Kocanım ben, kime ne? Hadi, çıkalım…”

Giyinip hazırlandım, dışarıya çıktık. Kolunu uzattı, koluna girdim. Salına salına dolaştık kasabanın içinde, çarşıyı gezdik. Bizi tanıyanların meraklı bakışları tek tük, ayıplarcasına… Umursamadım. Kocamın koluna daha bir yapıştım, sımsıkı… Başını çevirip baktı, anlamıştı. Elimi okşadı.

“Aldırma… Pabuç bırakma, dik tut başını…” dedi sadece…

Dönerken Hasan rakı aldı bakkaldan, eve gelince meze hazırladım. Oturup içti bir kaç kadeh… Eskisi gibi sakilik yaptım, karşısında oturdum.

Son kadehten sonra gözünü bana dikti. Geldiğim günden beri, bunca zamandır eli elime değmemişti, ayrı yatıyorduk. Kalkıp masaya, yanına gittim, boşalan kadehine tekrar rakı, su koydum. Yanı başımda oturuyordu kadehini ayarlarken, çok yakındık birbirimize, bir karış yoktu mesafe…

Ürperdim. Belime sarılsın, kucağına oturtsun istedim içten içe… Sevsin, okşasın… Yapmadı. Sadece yan dönmüş, bana bakıyordu suskun suskun… Yanındaki sandalyeyi çekip oturmamı işaret etti, oturdum. Eteğim kısaydı her zamanki gibi, çekiştirdim ama, bacaklarım açıkta yine…

“Neden Güllü?” dedi en sonunda…

Beklediğim soruyu sordu. Cevabı iki kelime değildi ki bu sorunun… Anlatmaya başlasam roman olur. Sevgisizlikten, ilgisizlikten başlasam, seks hayatımızdan çıksam ne fayda… Başım eğikti hala,

“Ne bileyim Hasan? Oldu işte… Nasıl anlatayım sana… Sanki damlaya damlaya birikti, patladı bir yerde her şey… Bent taştı, sel oldu, yıktı gitti…”

“Anama anlatmışsın bir şeyler, telefonda…” Ah… Şu kaynanama ayar verdiğim telefon konuşmamız… Elbet, hesabını vermeliydim söylediklerimin…

“Evet, konuştuk işte karşılıklı, öfkeyle, kırdık birbirimizi…” Kadehinden koca bir yudum çekti, Kadehi bana uzattı. İçmemi istiyordu. Eskisi gibi reddetmedim. Uzattığı kadehi elime aldım, ağzıma götürüp bir koca yudum rakı da ben içtim. Boğazımı yakarak inen rakının acısıyla yüzümü buruşturdum. Elini uzattı, saçımı okşadı,

Küçük Kasabanın Kahpesi (6), resim №3
“Telefonda anama Bamya demişsin benim sikim için… Ufacıkmış. Caf…” Sustu, adını söylemekten bile kaçınıyordu Cafer’in…

“Beraber gittiğin adamın siki… Kol gibiymiş? Kadınlığını yaşamışsın onun yanında…? Amcığın bayram yapmış…”

Çaresizce mırıldandım,

“Hasan, açma artık bunları… Oldu bitti, geçti gitti…” diyebildim. İç geçirdi,

“Hiç aklımdan çıkmıyor ki Güllü…” dedi ağlamaklı bir sesle… “Kara kara düşünüp duruyorum. Hani, bamya diyorsun ya… Keşke elimde olan bir şey olsa… Tutup uzatamam ki ben bu laneti… Bu, bu kadar işte… Benim suçum ne Güllü?”

Birer yudum rakı daha içtik. Saçımı okşayan elini tuttum.

“Hasanım… Bırak artık…. Şu anda yanımda sen varsın. Düştüğüm yerden elimi tutup sen kaldırdın. Öbürü, insan zannettiğim, erkek adam zannettiğim, çukurun dibine bıraktı beni yapayalnız, tekmeledi.” dedim. “Sen olmasan…”

“Nasıl kıyar sana Güllü?” dedi titreyen sesiyle… “Bu güzelliği nasıl bırakır gider insan?”

Saçımı okşayan eli boynumdaydı şimdi… Tüy gibi okşuyordu. Gerdanıma indi, parmaklarının tersiyle dolaştı bluzumun dekoltesinde… Askılı bluz vardı üstümde, omuzlarımı, sırtımı okşuyordu bebek okşar gibi, incitmekten korkarak… Kadehi kaldırıp dipledim. Başım dönüyordu.

“Hasan…” diyerek yutkundum. Sandalyede oturduğu yerde bana doğru döndü yönünü…

“Güllü…” dedi kısık sesle… Elleri göğüslerimde dolandı. Sıkar gibi yaptı. “Ohhh…”

Zevkle inledim. Belime indi, kalçalarıma… Eteğimin üstünden okşaya okşaya dizlerime kadar geldi. Sonra tekrar yukarıya çıkmaya başladı on parmağıyla iki bacağımda… Yavaş yavaş… Eteğimin altına girdi parmakları… Bacaklarımın içlerini okşadı. Tekrar,

“Hasan…” diye fısıldadım. O da aynı tonda,

“Gülüm…” dedi.

Küloduma ulaştı parmakları… Sandalyeden kalkıp önümde diz çöktü aniden… Yüzünü bacaklarımın arasına gömdü. Sıcak nefesi bacaklarımdaydı. Küçük Güllü kocamın nefesini hissedince anında uyanmıştı, her zamanki gibi ıslanmaya başladı. Kucağımda duran başını okşadım. Parmaklarımı saçlarının arasından geçirip çekiştirdim konuşmadan…

“Gülüm… Ben sensiz yapamam… Asla… Burası senin evin… Gitme bir daha, beni bırakma… Ne istersen yaparım. Sen ne istersen yapabilirsin.” Başını kaldırıp gözyaşı dolu gözlerle baktı bana… Gözünden akan yaşlar bacaklarımı ıslattı. Koca adam ağlıyordu.

“Ne istersen yapabilirsin diyorum sana…”

“Yapma Hasan…” dedim saçını okşarken… Bir yandan neden bahsettiğini anlamaya çalışıyordum. Ne istersem yapabilir miyim? “Ağlama…”

“Öyle Güllü… Ne istersen… Valla… Köpeğin olurum senin… Bırakma beni… Söv, döv, bir hatam olursa… Hatta… Ben… Ben az geliyorsam… Sana yetmiyorsam…” Sustu, başını kaldırıp yüzüme baktı. Merakla bekliyordum. Nereye gidiyordu bu konuşma böyle? Gözünün yaşını kuruladı, devam etti.

“Ne istiyorsan diyorum Güllü… Anla işte…”

“Nasıl yani? Ne demek istiyorsun Hasan?”

“Offf… Söylemesi düşünmesi kadar kolay değilmiş. Hani bamya diyorsun ya benimki için…”

“Eeee…?”

“Doymazsan… Benim bamya seni doyuramıyorsa… Canın büyüğünü, daha kalınını isterse… Hani, kol gibi dediğinden… Serbestsin. İstediğin gibi seviş, sikiş başkasıyla… Yeter ki sen mutlu ol. Seks için canını sıkma. Ama gitme bunun için… Beni bırakma… Sakın…”

Küçük Kasabanın Kahpesi (6), resim №4
Şaşırıp kalmıştım. Ağzım açık bakıyordum kocama… Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunda jeton düşmüştü.

“Delisin sen…” dedim gülerek… Eğilip saçlarını öptüm. Okşadım. O da saçımı okşayan elimi okşadı. Avucumu çevirip içlerini öpücüklere boğdu.

“Oh benim güzel karım… Deliyim. Senin için deliyim ben…”

“Aptal şey… Dediğini yaparsam kıskanmayacak mısın beni? Benim başkasına gitmeme izin mi vereceksin yani?” Hala ellerimi öpüyordu sürekli…

“Çok düşündüm Güllü. Bilmiyorum. Belki ilk başta burulurum, kıskanırım belki de… Ama… Seviyorum seni be kadın… Anlasana beni… Senden ayrılamam, ölürüm diyorum sana… Yeter ki sen mutlu ol…”

Sustu. Yüzüme bakıyordu. Ne söyleyeceğini, nasıl söyleyeceğini tartar gibiydi. Ben de susup konuşmasını bekledim.

“Başkasına gitme meselesine gelince… Öyle değil de… Senin gitmeni istemiyorum. Bin türlü tehlike var dışarıda… Bir şeyler düşünelim. Sen gitme. Başkası, başkaları sana gelsin. Buraya, evimize… Ne yapacaksan burada yap. Evimizde seviş onunla…”

Küçük Kasabanın Kahpesi (6), resim №5
Nerdeyse gözlerim yaşaracaktı benim de… Bunca yıllık kocam bana olan sevgisini ilk defa bu kadar belli ediyordu. İlk defa beni sevdiğini söylüyordu açık açık… Hem de ne sevgi… Beni, sevgili karısını bir başka erkekle paylaşmaya razı olmuş vaziyette… O derece…

Hala önümde diz çökmüş, başını kucağıma koymuş vaziyette duruyordu. Bacaklarımı araladım. Kirli sakalları batıyordu bacaklarımın arasına… Cafer olsa çoktan külodumu çıkarıp diliyle amımı yalamaya, emmeye başlamıştı.

İki haftadır özlemiştim o tadı, o zevki… Alışmıştım fena halde… Yaşamalıydım. Şimdi de tatmalıydım. Saçlarından tutup biraz yukarıya kaldırdım başını… Uysal bir kedi gibi uydu bana…

Sandalyede doğrulup kalçamı kaldırdım, külodun yanlarını tutup aşağıya sıyırdım. Eteğimi yukarıya çekip yerime otururken külot dizlerimden ayak bileklerime kaymıştı bile… Sandalyenin iyice ucuna kayarak ayaklarımı iki yana açtım.

Önümde diz çökmüş, parlayan gözlerle bana bakan kocamın başını tekrar kucağıma çektim. Yüzü, ayrık bacaklarım sayesinde kadınlığımla karşı karşıya kalmıştı.

“Hasan…” dedim. “Öp beni…”

“Peki…” dedi sadece… “Sen ne istersen…”

Hiç yapmamıştık bunu kocamla… Amımı yalamamıştı hiç… İlk kez yapıyordu. Dudaklarıyla öptü dışından, kenarlarından… Sol elimi araya sokup am dudaklarımı ikiye ayırdım, sağ elimle saçlarını tutup kendime çektim. Ağzını kendime yapıştırdım iyice… Sıcak dudaklarının teması bitirmişti beni…

Artık kocamın benim için ne düşüneceğini, ne diyeceğini umursayacak halim kalmamıştı. Azgınlığım tavan yapmıştı iyice… İstediği kadar “Orospu neler öğrenmiş iki ayda?” diye düşünsün. Zaten kendisi başka erkekle sevişmeme izin vermedi mi?

“Ohhh… Hasan… Öp… Benimle öpüşür gibi yap… Öpüş… Dudak dudağa öpüş onunla Hasan… Ooohhh… Yala… Amımı yala… Her yerini dille… Yala kocacım….”

Yüzüme baktı şöyle bir… Gözlerimle yalvardım adeta… Nasıl istediğimi gördü. Başını eğip dudaklarını amıma yapıştırdı sonra da… Emdi, emdi, yaladı, yaladı… Ben boşalana kadar durmadı hiç… Dili, dudakları çalıştı sürekli… Kasılmaya başladığımda bile bırakmadı yaptığı işi…

“Aahhh… Geliyorum… Bitirdin beni Hasan… Ooohhh… Dilin bitirdi beni kocam… Ooohhhh…” diye diye, inleye inleye, saçlarını çekiştire çekiştire orgazm oldum. Dakikalarca…

Başını kaldırıp beni izlediğinde bile hala kasılmalarım ara ara devam ediyordu. Zevkten bitmiştim. Eğilip başını kendime çektim. Zevk suyumdan ıslanmış dudaklarına sıkı bir öpücük kondurdum. Az önce am dudaklarımla öpüştüğü gibi öpüştük kocamla… Dilimin ucunu dudaklarında gezdirdiğimde bu kez inleme sırası kocamdaydı.

“Gel…” dedim ayağa kalkıp elinden tuttum. Kocamı da ayağa kaldırdım, sarıldım, tekrar ayakta öpüştük. Elimi gömleğinin düğmelerinin arasından göğsüne götürmüş okşuyordum bir yandan… Öpüşmeye doyunca,

“Hadi aşkım…” dedim dudaklarımı ayırıp, “Yatağımıza gidelim.”

Aslında öyle azmıştım ki, oracıkta, ayakta sarılıp sevişmek istiyordum sabırsızca… Bir an önce içime girsin, içimde gidip gelsin istiyordum.

Fakat, biliyordum ki, kocamın ölçüleriyle bunu yapabilmek imkansız gibi bir şeydi. Onun yerine yatak odasına doğru çekiştirdim. Yatağa kendimizi attığımızda üstümüzde ne varsa sıyırıp atmıştık.

Küçük Kasabanın Kahpesi (6), resim №6
Üstüme çıkmaya yeltendi, durdurdum. İlk günden beri yapmaya alıştığı şeyi yapmasını istemiyordum. Bacaklarımın arasına girip işini bitirmesini, benim amımda kendini tatmin etmesini bekleyemezdim artık…

Göğsünden itip sırt üstü yatırdım. Dudaklarından öptüm. Öpüştük. Sonra öpe öpe aşağılara indim, karnına, kasıklarına… Dudaklarımla, dilimle dolaştım her yerinde… Az sonra bamyası ve torbaları da aynı ilgiden nasiplendiler. Dilimi kocaman uzatıp ıslak ıslak yaladım sikini, her yerini…

Başını koyduğu yastıktan hafif kaldırmış, şaşkınlıkla, inleyerek beni izliyordu. Köyden aldığı karısının neler yaptığına bakıyordu.

“Bırak Güllü…” diye inledi sonunda… “Gelmek üzereyim. Bırak…”

Bırakmadım, devam ettim. Boşalmaya başladı. Ağzımın içine attırmaya başladı menilerini… Bitene kadar emdim, yaladım, tertemiz yaptım sikini… Boşalınca daha bir küçülen, kabuğuna çekilen aleti bacaklarının arasında kayboldu iyice…

Bıraktım, başımı kocamın göğsüne koyup kollarının arasında yattım öylece… Hasan sırtımı, saçlarımı, her bir yerimi okşadı. Kedi gibi gerine gerine uykuya daldım.

Küçük Kasabanın Kahpesi (6), resim №7
Sabah erkenden uyandım. Kocam çıplak, yan dönmüş, uyuyordu hala… Sessizce kalkıp çocukların kahvaltısını hazırladım. Ses çıkarmadan yedirip okullarına gönderdim. Sonra soyunup tekrar yatağa daldım, kocamın yanına… Çıplak vücuduna sarılıp uyudum.

Kızarmış ekmek kokusuna uyandım bir zaman sonra… Yatağın yanına küçük balkon masasını getirmiş, kahvaltılıklarla donatmıştı kocam… Reçeller, bal, süt, çay, peynirler, kızarmış ekmek dilimleri, yumurta, salam, sosis, pastırma…

Mutlulukla, gerinerek doğrulup, yatağın kenarına kaydım, masanın başına oturdum. Üstüme hiç bir şey giymeden, Havva ana kılığında obur gibi saldırdım kahvaltı masasına… Hasan da karşıma oturmuş, yemekten çok beni izler gibiydi. Güle oynaya kahvaltımızı yaptık yatak odasında…

Kahvaltı bitince banyoya gidip dişlerimi fırçaladım, duş alıp geldim. Masa toplanmış, kocam yatağa girmiş, beni bekliyordu. Elini uzattı,

“Gel canım…” dedi. “Şu ayrı geçen ayların acısını çıkart bana…”

Günlerce süren sessizlikten sonra kocamla ilk sevişme denemesiydi bu… Kocamı aldatıp aşığımla kaçtıktan sonra pişman olmuştum. Beni o halimle kabul etmişti kocam… Geriye, çocuklarıma, kocama, evime geri dönmüştüm. Süklüm püklüm, kırılmış, küskün, yorgun, bıkkın vaziyette… Ve günler sonra ilk kez sevişiyorduk kocamla…

“Gel Güllü, ayrı kaldığımız günlerin acısını çıkartalım” diyen kocamın yanına çırılçıplak süzülürken bir kadın olarak beklentim doğal olarak yüksekti. Tabi ya, aylarca ayrı kalmıştık. Başka bir kadına gitmediğine emindim. Beni sevdiğini, özlediğini söylüyordu. Her normal kadın bu davetten, bu sözlerden ne anlayabilir ki…

Sabaha kadar sürecek bir sevişmenin beklentisiyle girdiğim yatakta, bir iki saati biraz geçmiş olmalıydı ki, yine sırtüstü yatmış, tavana bakarak içimden sabır çekiyordum. Neden mi? Anlatayım.

Yatağa girince öpüşüp koklaşmayla başladık. İkimiz de çıplak, birbirimizin tenini okşadık uzun uzun… Duş yapmıştı, parfümlü duş jeli kokusu sinmişti vücuduna… Ağzı eskisi gibi iğrenç sigara kokmuyordu. Ve eskisi gibi karanlıkta, yorganın altında değildik. Yatakta, birbirimizin her yerini görerek, içimize sindirerek sevişiyorduk.

Hoşuma gitmeye, içim kaynamaya başladı. Baya ilerleme vardı kocamda… Sanki araştırmış, soruşturmuş, bir şeyler öğrenmiş gibi davranıyordu. Acele etmeden, sakin, eski çapaçul sevişmelerden uzak bir tavrı vardı.

Dudak dudağa öpüştük bir süre… Boynuma indi sonra, gerdanıma, göğüslerime… Uçlarını emdi, parmaklarıyla kavrayıp okşadı. Karnıma indi, yaladı diliyle… Kıvranıyordum. Sabırsızca saçlarından tutup başını kendime, apış arama çektim, yönlendirdim.

“Ohhh… Yala… Yala Hasan…” diye inledim yattığım yerde… Bacaklarımı açabildiğim kadar açmıştım. Islak dili amımın dudakları arasına kaydığında ben yükselmeye başlamıştım.

Küçük Kasabanın Kahpesi (7), resim №2
Sonra ne oldu bilmiyorum. Yükseldiğim gibi inmeye başladım. Evet, amımı yalıyordu kocam ama, bir şeyler eksikti sanki… Heyecan yoktu adamda, hırs, zevk yoktu. Bir görevi yerine getirir gibi, öğretilmiş bir robotun hareketleri gibiydi dilinin hareketleri… Ruhsuz… Saçını çekiştirdim,

“Orayı değil Hasan… Yukarıya… Biraz daha… Biraz…” Parmaklarımla amımın dudaklarını açtım, kabarmış klitorisimi iyice meydana çıkardım. “Burasını… Yala… Yala…”

Offf… Olmuyor bir türlü… Gözlerimi kapadım. Cafer’in, o köpeğin amımı yalamaları geldi gözümün önüne… Gerçekten köpek gibi saldırırdı herif bana… Köpek gibi yalardı amımı… Yalamakla kalmaz, emerdi, çekiştirirdi dudaklarının arasında… Dili, dudakları, bıyıkları, kaygan kaygan öne arkaya girip çıkan parmakları… Her şeyiyle zevk verirdi bana…

Zevk almaya başladım onu hayal edince… Bacaklarımın arasındaki kocam değildi o anda… Cafer yalıyordu amımı… Biraz sonra, beni iyice delirttikten, yalvarttıktan sonra, amımı yalamayı bırakacak, o koca sikiyle dalacaktı bana… Kanırta kanırta sikecekti beni… Ohhh… Yay gibi kıvrandım yatakta… Kendimden geçmeye, inlemeye başladım.

“Ahhh… Yala… Yala amcığımı… Dilin zevk veriyor Cafer… Yala amcığımı Cafer’im… Ooohhhh…” Erkeğin saçlarına asılıp yukarıya çekiştirdim. Bacaklarımın arasından üstüme yükselen adamın altında zevkten yılan gibi kıvranıyor, yalvarıyordum. “Erkeğimm… Sik beni… Koca sikini geçir bana… Amıma koy benim Cafer… Ohhh… Yarrağını sok amcığıma… Oh, Cafer’im…”

Sonuna kadar aralanmış bacaklarımın arasına beklediğim gibi girdi erkeğim, sikini soktu… Ama… Ama bu beklediğim değildi ki… İçime giren şey…

Dehşet ve korkuyla gözlerimi açtım. Üstümdeki erkek kocamdı. Bana, yüzüme bakıyordu şaşkın, kırgın, kararmış, üzgün…

“Ha… Hasan…” diye kekeledim.

Aman tanrım… Öylesine kendimden geçmişim ki… Deminden beri kocamı boynuzladığım adamın ismiyle, sikicimin adıyla hitap ediyordum kocama…

“Cafer… Cafer… diye inleyip duruyordum kocamın altında… Sik beni diye yalvarıyordum en adi, en müptezel sözcüklerle… Böyle aptallık olabilir mi, bir kadın bu hatayı yapabilir mi? Direkt boşama nedeni, hatta cinayet…

Özür dilercesine doğrulup boynuna sarıldım. Bacaklarımın arasında, dirseklerinden destek alarak üstüme yığılmış kocamın boynuna sarılarak dudaklarını öpücüklere boğdum. Alttan yükselip memelerimi onun göğsüne bastırıp sürttüm. Mini boy siki içimdeydi hala ve olabildiğince sertti. Ne kadar sert olabilirse…

“Hasan… Hasan… Özür dilerim… Ben… Zevk aldım, kendimi kaybettim Hasan… Özür…”

“Tamam… Tamam Güllü… Önemli değil…” dedi dudaklarımdan fırsat bulduğunda… “Sen zevk almana bak aşkım… Bana ne dediğin, kimin ismini söylediğin umurumda değil… Ben zevk alıyorum çünkü… Sen kendine bak…”

Kalçaları inip kalkmaya başladı. Gerçekten o da zevk alıyordu.

“Kapat gözlerini… İstiyorsan onu hayal et… Öbürünü… Seni nasıl becerdiğini… Onun seni nasıl siktiğini… Zevk al…”

Bir eliyle göğsümü sıkıştırdı, ucunu mıncıkladı. Zevkle, şehvetle, nazla inledim.

“Ahhh… Yapmaa…” İnce sikiyle gidip geliyordu içimde… Sert hareketlerle köklüyor, kasıkları kasıklarıma vuruyordu.

“Şimdi zevk alıyor musun?” dedi nefes nefese… Boynuna sarılıydı kollarım… Kulak memesini dişledim. Emdim. İnledi.

“Evet kocam… Evet… Zevk alıyorum… Ohhh…”

“Kocan değilim ben… Söyle… Kim sikiyor seni? Cafer mi? Hadi, deminki gibi Cafer de bana… Oh, güzel amcıklım benim… Sultanım… Söyle, şu anda seni siken koca yaraklı kim?”

Anlamıştım ne istediğini… Bundan ekstra zevk alıyordu kocam… Karısının sikilmesinden tahrik oluyordu. İnanamıyordum ama gerçekti. Benim köylü, taşralı kocam, kıskanç kocam, ne zaman bu hale gelmişti böyle?

“Cafer… Cafer sikiyor beni aşkım… Ahhh… Caferr…”

Durmadan girip çıkıyor, acımasızca sikiyordu. Pompalayıp duruyordu bacaklarımın arasında…

“Güzel sikiyor mu? Çok mu güzel sikiyor seni? Çok mu zevk veriyor sana? Böyle mi?”

Dudaklarımı, boynumu öpüp duruyordu üstümde gidip gelirken… Emiyordu. Oynadığı oyun hoşuma gitmişti benim de… Ben de biraz biraz zevk almaya başlamıştım.

Anahtar kelime buydu aslında… Biraz… Ah… O vahşi herifin, o Cafer denen orospu çocuğunun altında yaşadığım, koca sikinin bana yaşattığı bayıltıcı, kendimden geçirten vahşi, su katılmadık zevkler… Şu anda hissettiğim zevk, o duyguların yerini tutar mı hiç? Bense abarttıkça abartıyor, zevk alsın diye köpürttükçe köpürtüyordum olayı…

“Çok güzel sikiyosun Cafer’im… Ohh… Sikin zevk veriyor aşkım…”

“Kocan böyle sikemiyor seni di mi? Hasan zevk vermiyor sana, öyle mi?”

Hala pompalıyordu. Evlendiğimizden beri ilk kez bu kadar uzun sikiyordu beni… Adama bir güç gelmişti sanki… Eskiden olsa çoktan boşalmıştı içime…

“Evet Cafer’im… Kocamın siki küçücük… Zevk vermiyor senin gibi… Girer çıkar, boşalır hemen, beni düşünmez… Ohhh… Erkeğim… Aygırım benim… Senin sikin harika… Çok güzel sikiyosun… Evet… Evet… Harikasın… Cafer… Canım benim… Ooohhh…”

“Yavrum benim… Merak etme sen… Seni hep sikicem… Kocanın eline bırakmıcam seni… Oh, çok zevk veriyor amcığın… Delirtiyor beni… Hadi söyle… Sikmemi iste benden… Adımı söyle… Hadi sevgilim…”

“Cafer… Cafer… Aşkımm… Sik beni… Geçir amıma… Sikini sok bana erkeğim… Aslanım… Ohhh…”

Dakikalarca bu şekilde girip çıktı amıma… İnce siki beklediğim, özlediğim şey olmasa da, girip çıktıkça klitorisime çarpan, ezen kasıkları zevk duygusu uyandırıyordu işte bir şekilde…

Sonunda beklenen şey oldu. Ben inleyip dururken, Cafer diye seslenerek kocamı gaza getirmeye çalışırken, aşırı gitmiş olmalıyım ki, daha fazla dayanamadı, boşalmaya başladı. Yine her zamanki gibi… Beni beklemeden…

Bacaklarımın arasından çıkıp yana devrildi sırt üstü… Körük gibi, maratondan çıkmış gibi nefes alıp veriyordu yanımda…

Küçük Kasabanın Kahpesi (7), resim №3
Bense arafatta kalmış gibiydim. Ne cennet, ne cehennem… Biraz zevk almıştım evet, ama beklediğim heyecanı, orgazmı yaşayamamıştım. Öylece, piç gibi kalakalmıştım ıslak amcığımla… Kocamın döllerinin süzüldüğünü hissediyordum am dudaklarımın arasından… Başımı çevirip baktım, o da bana bakıyordu tepkimi ölçmek ister gibi…

Beynim dönüverdi. O kadar istediğini yerine getirmiştim, Cafer diye diye sikilmiştim altında, netice sıfır… Eskisinden farkım yok, yine aynı yerdeyim.

“Boşaldın mı?” dedim hınçla… Başını evet anlamında salladı suçlu suçlu… Arkasından ne geleceğini bekliyordu.

“Ben boşalmadım ama…” dedim. Salak salak bakıyordu hala… Öfkem yükseliyordu git gide…

“Ulan pezevenk…” dedim, durdum.

Baktım, pezevenk lafına tepkisi yoktu kocamın, bekliyordu devamını… Ben de yattığım yerden kalkıp yanında, ona doğru diz çöktüm, devam ettim. Göğsüne, iman tahtasına elimi koyup sarstım.

Üstünde giysi olsa yakasına yapışacaktım pezevengin… Yoktu, çıplaktı. Boşaldıktan sonra hemen inmiş, sönmüş siki içine kaçmıştı, bacaklarının arasında görünmüyordu bile…

“Ulan pezevenk… Ben başka erkeğin kucağına gitmedim. Gitmedim evet… Beni o yabancı erkeğin kucağına sen ittin.” Ağzını açacak oldu, fırsat vermeden makine gibi saydırmaya başladım.

“Pezevenksin işte… Sen karını insan yerine koymadın. Karını başka erkeğin sikine muhtaç ettin. Hep böyle yaptın. Hep kendini düşündün. İki dakkada boşaldın, götünü döndün uyudun. Hiç beni düşünmedin. Bu kadının da canı var demedin Hasan….” Başı yanda beni dinliyordu sessizce… Öfke fırtınamın geçmesini bekliyordu.

“Hiçbir şey bilmiyordum. Bana orgazmın ne olduğunu, boşalmanın nasıl zevk verdiğini Cafer öğretti. Bu kadar sene sonra sevişmeyi elalemin kocası öğretti bana… Sen değil, o orospu çocuğu gösterdi bana dünyayı… Seks yapmayı, sevişmeyi… Ağız kokusu, sigara kokusu, rakı kokusu olmadan öpüşmenin zevkini… Okşanmanın, öpülmenin, yalanmanın, gerçekten sikilmenin ne olduğunu… “

Gözlerim doldu. Yaşlar yanaklarımdan yuvarlanmaya başladı. Acı duyuyordum. İçim acıyordu.

“Sevmiştim onu… Aşık olmuştum. Gidelim dedi, her şeyi bıraktım onunla gittim. Sonra ne oldu? O da bıraktı gitti beni… Sikti, bıraktı. Orospu yaptı beni…. Ondan da, senden de, bütün erkeklerden de nefret ediyorum. Nefret… Anlıyor musun beni pezevenk herif? Nefret…”

Ağlıyordum. Hüngür hüngür hem de… Ayların verdiği birikim, gerginlik, stres bir anda boşalmaya başlamıştı. Hasan kollarının arasına almış, sımsıkı sarılmış, kucağında bebek gibi sallıyordu beni… Yatıştırmaya çalışıyor, saçlarımı okşuyor, öpüp duruyordu. Ağladım. Göz yaşlarım bitene kadar… Sakinleşinceye kadar… Ağladım…

Sustum sonunda… Sırtüstü uzanmıştım, saçlarım yastığa yayılmış, çıplak… Hasan yanımda, ellerini tüm vücudumda gezdiriyor, okşuyordu beni… Mendille gözyaşlarımı kuruladı. Burnumu çektim. Rahatlamıştım.

“Seni orospu mu yaptı?” dedi kocam… O lafıma takılmıştı sadece… Sanki şimdi değilmişim gibi… Orospu olmam için sadece bir adamın altına yatmam, onunla kaçmam yetmezmiş gibi… Şu anda orospu değil, kanatlı melekmişim gibi…

Merakla bakıyor, sorusunun yanıtını bekliyordu. İşkillenmişti. Orospu yaptı evet… Kendisi aylarca siktiği gibi, kirayı ödemeden bırakıp gittiği ev sahibi de sikti, fırsatçı asker arkadaşı da… Bir orospu gibi davrandılar bana… İşin garibi ben de öyle davrandım… Azgın bir orospu gibi…

Yine de sustum, kocama hiç bir şey söylemedim. Sırası vardı elbet… Bir gün her şeyi anlatırdım. Sırası gelince… Yeri gelince… Onun yerine göğsümü okşayan elini tuttum, sıktım. Yorgun argın, fısıldadım,

“Boşalt beni Hasan…” dedim. “Nasıl yaparsan yap, boşalt, rahatlat beni… İhtiyacım var kocacım. Çok ihtiyacım var boşalmaya…”

“Tamam canım. Tamam bebeğim. Merak etme. Rahatlatırım seni ben… Hatta istersen… Vibratör diye bişeyler var. Yapma yarakmış… Zencisi, beyazı, sahici gibisi, kıpraşımlısı, su püskürteni bile varmış. Rehber arkadaş söylemişti bana… Sikimin boyunu uzatan kaputlar varmış. Geçiriyormuşum sikimin ucuna, boyu uzuyormuş, tırtıklısı, bilmem nelisi… Söylerim ona, onlardan alırız internetten…” İstemeden güldüm,

“Manyak şey… Elin adamına ne diyeceksin? Karıma yapma yarak alalım mı diyeceksin?” Sakinleşmiştim iyice, şaka yapabiliyordum. O da güldü. Muzip bir tavırla

“Söylerim, ne var? Hem zaten…” Yüzüme baktı,

“Eee? Hem zaten?”

“Elin adamı diyorsun ya… İşin orasına bakarsak, elin adamından… Yapmasını vibratörünü bırak, sahicisini aldın sen karıcım…” deyiverdi. “Sahici yarak yedin sen… Elin adamının yarağını yedin. Elin adamı kol gibi yarakla sikti seni…”

Vurgun yemiş gibi kalakaldım. Ne diyeyim, hak etmiştim bu lafı, sonuna kadar haklıydı. Hem de kocamın zannettiği gibi bir değil, iki değil, üç tane sahici yarak almıştım. Kocam bozulduğumu anladı, dudaklarıma öpücükler kondurdu.

“Şaka yaptım, şaka… Sen kendini sakın üzme karıcım. Seni seviyorum. Her şey yoluna girecek. Merak etme. Sen ne istersen onu yaparız bebeğim. Bir tanem…”

Kocam elleriyle memelerimi okşadı, yaladı. Okşaya okşaya bacaklarımın arasına girdi. Başını apış arama yaklaştırdı. Bacaklarımı araladım rahat etmesi için… Başını kaldırıp baktı bana, tereddüt ediyordu,

“Güllü… Şey… İçinde döl var bunun, akıyor hala…” Hırsla saçlarından tuttum iki elimle, başını amıma gömdüm.

“Yala amcığımı pezevenk…” dedim. “Döl de olsa yala… Senin döllerin onlar… Sen hele dur bakalım… Böyle giderse daha çok döl yalayacaksın. Başka erkeklerin döllerini hem de… Belki de Cafer’in döllerini yuttururum sana… O orospu çocuğunun döllerini yalarsın ilerde… Yala hadi… Parmaklarını da sok içime… Zevk ver bana, orospu Güllünün pezevenk kocası…”

Sanki Cafer’in adını anmam bile azdırıyordu adamı… Kendime orospu demem, ona pezevenk demem daha beter tahrik ediyordu. Yalamaya başladı ateşli ateşli… Az sonra kıvranmaya, orgazm olmaya başlamıştım…

Kalçalarım yatağı dövüyordu boşalırken, indirip kaldırıyor, zevkten kendimden geçiyordum. Zavallının başını bacaklarımın arasına kıstırmış, nefessiz bırakmıştım.

“Böyle işte… Böyle… Ooohhh… Yala pezevenk… Dilini sok amcığıma… Oh, pezevenk kocam benim… Aaahhhh….”

Her şey bittikten sonra ışığı kapatıp yattık. Kocam yorgunluktan horlamaya başlamıştı bile… Bense saatler boyu gözüm tavana dikili, uykusuz yattım. Düşünüp duruyordum kara kara…

Benim sonum ne olacaktı böyle…? Keşke kocama anlattığım gibi olmasaydı, Cafer piçi öğretmeseydi bana dünyanın kaç bucak olduğunu… Keşke dünyadan, dünya zevklerinden bihaber kalsaydım kocamın pipisiyle baş başa, bilmeseydim böyle zevklerin olduğunu… Kendi küçük cahil dünyamda her şeyden habersiz, yarım yamalak da olsa mutluydum hiç olmazsa…

Şimdi öyle mi ya? Şu kısacık sürede üç değişik erkek tanımıştım. Üç değişik erkeğin sikini yemiştim, içime almıştım, amcığım değişik yaraklarla tanışmış, zevkini almıştı… Beni bitiren, öldüren orgazmlar yaşamıştım yabancıların kollarında…

Her erkeğin yoğurt yemesi, am sikmesi başkaydı. Üç erkeğe, sapına kadar erkek üç erkeğe, dibime kadar sikilmiştim. Tatminsizlik duygusu kasıp kavuruyordu bedenimi…

Artık bundan sonra hep böyle mi olacaktı? Bundan sonra sadece kocamın pipisiyle yetinebilir miydim?

Bu gece yaşamıştım bunu işte… Yetmiyordu. Kocamın siki artık bana yetmiyordu. Tatmin etmiyordu beni ufarak şey… Kocam da biliyordu bunu… Suçluydu. Köpek yavrusu gibi bakıyor, pezevenk demelerime katlanıyor, hakaretlerime ses çıkarmıyordu.

Hele sevişirken kendimden geçip Cafer diye inlemelerime bir şey dememesi… Hatta beni sikerken Cafer dememi istemesi… Bundan tahrik olması… Hayretler içinde kalıyordum düşündükçe…

Dönüp dolaşıp aynı soru beynimin içinde yankılanıp durdu tüm gece… Uykusuz…

Kocamın minicik sikiyle, erken boşalmasıyla bir ömür mü geçirecektim? Yoksa onun izin verdiği gibi başka erkeklerle sevişip açlığımı doyuracak mıydım?

Şu küçük kasabada herkesin diline düşmüşüm zaten, adım iyice kahpeye, yarak peşinde koşturan orospuya çıkacak.

Bu küçük kasabanın kahpesi olacağım.

Gerçekten, benim sonum ne olacak?

Kocamla fırtınalı geçen ilk sevişmemizden sonra, “benim sonum ne olacak” sorusunun yanıtını ararken günler geçiyordu. Monoton, sıkıcı, yavan günler…

Hasan yine çalışmaya, günlerce süren turların şoförü olarak beni yine günlerce yalnız bırakmaya başlamıştı. Son gidişinin üstünden bir hafta geçmişti. Bir haftayı yalnız, kocasız geçirmiştim. Her gün birkaç kez arıyordu beni, boş bırakmıyordu hiç… Belki de yine başımı alıp gideceğimden korkuyordu. Bir akşam yine telefon açtı,

“Nasılsın Güllü?” dedi. “Tur bitiyor, yarın gece evde olurum. Özledim seni…”

“Ben özlemedim” dedim gülerek, “Ortağın seni aratmıyor pek…” O da güldü,

“Bak sen…” dedi. Sesini alçalttı, fısıltıyla, “Memnun musun peki ortağımdan? Güzel sikiyor mu seni?” İşveli işveli, şehvetli bir sesle,

“Evet canım. Ortağın çok güzel sikiyor kocacım…” dedim. Kudurtmak istiyordum kocamı, delirtmek istiyordum. “Ohh, her gece, kol gibi giriyor amıma… Damarlı damarlı… Sikmeden bırakmıyor karını…” Kocam telefonun öbür ucunda inledi,

“Off… Yapma Güllü… İşkence yapma bana… Bütün gücümü yarın geceye, sana saklıyorum ama boşaltacaksın beni şimdi… Yapma…”

“Ne yapayım kocacım? Sen ortağına söyle, yapmasın. Her gece sikiyor beni… Hadi, kapat telefonu da, sikmeye başlasın ortağın… Şu anda elimde, bacaklarımın arasında, hazır bekliyor. Yirmi santim hazır yarak, biliyorsun nasıl canavar olduğunu… Ohhh… Suyum akmaya başladı şimdiden…”

“Kapatmayayım ne olur aşkım… Ortağım seni sikerken inlemelerini duymak istiyorum. Seni nasıl inletiyor zevkten, ben de duyayım bebeğim… Hadi, söyle ona, sikmeye başlasın seni… Oh, hadi benim güzel karım, seksi karım…”

“Mmmm… Başladı bile kocacım… Ohhh… Başı amıma dayandı şimdi… Çok güzel… Amımın suyu akmış, suyumda başını ıslatıyor… Ahhh… Kayganlaştı şimdi… Bacaklarımın arasında… Ohhh…”

“Aç bacaklarını aşkım… Ortağımın koca yarağı canını yakmasın, güzel güzel girsin amcığına… Ohhh… Güzel karımın, kaygan amcığına girsin ortağımın yarağı… Ooohhh…”

“Giriyo aşkım… Giriyor… Ooohhh… Başı girdi bile… Yara yara giriyor karının amcığına… Aaahhh… Canımı acıtıyor ortağın… Çok kalın siki var kocacım… Acımadan sikiyor karını… Ohhh…”

“Girdi mi hepsi aşkım? Yirmi santimin hepsi girdi mi amına? Söylesene… Hadi anlat… Ohh… Söyle ona, yarın gece geldiğimde üçümüz birden sikişelim. O senin amına girsin, ben götüne… Grup seks yapalım aşkım… Ohhh…”

“Offf… Sikin beni… İkiniz birden sikin… Aranızda tost yapın… Ooohhh… Girdi kocacım… Hepsi girdi… Düğmesine bastım şimdi… İçimde titreyip duruyor… Ohhh… Hem titriyor, hem sokup çıkarıyor amıma… Delirtiyor beni… Ortağın zevkten delirtiyor beni aşkım… Mmmm…. Ohhh…. Geliyorummm… Geliyorummm…”

Sonunda dayanamadım, telefonu fırlatıp attım elimden… İki elimle birden amımdaki vibratörü tutup çalışmaya başladım. Telefonda kocama söylediğim gibi sokup çıkarıyordum titrek yarağı…

Pespembe, damarlı, kocaman başlı, realistik bir penis vardı elimde… Bir erkeğin altında ezilmenin yerini tutmazdı elbette ama zevk veriyordu. Kalındı, uzundu… Vajinamın duvarları geriliyor, içime tamamını soktuğumda başı yumurtalıklarıma vuruyordu. Altında yumuşacık testislerini de yapmışlar, onlar da ıslak arka deliğime baskı yapıyorlardı amıma kökledikçe…

Alt üst komşularımız duymasın diye dudaklarımı ısıra ısıra boşaldım. Bacaklarıma kramp girdi zannettim, parmak uçlarıma kadar kasılmıştım zevkten…

Küçük Kasabanın Kahpesi (8), resim №2
Memelerimin arası boncuk boncuk terlemiş vaziyette inip kalkıyordu. Nefessiz kalmıştım yine… Zorlukla elimi bacak arama götürdüm. Hala titreşip duran yapay penisi çıkardım amımdan… Gece lambasının ışığına tutup baktım. Islaktı. Başını dudaklarıma değdirdim, minnetle öptüm.

Hasan benim itirazlarıma aldırmadan dediğini yapmış, rehber arkadaşıyla internetten beğenip aldırmıştı bu vibratörü… Çok kızmama, rehberin özel hayatımızı öğrenmesine ifrit olduğuma aldırış bile etmemişti.

“Çok zevk alacaksın, itiraz etme.” demişti. Akşam geldiğinde yemekten sonra kutuyu açıp gösterdi bana aldığı şeyi… Bulaşıkları filan bırakıp yatağa geçtik, ilk denememizi yaptık kocamla… Sonuç, mükemmeldi. Elindeki vibratörü kullanarak zevkten bayılttı beni… Kocam “ortağım” dedi, öyle kaldı adı… “Kocamın Ortağı”

Ertesi gün çocukları babaannelerine, gece kalmaya gönderdim. Kaynanamla konuşmuyordum hala… “Oğlunun bamya gibi çükü var” dedim diye, “Caferin kol gibi yarağını yiyorum” dedim diye nefret ediyordu benden… Aman, çok da amımdaydı sanki…

Akşama doğru hazırlanmaya başladım. Banyo, kokular, parfümler, saç, makyaj, seksi iç çamaşırları, transparan tülden sütyen, tanga külot, mini etek, degajesi göğsümün çatalına kadar açık transparan siyah bluz, yüksek topuklu siyah lame ayakkabılar, file jartiyer çorapları…

Kocamın ortağını kutusundan çıkardım, yatağın yanına, etajerin üstüne dikine koydum görünecek şekilde… Gece birkaç saat sonra, kocam geldiğinde ikisi birden sikeceklerdi beni… Ortalarına alıp inlete inlete sikeceklerdi, grup seks yapacaktık.

Küçük Kasabanın Kahpesi (8), resim №3
Pili var mıydı acaba? Elime alıp düğmesine bastım, titreşmeye başladı. İç geçirdim. Eteğimin altına sokup külodun üstünden amıma değdirdim. Off… Çalışıyordu evet… Göreve hazırdı kocamın ortağı… Külodu yana sıyırıp amıma sokmamak için kendimi zor tuttum. Biraz daha sabır, az kaldı…

Salona gittim. Yemek masasının üstünde çilingir sofrası hazırdı. Birkaç meze hazırlamıştım, kocama rakı, bana şarap, salata… İki üç parça et ızgarada kızarmaya hazır vaziyette, mutfakta ocağın üstünde bekliyordu. Hasan duşunu yaparken beş dakikada hazır olurdu.

Yemek, içki, sonra da yatak… Eski saf kasaba kızı değildim artık, Cafer köpeği alem yapmaya, sevişirken içmeye alıştırmıştı. Başımı salladım iki yana, yine o puştun adını anmıştım elimde olmadan… Ne zaman bitecekse bu anmalar…

İçimden şarkı söylemek geliyordu, neşe doluydum. Uyduda oryantal müzik çalan bir kanal arıyordum. Kafaları çekerken müzik eşliğinde oryantal yapıp azdıracaktım adamı… Striptiz belki… Kucak dansı… Kucağında kalçalarımı titretirken… Off…

Tam güzel, oynak, kıpırdak bir müzik bulmuştum ki, kapı çalındı. Saate baktım, hayret, erken gelmişti kocam… Hoplaya hoplaya kapıya gittim.

Gecemiz başlıyordu. Holdeki aynada saçımı başımı düzeltip eteğimi iyice kısalttım. Bluzun yakasını biraz daha çekiştirip aşağıya indirdim. Tam sikilesi bir kadın olmuştum. İstekli… Hazır…

Küçük Kasabanın Kahpesi (8), resim №4
Gülerek kapıyı sonuna kadar açtım. Kollarımı da açıyordum ki… Donup kaldım. An dondu. Film gibi… Sinema sahnesi gibi… Bir anda…

Gelen kocam değildi.

Cafer vardı kapıda…

Cafer…

Bana yıl gibi geldi o an… Ağzım bir karış, gözlerim fal taşı gibi… Kollarım havada… Adam tam karşımda, burun burunayız, kara gözleri daha da kararmış, tepeden tırnağa süzerek bana bakıyor.

Her şeyimle, giysilerimle, beynimle, tüm hücrelerimle kendimi sekse, sikilmeye öyle hazırlamışım ki, kendimi öyle adamışım ki… Hani kapıda kim olsa yatırıp siker beni oracıkta, o derece…

Tam kendime gelip bağırmaya hazırlanıyordum ki bir anda atıldı. Elinin biri ağzımın üstüne kapanırken kendini içeriye attı, ayağıyla kapıyı kapatıverdi. Beni döndürüp sırtımı kapıya yasladı. Sımsıkı… Bir saniye bile sürmemişti bunu yapması… Eli ağzımda, bağırmak istiyorum, bağıramıyorum. Kurtulmak istiyorum, cendere gibi saran kollarından kurtulamıyorum.

Her şey neredeyse o ilk günkü gibi… İlk seviştiğimiz gün gibi… Bana arzuyla, şehvetle bakışı… Ahtapot gibi sarışı… Bana baskı yapan, kapıyla arasında ezip kaçmama engel olan ağır erkek bedeni… Aramızdaki kumaşlara aldırmadan karnıma batan heybetli ve istekli organının tanıdık sertliği…

Tek farklı olan şey benim duygularım… Arzu dolu, istekli, bir an önce siksin diye deli olan kadın yok bu gece… Ona olan nefretim, kinim var sadece… İçimdeki kadını uyandırdığı için, fırtınalar yarattığı için, sonra da beni o fırtınalara bırakıp gittiği, beni arzularının elinde oyuncak ettiği için… Namuslu bir ev kadınından, şehvetli bir orospu yarattığı için… Her şey için nefret ediyordum ondan…

“Bırak beni…” diye bağırdım elinin altından, ağzımın içinden… Boğuk, anlaşılmaz bir ses çıktı sadece…

Kurtulamıyordum, bağıramıyordum. Ağzımı açtım iyice, sonra araya giren parmağını var gücümle ısırdım. Canı yandı. O anda bir şimşek çaktı sanki, diğer eliyle suratıma okkalı bir Osmanlı tokadı patlatmıştı. Neye uğradığımı şaşırdım bir anda… Bir tokat da diğer yanağıma indi.

“Aahhh…” diye acıyla inlerken koca elini yapıştırınca ağzım yine kapandı. Alev gibi yanan yanağımın yanında metalik bir şırrak sesi… Meşhur sustalı bıçağı yuvasından çıkmış, soğuk çelik gözümün kuyruğunda parlamaya başlamıştı. Bedenini, sertleşmiş organını tüm gücüyle bana bastırırken tısladı,

“Sesini kes, yoksa gebertirim seni… Kim vurduya gidersin.” Korkuyla, can acısıyla başımı salladım.

“Elimi çekiyorum. Bağırmayacaksın. Bıçak şah damarında, oynattığım anda gidersin. Tamam mı Gülüm?” Başımı salladım yine… Elini çekti, derin bir nefes aldım ciğerlerimin tüm gücüyle… Güldü,

“Orospuu… Şuna bak, memeleri nasıl kabarıyor nefes alırken…”

Nefretle söylenmeye başladım,

“Bırak beni pis herif… Piç… Kocam gelir şimdi… Yetmedi mi bize yaptıkların? Niye çıktın geldin?”

“Tam üstüne bastın. Yetmedi seninle yaptıklarımız… Unuttun mu? Beraber yaptık her şeyi… Sen de zevk aldın, ben de…” Bunu söylerken sert erkekliğini bastıra bastıra sürttürdü bedenime…

“O zevk o zamandı Cafer… Beni bırakıp gittin, elalemin insafına bıraktın, kurtlar sofrasında yesinler diye bıraktın beni… Hasan olmasaydı, kocam beni kabul etmeseydi kerhanede orospuydum şimdi… ”

“Tamam sevgilim, haklısın, bir hata yaptım. Hazırlıksızdım, bir anda parasız kalınca pusulayı şaşırdım, seni kaybettim. Pişmanım ulan… Daha ilk günden beri, köpek gibi pişmanım. Dönüp geldin kocanın yanına… Telefonu değiştirmişsin, açılmıyor. Yolda belde karşılaştığımızda başını çeviriyorsun, bana bakmıyorsun bile… Sana ulaşamıyorum, deli oluyorum. Sen delirttin beni kadın… Ölüyorum senin için…”

“Madem pişmandın, neden dönmedin Cafer bey? Ev sahibine biriken kirayı kim ödedi peki? Neyle ödendi ev kirası? Sen gittikten sonra neler oldu biliyor musun? O sevgili asker arkadaşın bana neler yaptı, haberin var mı?” Bocalar gibi oldu biraz, sonra üste çıktı yine,

“Biliyorum. Haberim var. Telefonda anlattı neler yaptığını pislik… Marifet yapmış gibi anlattı.” Durdu, biraz geri çekilip bana baktı. Gülümseyerek,

“Ama senin neler yaptığını da anlattı be Gülüm… Ev sahibi kirayı isteyince gıkını çıkarmadan altına yatıvermişsin herifin… Benim tertip pencereden seyretmiş senin nasıl seviştiğini… Adamın kendi çıplak, bir tek ayağında körüklü çizmeler… Ha? Sonra da adam gidince eve kendisi girmiş. Ona da vermişsin. Hem de nasıl? Anlata anlata bitiremedi senin nasıl sikiştiğini… Delirtti beni…”

“Ne yapayım? Kendimi öldürecek halim yok ya… Bağırsam, yırtınsam ne fayda, kimse duymazdı ki beni… Adamlar kafaya koymuş beni sikmeyi… Ben de senden öğrendiklerimi sattım onlara… Ev kiramızı amımla ödedim. Asker arkadaşın şantaj yaptı bana, altına yatarak sesini kestim.”

“Biliyorum Güllü… Hepsini biliyorum. Affet beni aşkım…”

“Ulan nasıl erkeksiniz siz be? Seninle sikişiyorum kocam affediyor. Kız oğlan kız gibi eve geri döneyim diye yalvarıyor. İki yabancıyla sikişiyorum, sen tınmıyorsun. Gelmiş, sevişelim, sikişelim diye yalvarıyorsun. Hadi, bırak beni şimdi… Kocam gelip görürse anlatamam bunu… Hadi, lütfen…”

“Senden ötürü Güllü… Senin güzelliğinden, şehvetinden, seksapelinden ötürü… Değil üç erkek, bir tabur asker üstünden geçse yine gelir alırım seni… Şimdi de değil kocan, feriştahı gelse kimse alamaz seni elimden Gülüm… Bu gece sikileceksin, kaçarın yok. Sikmeden bırakmam seni… Gel buraya bakayım…”

Bıçak tutan elini boynuma doladı, diğer elini bir anda eteğimin altına sokup külodumun üstünden amımı avuçlayıverdi. Korkuyla inledim.

“Yapma diyorum sana… Yapma…” Külodun üstünden amımı ovalarken dudaklarımı öpmeye çalışıyordu,

Küçük Kasabanın Kahpesi (8), resim №5
“Ohhh… Ne bu vaziyet kız? Kocan sikecek diye mi bu hazırlıklar? Oh, orospu gibi giyinmişsin. Bu file çoraplar, mini etekler, tanga donun su içinde… Öldürecen beni lan… Bir de sikme beni diyorsun. Ben seni sikmeden bırakır mıyım artık güzelim? Taş bebeğim benim… Anam… Cafer kurban olsun sana kız…”

“Yalvarıyorum sana insan gibi… Yapma diyorum, kocam gelecek diyorum…”

“Ben de gelsin diyorum. Umurumda değil. Anlatsana bana sen… Bütün bu hazırlıklar o sümsük kocanın pipisi için mi Gülüm? Sikebiliyor mu o pipiyle seni? Doyurabiliyor mu seni?”

“Sana ne? Dert mi sana, amıma girip çıkan sikin kaç santim olduğu? Bırak onu ben düşüneyim, sen kendini üzme…”

Amımı okşayan el şimdi memelerimi okşuyordu. Tüm vücudum refleksle hareket ediyordu. Okşanan amım sulanıyor, avuçlanan memelerimin uçları istemsizce kabarıyordu. İnce dantelden ibaret sütyenimin transparan kumaşı, incecik tül bluzum meme uçlarımın kabarmış görüntüsünü engelleyemiyordu.

“Offf… Nasıl da hemen kabardı gül memelerin… Bana dert tabi Güllüm… Hem de nasıl dert, sorma hiç… Kara kara düşünüyorum, ah, kocasının ufacık siki kesmez şehvetli bebeğimi, zevk alamıyordur diyorum. Seni düşünmeden geçen bir anım yok anam avradım olsun. Sen aklıma düşünce de sikim kalkıyor hep… İndirecek yer arıyorum. Hadi, indir şunu bebeğim…”

“Asla… Nefret ediyorum senden… İstersen yatırıp kes beni… Vermicem sana… Biraz sonra Hasan da gelir, bakalım ne yapacaksın?”

Ne yapabilir ki Hasan gelse? Cafer’in iri, kaslı erkek vücudunun yanında çeyrek porsiyon kocam… Siki gibi çeyrek porsiyon… Cafer de biliyor bunu… Ciğerini biliyor kocamın…

Bilmediği şey, kocamın altında yatarken, sikilirken onu hayal ettiğim… Kocamın da ben zevkle inlerken onun adını söylememden zevk aldığı… Bunu da Cafer’e söyleyecek halim yok elbette…

“Hadi gel Güllüm…” dedi, boynumdaki kolunu gevşetip içeriye yönlendirdi beni… İstemeden dediğini yapmak zorunda kaldım. Salonda kurulu masayı gördü, güldü.

“Vayy… Rakılar, şaraplar… Hazırlık ha? Ne yapacaktın kız? Adamı sarhoş edip kötü emellerine alet mi edecektin, ha? Vay utanmaz orospu vay… Vay azgın kaltak vay…” Masaya yönlendirdi. “Doldur bakayım bana şurdan bir kadeh rakı… Neşemiz yerine gelsin.”

Yarım arkamdaydı. Bıçaklı kolu boğazıma sarılmıştı. Diğer eli eteğimin altında, kalçalarımda, çoraplı bacaklarımda dolaşıyordu sürekli… Rakıyı koydum, su, buz… Omuzumun üstünden uzattım arkaya… Aldı, bir dikişte içti. Tekrar uzattı doldurmam için… Ben doldururken çatalı alıp kavuna batırdı, bir dilim kavunu götürdü.

“Ohhh… Dünya varmış kız… Senin elinden zehir olsa içerim anam… Hadi sen de kendine şarap koy bakalım. Fondip yapalım. Kocanı sarhoş ettiğimiz, onun yanında seviştiğimiz gece gibi… Hadi…”

“İğreniyorum senden… Nefret ediyorum… Keşke yaşanmasaydı o gece… Lanet olsun…” diye söylene söylene dediğini yaptım.

Arkamdaydı tamamen… Kalkmış sikini sürtüp duruyordu kalçalarıma… Eteğimin altından bacaklarımı, kasıklarımı, bluzun üstünden, altından memelerimi okşuyordu. Şarap kadehini dudaklarıma götürürken rakı bardağını vurdu benim kadehe,

“Hadi bakalım, şerefimize güzelim… Sikişimize… Fondip… Haydi…” Zorla içirtti bana o kadehi, sonuna kadar… Sonra ikinci kadehe zorladı. Tekrar içtim ister istemez… Üçüncüde isyan ettim,

“Ne yapacaksın? Aklında ne var senin Cafer? Sarhoş olunca kucağına atlayacağım öyle mi? Sakın bekleme bunu… Nefret ediyorum dedim sana…” Elindeki bıçağı yanağıma bastırınca ürperdim.

“Sarhoş olup yatakta sikilmek, ölü olup mezarda yatmaktan iyidir güzelim… Ne dersin?”

Kollarının arasında çevirdi beni… Yüz yüze duruyorduk, arkamda masa, önümde Cafer kapı gibi… İyice bastırdı önünü, eğilip dudaklarımı öpmeye başladı. Başımı çevirmeye çalıştım, bıçak engel oldu. Ağzımı sımsıkı kapatıp öpmesini bekledim. Tepki vermemeye çalışıyordum.

Öpmeyi bıraktı. Elini eteğimin altına soktu. İnce dantel külodumu bir çekişte yırttı, koparıp attı altımdan…

“Aahhh…” diye bir çığlık kopardım, canım yanmıştı. Ellerimi önüme götürdüm. Üçgenimi örtmeye, saklamaya çalıştım.

“Çek ellerini…” diye hırladı. Korkuyla çektim. Makineli gibi komutlarını arka arkaya sıraladı, “İki elini yanlara koy, masanın kenarını tut, bacaklarını arala…”

İstemeye istemeye dediğini yaptım. Popom masaya dayanmış, iki elim iki yandan masayı tutmuş, bacaklarım hafif aralanmış vaziyette bekledim. Pantolonun fermuarını indirdi, kalkmış sikini zorlukla baksır külodun deliğinden, fermuarın arasından çıkardı.

O defalarca yaladığım, her damarını bildiğim, onlarca sikin arasında hemen tanıyabileceğim haşmetli erkeklik organı meydana çıktı. Sikini belinden tutup mini eteğimi kaldırdı, sikinin başını üçgenime sürttürdü.

“Yapma Cafer…” diye inledim son kez, yalvardım.

Dinlemedi bile… Sürtmeye devam etti sikini… İki dudağın arasına sürtüyor, klitorisimi sikinin başıyla okşuyordu. Benim güzel yarak delisi, azgın, kahpe amcığım yine bildiğini okumaya başlamıştı. İçinden zevk suları akıyor, kendisine sürtünüp duran erkeklik organını sırılsıklam yapıyordu. Zevkle inledi,

“Offf… Sen ne azgın orospusun sen… Daha amına koymadan ıslatmaya başladın her yeri kaltak…”

“Ne olmasını bekliyordun? Sen sikini sürtüyorsun, o ıslanıyor. Ben istemiyorum ki… Kendiliğinden oluyor. Lanet olsun sana… Bırak diyorum. Yapma…”

Sanki ben yapma değil, yap demişim gibi yükleniverdi ıslak sikiyle… Canım yanınca bacaklarımı aralamak zorunda kaldım. O kalın alet bir anda amıma girdi. Ayakta olduğumdan zorlanmıştım.

“Ahhh… Canım yandı… Orospu çocuğu… Canımı yaktın…” Gidip geliyordu amımda, zorlaya zorlaya, yara yara…

“Yansın kahpe… Amın yansın senin… Yanıyor zaten… Offf… Fırın gibi yanıyor amcığın… Alev gibi… Sikimi yakıyor… Ohhhh…”

Aleti her zamanki gibi bacaklarımın arasını doldurmuştu. Kendime bile itiraf edemiyordum ama özlemiştim bu hissi… Kalın kalın içime girmesini… Bıçak gibi bana saplanmasını, balta gibi beni ikiye yarmasını…

Vibratör gibi değildi ki, gerçek bir yarak vardı içimde… Etli, kanlı, canlı… Ateş gibi… Ve o yarağın sahibi… Beni sikmek isteyen… Sikmek için yanıp tutuşan sahibi… Durmadan ayıp sözler söyleyen, tahrik eden, çıldırtan… Beni hem sinirden, hem zevkten delirten sahibi…

Birbirine tamamen zıt duygular çarpışıyordu içimde… Bir yanım nefret ediyordu ondan… İğrendiriyordu beni… Deli ediyordu.

Diğer orospu yanımsa alev alev yanıyordu. Koala gibi tırmanıp boynuna kollarımı, beline bacaklarımı dolamamak, içimdeki harika yarağın üstünde zıplamamak için, zevk çığlıkları atmamak için kendimi zor tutuyordum.

Küçük Kasabanın Kahpesi (8), resim №6
Üstüme abanıp masaya uzandı. Az önce doldurduğum, hazır bekleyen rakı ve şarap kadehlerini aldı, şarabı bana uzattı. Siki hala balta gibi içimdeydi. Kadehini tokuşturdu yine benimkiyle…

“Hadi bebeğim. Sağlığımıza… Sikişimizin şerefine…” Rakıyı bir yudumda içti. Bense dudağıma götürmemiştim bile… Tutup ağzıma dayadı, sonuna kadar, zorla içirttirdi bana… Son şarap damlalarını yutamadım, bir miktar çenemden aşağıya boynuma, gerdanıma indi süzülerek…

“Ohhh… Bebeğimm…” diye inledi. “Senin dudaklarını şarap kadehi yaparım ben aşkım…” dedi, dudaklarıma yumuldu.

Dudaklarımı yalayan dilinin sıcaklığını hissedince ürperdim. Başım dönüyordu. Bana içirdiği dört kadeh şaraptan mı, şehvetten mi, içimdeki sikin verdiği zevkten mi? Bilmiyordum. Sarhoş olmuştum.

Dudaklarımı yalamayı bırakıp boynuma indi, şarap damlalarını yalaya yalaya gerdanımı geçti, göğüs çatalıma geldi. İki eliyle bluzumun degajesini zorladı, iki yana açtı. Dantel sütyenimi aşağı çekiştirdi. İri memelerimin uçları meydana çıktı. Parmak gibi kabarmış uçları görünce zevkle inledi.

Kalçalarımdan tutup masaya oturttu iyice, sikini içimden çıkarmadan… Hafif arkama yaslayıp iyice meydana çıkan meme uçlarıma yumuldu. Bir birini yaladı emdi, bir diğerini… Ellerim hala masadaydı. Saçlarından tutup başını memelerime gömmemek, zevkten inlememek, duygularımı ona belli etmemek için çırpınıyordum. Sonunda başını kaldırdı memelerimden, sikini içimden çıkardı,

“Off… Doyamıyorum memelerini yalamaya kahpe…” dedi. “Hadi dön biraz da kalçalarını göreyim senin… Öyle sikeyim seni… Eskiden olduğu gibi…”

“Hayır, asla…” dedim yine… Sanki koca siki içime almış, zevkten kıvranan ben değilim gibi… Masaya bıraktığı koca sustalıyı aldı eline, hırsla masaya, kalçamın, elimin yan tarafına sapladı bıçağı… Bir süre saplandığı yerde vınlama sesi çıkararak titreşti çelik bıçak… Korkuyla ürperdim.

“Domal dedim sana orospu…” diye hırladı. “Bu gece benim gecem… İstediğimi yap… Ya güzellikle, ya da zorla… Sen bilirsin.”

Tam ona cevap verecektim ki, kocamın sesini duydum.

“Yap şunun dediğini Güllü… Bırak… Direnme…”

İkimiz de başımızı sesin geldiği yere, kapıya çevirdik. Kocam. Hasan.

Kapının önünde durmuş, bize bakıyordu. Öyle… İfadesiz bir yüzle… Kim bilir ne zaman gelmiş, bizi izliyordu. Karısının en yakın arkadaşına nasıl sikildiğini… Ayak üstü… Bıçak zoruyla…

Ne yapacağımı bilemedim. Utanç… Korku… Heyecan… Sütyenin üstünden fırlamış memelerimi örtmekle, ıslak, sikilmiş amımı örtemeyen minicik eteğimi çekiştirmek arasında kararsız kaldım.

Cafer ise kararını vermiş gibiydi. Beni bir anda tuttuğu gibi çevirdi, yüzüm kocama dönük, arkam ona yaslanmış vaziyette, bıçağı sapladığı yerden çıkardı, gırtlağıma dayadı tekrar… Korku bürüdü içimi… Ne yapacağı belli olmuyordu manyağın… Film sahnesi yaşıyorduk sanki…

“Hasan? Hoş geldin…” dedi gayet sakin, kendinden emin, biraz gergince… “Biz de tam…”

“Hoş bulduk kanka…” dedi kocam… “Siz de tam…” Lafın gerisini getirdi. “Tam karımı sikiyordun zorla, ben geldim. Öyle mi kanka?”

Ses çıkmadı kankasından… Ne diyecekti ki? İki adım attı bize doğru kocam… “Doymadın mı karımı sikmeye Cafer? Bizi rezil ettin be arkadaş… Bütün kasabaya rezil kepaze ettin bizi… Karımı kandırdın, siktin. Siktiğin yetmedi, aldın götürdün. Bırakmadın yakamızı bir türlü… Hala mı arkadaşının karısını sikmek istiyorsun Cafer? Doymadın mı hala?”

Cafer belimi sımsıkı saran kolunu biraz daha sıktı, bıçağı biraz daha batırdı boynuma, irkildim.

“Yaklaşma Hasan… Gırtlağını keserim karının… Şu güzelliğe yazık etme…” Kocam ellerini kaldırdı, sakinleş der gibi… Durdu, bekledi.

“Doymadım be Hasan… Baksana şuna… Şu güzelliğe doyulur mu Hasan? Karının güzelliğine doyulur mu arkadaş? Evet, doymadım, karını sikmeye… İlik gibi karın var be arkadaş… Şeytanı baştan çıkarır senin karının güzelliği, şehveti… Baksana fahişeye, nasıl hazırlanmış sen geleceksin diye… Off… Of… İki çocuk doğurmuş ama, liseli lolitalar gibi kaltak karın… Şu mini eteğine bak, şu memelere bak, şu file çorabına bak…”

Küçük Kasabanın Kahpesi (8), resim №7
Eliyle eteğimi kaldırıp külotsuz amımı, jartiyer çorabımı gösterdi kocama… Üç duble rakıdan sonra dili iyice çözülmüştü Cafer’in… Kulağımın dibinde, hafif yuvarlanan diliyle durmadan konuşuyordu kocama…

“Karıcığın tanga külot giymiş senin için, az önce ben yırtıp attım karını sikerken… Bak şu amcığın güzelliğine… Az önce sikildi bu amcık… İçi pembe pembe parlıyordur şimdi, sen karşıdan bile görüyorsundur.” İçini çekti.

“Reva mı be Hasan? Bize reva mı bu arkadaş? Bak, şu benim yarağa bak… Şu yarak yirmi santimi geçiktir Hasan… Sen de bilirsin, az karı sikmedik beraber… Ama sen evlendin evleneli, senin karını her gördüğünde hazır ola geçiyor bu yarak arkadaş… Ağzım sulana sulana bakıyorum karının güzelliğine… Sana çaktırmamaya çalıştım hep… Ama öyle…“

“Bir de eve gidiyorum… Evde yağ tulumu karı bekliyor beni Hasan… Akşama kadar pasta, börek, başka şey bildiği yok benim karının… Ne emmesini bilir, ne gömmesini… O günah, bu günah… Ev işi… Yorgunluk… Baş ağrısı…”

“Sevişme? Sikiş? Yok… Çok zorda kalırsan istersin, yatağa yatar, bacaklarını kaldırır, amcık yalama olmuş, girer çıkarsın… Balon mu sikiyorsun, eşek mi sikiyorsun belli değil be arkadaş… Reva mı bu bana?” Nerdeyse ağlayacak koca adam… Sesi titriyor konuşurken…

“Bir de size bak Hasan… Tamam, allah vergisi ama, ufacık sikin var be kanka… Üstüne üstlük, bu ilik gibi, şehvetli, fingirdek karını yapayalnız bırakıp gidiyorsun be arkadaş… Kadın yarak diye, erkek diye inliyor, kendisi bile farkında değil. Nasıl bakıyor insana biliyor musun kanka? Nasıl insanın içini eritiyor senin karın bir bilsen…”

“Mahallede yürürken bir görsen, her yanı ayrı titriyor karının… Memeler ayrı, kalçaları ayrı… Ah o taş gibi kalçaları var ya karının… Her erkeğin dibi düşüyor senin karını gördükçe… Senin karına siki kalkmayan, tenhada kıstırıp sikmek istemeyen erkek değildir kanka…“

“Ben garip Cafer, ne yapayım? Ah, ben ne yapayım kanka? Dayanamadım işte… Dayanamadık. Senin karın erkeğe hasret, ben kadına… Ateşle barut gibi, yan yana koydun bizi… Yok para verilecek, karıma para ver… Yok taksit yatacak, eve para bırakıver… Aman göz kulak oluver… İkimiz yalnız… Parayı uzatırım, eli elimi okşar karının… Kendi bile farkında değil, gözlerini süzer beni gördükçe, sikilmiş gibi, sikilmek istermiş gibi…”

“Ah şu senin karın yok mu kanka? Deli etti beni… Şeytana uydum sonunda… Uyduk… Seviştik. Ben de zevk aldım, karın da… Birbirimizi doyurduk kanka… Açlığımızı, susuzluğumuzu giderdik birbirimizde… Ah şu parasızlık olmasa… Bırakır mıydım bu kadını ben? Ah ne eşeklik ettim… Nasıl bıraktım geldim yaban ellerinde Gülümü? Şimdi de işte, hatamı düzeltmeye geldim.”

Sustu. Monolog bitmiş, iyice içini dökmüştü. Bir sessizlik oldu. Kocam konuştu sonunda,

“Eee? Hata böyle mi düzelir Cafer? Karımı bıçak zoruyla sikerek mi düzelteceksin hatanı? Karımın canını yakarak mı? Şimdi ne olacak? Ben de geldim, ne yapacaksın şimdi? Beni de kesecek misin?”

“Ne bileyim Hasan… Sevişelim diyorum, istemiyor inatçı karın… Çok kızmış bana… Nefret ediyor. Ben de bıçak çıkarmak zorunda kaldım. Öyle sikebildim bir posta… Geri döndü diye namus kumkuması olmuş senin sikişken karın, azgın karın… Amcığından sular akıyor şırıl şırıl, yine de vermem diyor, siktir git diyor. Şimdi de sen varsın, dediğin gibi… Ne yapalım ki? Nasıl çözülür bu kördüğüm? Sabaha kadar böyle mi kalacağız Hasan?”

“En iyisi bırak git Cafer… Zor durumda kalma daha fazla… İşi büyütme. Şikayetçi olmayız biz, herkes kendi yoluna gider.”

“Yok Hasanım… Karınla sevişmeden, o güzel amcığına boşalmadan şurdan şuraya gitmem. Ahd ettim. İster zorla, ister güzellikle… Sonu nereye varırsa varsın. Bak, hala pantolondan çıkmış, kazık gibi sikim… Senin güzel karın indirecek bu kalkmış yarrağı… Başka yolu yok. İsterse sonunda ölüm olsun…”

Kocama baktı, üstünde şirketin şoför üniformasıyla duruyor karşımızda, boynunda kravat… Karar vermişçesine konuştu, sesi canlanmıştı,

“Çıkar şu kravatını boynundan bakayım sen… Halkasını bozma, kollarını arkaya kavuştur, kravatı bileklerine geçir. Yavaş yavaş, geri geri yanımıza gel bakalım şimdi…” Talimatlarının yapılmasını bekledi. Bu kez bana, “Güllü, kocanın kravatını sık iyice, bilekleri sımsıkı bağlansın. Tamam. Kravatın ucunu tut şimdi, yatak odasına gidiyoruz.”

Üçümüz birden, kocam önde, ben onun bileğini bağlayan kravatı tutmuş arkasında, Cafer gırtlağıma bıçağını dayamış, arkamda, yavaş hareketlerle yatak odasına yürüdük. İçeriye girdik. Kocamı yatağın ayak ucuna, köşeye oturttu. Arkadan bağlı bileklerini saran kravatın ucunu yatağın demirine bağlattırdı bana sımsıkı… Elini uzatıp sağlamlığını denetledi. Rahatlamıştı şimdi… Bıçağın ucunu salladı bana doğru,

“Üstünü çıkar sadece, bluz, sütyen… Mini eteğin kalacak, çoraplar da, ayakkabılar da… Yatağa uzan sonra, ayakların yerde olsun…”

Kocama baktım. Çaresiz gözlerle, kafesteki kuş gibi bakıyordu bana… Ellerini kaldırdı hafifçe, yatağın demirine bağlı ellerini… Yapacak bir şey yok dercesine… Dediğini yaptım.

Elleri bağlı, çaresiz kocamın ve beni sikecek olan erkeğin heyecanla parlayan gözleri önünde yavaş hareketlerle üstümü çıkardım. Kollarımı kaldırıp sütyeni de fırlattım yere öfkeyle… Memelerim meydanda, üstüm çıplak vaziyette, yatağa uzandım öylece, onun istediği gibi, ayaklarım yerde…

Cafer de soyundu benden sonra… Üstünde ne varsa çıkarıp attı. Kalkmış siki tüm heybetiyle havaya dikilmişti. Önümde, ayakta durmuş, beni seyrediyordu. İştahla, şehvetle bakıyordu yarı çıplak bedenime…

“Hey, bu ne böyle?” dedi sonra… Etajerin üstüne uzandı, gece kullanmak için oraya bıraktığım vibratörü görmüştü. Eline aldı, evirip çevirdi, düğmesine bastı, titreştirdi. Hasan’ın kucağına fırlatıp attı sonra,

“Bu gece buna ihtiyacınız olmayacak çocuklar…” dedi alay ederek… Elini önüne götürüp haşmetlisini kökünden tutup salladı.

“Bu gece bunu yiyeceksin Güllü Sultan… Yapmasını değil, canlısını yediricem sana…” Elindeki şey vibratörden daha iri ve azametli görünüyordu yattığım yerden bakınca…

Eğildi sonra, zaten minicik olan, yatağa yatınca sıyrılmış eteğimi iyice yukarı kaldırdı. Diz çöktü önümde…

Bıçağını yumruk gibi kabarmış amıma sürttü. İrkildim. Çelik soğukluğu amımın ateşini kesmeye yetmemişti. Hayran hayran bakıyordu sadece… Diğer eliyle ayakkabımı tuttu. Ayak bileklerimi okşadı. Çoraplı bacaklarımı… Ayağımı kalkmış sikine sürttürdü. O da ateş gibi yanıyordu, çorabın üstünden sikinin ateşini hissedebiliyordum.

Dizlerime kapandı, çorabın üstünden bacaklarımı öpücüklere boğdu. File çorabın deliklerinden dilinin sıcaklığını duyurdu bana, ıslaklığını… Jartiyer çorabın bitimindeki geniş dantellerini okşadı uzun uzun… Bittiği yerde başlayan akça pakça etimi öpücüklere boğdu… Dışını, bacaklarımın içini… Offf…

Sonra da başını kasıklarıma gömdü. Dişlerimi sıkıyordum, inlememek, zevk aldığımı belli etmemek için çalışıyordum çaresizce… Fakat ah… Dili, o ıslak, pütürlü dili klitorisimi okşamaya başladığında dayanamadım daha fazla…

“Ohhh…” diye bir inleme koptu benden…

Elimde değildi işte… Zevk alıyordum. Adı istediği kadar tecavüz olsun, bıçak zoruyla sikilmek olsun… Müthiş zevk alıyordum. Utanarak kocama baktım. O da oturduğu köşeden bize bakıyordu. Bana… Başka bir erkeğin dilinden zevk alan karısına… Gözlerinde çözemediğim bir ifade vardı. Kıskançlık mı? Kızgınlık mı?

Yoksa ikimiz sevişirken ona Cafer diye seslenmemi isteyen, her sevişmemizde beni Cafer’e siktirdiğini hayal eden, pezevenk diye küfür etmemden zevk alan, tahrik olan kocam mıydı bize heyecanla bakan?

Bacaklarımın arasında diz çökmüş, amcığımı yalayıp yutan Cafer, ellerini de memelerime uzatmış, uçlarını parmaklarıyla ovalıyor, daha çok bitiriyordu beni… Dayanamadım, inlemelerim arttı. İçimden sular çağıldıyordu. Dayanamadım daha fazla,

“Cafer… Yeter… Ohhh… Yeter artık Cafer…” diye yalvardım adama… Başını kasıklarımdan kaldırdı bana baktı. Dudakları ıslanmıştı am suyumla…

“Yeter mi Güllü?” dedi hınzır hınzır… “Bunca ayrılığa bu kadarcık am yalamak yeter mi?”

Puşt, biliyordu nasıl zevk aldığımı… Elimi uzatıp saçlarından tuttum, başını kaldırmaya çalıştım. Gözlerim zevkten kaymış, saçım başım dağılmış yalvardım,

“Yeter diyorum sana… Bırak yalamayı…”

“Ne yapayım peki Gülüm? Söyle bana…”

Kocama baktım. Elleri bağlı kocama… Heyecanlanmış gibiydi. Yanakları kızarmış, merakla beni, söyleyeceğim şeyi bekliyordu. Biliyordum. O da istiyordu benim istediğim şeyi… Biliyordu ne istediğimi… Sonunda söyledim.

Kocamla her sevişmemizde inleyerek, bağırarak tekrarladığım, zevkten inlerken kocama söylediğim, ikimizi de deli gibi tahrik eden, boşalmamızı sağlayan o sözleri söyledim sikicime… İstekle… Şehvetle…

“Sik beni Cafer…” diye inledim. “O koca sikini geçir bana… Sik… Seni istiyorum ben… Yeter artık… Sik beni…”

Kalktı, jartiyer çorabının süslediği uzun bacaklarımı ayırıp arasına girdi. O kalın, koca sikini sürttürdü yine amcığıma… Heyecanla, titreyerek bekledim erkeği… Başını soktu zorlayarak…

“Ohhh…” diye inledim, gözlerim karardı zevkten… “Ohhh… Cafer… Çok güzel… Özledim senin sikini… Piç herif… Orospu çocuğu… Sikini özledim senin… Bu… Bu koca siki özledim ben… Beni sikmeni, içimi deşmeni özledim…”

Yavaş yavaş soktu içime… İnlete inlete… Başımı sağa sola çeviriyor, zevkle durmaksızın inliyordum. Kocamı gördüm, heyecanla bana bakıyordu. Bacak arama, içime girmekte olan koca yarağa bakıyordu kocam… Elimi uzatıp bacağını tuttum. Okşadım. Amıma giren yarağın verdiği zevkle gözlerim kapanırken ben de kocamı okşadım.

Elimle kucağına geldiğimde pantolonun kumaşının üstünden, önündeki minik kabarıklığı hissettim. Siki kalkmış vaziyetteydi kocamın… O da zevk alıyordu benim sikilmemden, hem de yanı başında sikilmem, koca yarağın amıma girmesi, benim zevk dolu inlemelerim kocama zevk veriyordu… Cafer sikini kökledi bir anda…

“Aahhh…” diye bir feryat kopardım. Ellerim kasıldı, kocamın sikini sıktım avuçlarımda istemsizce… Kocam da inledi benimle beraber…

Cafer’in koca siki bir zaman yara yara gidip geldi içimde… Bacaklarımın arasında inip kalktı durmaksızın, yorulmaksızın… Sonra ben kaldırdım erkeği bacaklarımın arasından, kocama yönelip Cafer’e doğru domaldım.

Kocamın pantolonunun kemerini çözdüm, küloduyla beraber sıyırıp çıkardım. Altı çıplak, kalkmış sikiyle oturuyordu elleri bağlı vaziyette… Kocamın kucağına başımı koyup, popomu havaya kaldırdım. Kalçalarımı titrettirip işareti verdim arkamdaki erkeğe… Arkamdan yaklaşıp bir anda amıma geçiriverdi sikini, hart diye…

“Ohhh… Yavaşş… Hayvan…” diye inledim. Sonra da kocamın sikini ağzıma aldım. Cafer beni sikti, ben kocamın sikini emdim, yaladım durdum.

Neye niyet, neye kısmet… Ben kocama, vibratörle beraber grup sekse hazırlanırken gerçekten grup seks yapıyorduk. Harika bir şeydi. Amıma girip çıkan aletin verdiği zevke dayanamadım daha fazla… Ben orgazm olurken ağzımdaki kocamın pipisi de damlalarını salıyordu ağzıma…

Cafer hayvanı boşalmamıştı daha… Yatağa yatıp kucağına çekti beni… Üstüne çıktım. Bacaklarımı ayırıp sikinin üstünde alçalırken kocam hala bize bakıyordu. Daha çok, içime girmekte olan bilek kalınlığındaki hayvana… Dudaklarımı ısıra ısıra aldım içime aldım o hayvanı… Oturup kalkmaya başladım sonra deli gibi…

Cafer’in kürek gibi elleri çoraplı bacaklarımı okşuyordu durmaksızın, o pek beğendiği kalçalarımda dolaşıyordu. Titrettiriyordum kalçalarımı, siki içimde elektrik çarpmış gibiydi, böğürmeye başlamıştı aygırım… Sonunda onu da boşalttım. Yatağa devrildim.

“Çözün artık beni…” diye inledi kocam… Baktı benden hayır yok, serilip kalmışım, ortağına seslendi, “Hadi ortak, çöz beni…”

Cafer kalkıp kravatı çözdü, kocamı serbest bıraktı. Üçümüz yan yana uzandık yatakta… Ben iki erkeğin ortasındaydım. İkisi de yan dönmüş, beni okşuyorlardı hayran hayran…

Mutlulukla gerindim. Gece yeni başlıyordu daha…

İki erkekli yeni seks yaşamım da yeni başlıyordu.

İki erkeğin arasında bir zaman uzanıp dinlendim. Üçümüz de çırılçıplak… Erkeklerin aklından neler geçiyordu bilmiyorum ama, kendi payıma çok mutluydum.

Biri kocam, çocuklarımın babası, her şeye rağmen benim mutlu olmamı isteyen bir erkek… Diğeri sevdiğim, gücüne, erkekliğine hayran olduğum, beni her zaman sekse doyurabilen aygır gibi bir erkek… Bu gece de doyurduğu gibi… Hem de kocamın yanında…

“Mmmm…” diyerek yattığım yerde şöyle bir gerindim. “İşte bu çok iyi geldi. Harikaydı çocuklar…” dedim uzayıp giden sessizliği bozma adına…

“Bana sorarsan da acayip bir gece oldu doğrusu…” diyerek gülümsedi Cafer. “Madem bunu yaşayacaktık, neden bir sürü maceraya giriştik biz?” Kocam düşünceli düşünceli mırıldandı,

“Eee… Ekinler baş vermeden kör buzağı topallamazmış kanka…” Bakışları ikimizin yüzünde, çıplak bedenlerimizin üzerinde dolandı şöyle bir… Sereserpe yatıyorduk. Cafer’in az önce boşalmış haliyle bile kocaman görünen siki bacaklarının arasında uzanıyor. Benim hırpalanmış, köklenerek sikilmiş amıma boşalttığı spermler hala içimden çıkıp usul usul yatağa süzülüyor.

“Demek ki yaşadıklarımızı yaşamak gerekiyormuş. Yoksa normalde üçümüz bir yatakta çırılçıplak nasıl yatacaktık?” Kocamın elini tuttum,

“Ama fena mı oldu Hasan? Senin istediğin de bu değil miydi? Cafer senin yanında doyurdu beni… Hani her seviştiğimizde anlatıp duruyordun ya… Cafer siksin seni, benim yanımda siksin, kol gibi yarağını geçirsin sana deyip duruyordun.”

“Bak sen şu azgın sapıklara…” diyerek bir kahkaha kopardı Cafer… “Ben de boşu boşuna film çevirdim desenize… Sizi gidi numaracı azgınlar… Meğer dünden razıymışsınız bu işe…” Hasan da ben de gülmeye başladık,

“Ne yapayım kanka? Karım mutlu olsun dedim, her şeye razıyım dedim. Ama onca olaydan sonra da direk yanına gelip gel kanka karımı sikiver, seni çok özledi diyemedim işte…” Durup bana baktı,

“Güllü de sana olan kızgınlığını atamadı daha, ondan karşı çıktı sana… Yoksa dediği gibi, her sikiştiğimizde seni anıyorduk. Senin karımı nasıl mutlu ettiğini…”

“Tamam ortak… Bundan sonra anmanıza gerek yok. Ben hep yanınızda olacağım. Gülüm ne zaman isterse sikerim onu…”

Elini amıma attı, okşamaya başladı bunu söylerken… Parmakları kasıklarımda, bacaklarımın arasında arsızca dolaşıyordu.

“Terbiyesiz herif…” diyerek güldüm, elini tutup çekmeye çalıştım. “Ne zaman istersem sikecekmiş beni… Utanmıyor musun böyle ayıp konuşmaya, kocamın yanında oramı buramı ellemeye?” diyerek kikirdedim.

Dudaklarıma yumuldu bu sefer amımı okşamayı kesmeden, kalın kara bıyıklarını batıra batıra somurdu iyice, diliyle okşadı.

“Kocanın şikayeti yok Gülüm…” dedi öpmeyi bitirince… Yine soluksuz bırakmıştı beni hayvan… Körük gibi nefes almaya çalışıyordum.

“Değil mi Hasan? Gülüm ikimizin de karısı bundan sonra… Emrine amadeyiz karımızın…”

“Tabi ortak… Benim karım bundan sonra ikimizin de karısı, dediğin gibi… De… Senin karıyı ne yapacağız? Yenge isyan çıkaracak senin bizden çıkmadığını öğrenirse…”

“Amaannn, dert ettiğin şeye bak Hasan… Bir çaresini buluruz, ne yapayım şimdi? Oldu olacak, onu da aramıza katarız bir şekilde… Hadi bakalım, banyoya gidelim, duş yapıp kendime geleyim ben…”

Neşeyle kalkıp banyoya doluştuk. Sessiz olmaya çalışarak gecenin bir yarısı üç çıplak insan birbirimizi okşaya okşaya, köpükleye köpükleye güzelce banyo yaptık.

Üstümüzden süzülen bembeyaz köpüklerle kayganlaşan bedenlerimiz birbirine sürtünüyor, Cafer’in yine taş gibi olmuş erkekliği her fırsatta bir yerime girmeye çalışıyordu. Bana sarılıp duran iki erkeğin ortasında köpüklü elleriyle kedi gibi her yerimi okşamaları çok güzeldi doğrusu…

Sonunda istemeye istemeye de olsa durulanıp çıktık. Birbirimizi kurulayıp yine çırılçıplak yatak odasına attık kendimizi… Ben çarşafları değiştirirken Hasan da bir şişe viski, buz, soda vs aldı dolaptan, Cafer viski bardaklarını, çikolata, çerezleri yatak odasına getirdi.

“Tur rehberi verdi eşantiyon viski, bu gecenin şerefine açalım bakalım…” diyordu kocam bardaklarımızı doldururken… Kadehlerimizi alıp uzandık yine ben ortada, erkekler iki yanımda… Üç kadehi tokuşturup ilk yudumları aldık,

“Sağlığımıza… Bugünümüze…” diyerek…

Küçük Kasabanın Kahpesi (9), resim №2
“Eee? Çikolataları nereye koyalım?” dedi Hasan, elinde çikolata parçaları dolu kaseyi tutuyordu. Cafer elinden aldı kaseyi, içindekileri benim göbeğimin üzerine yaydı.

“Burası güzel işte…” diyerek güldü sonra yaptığı işi pek beğenmiş gibi… Sonra da karnıma doğru eğildi, dilinin ıslaklığını tenimde gezdirerek dişleriyle ilk çikolata parçasını göbeğimden aldı.

Az sonra kahkahalar atarak viskilerimizi yudumluyor, alkolün verdiği rahatlamayla ota boka gülüyorduk. Çıplak bedenim erkeklerin meze tabağı olmuştu. Her viski yudumun ardından eğiliyor, göbeğimden bir diş çikolata koparıyorlardı.

Damarlarıma yayılan alkolün sıcaklığı, ikide bir göbeğimi, memelerimi yalayan erkeklerin dilleri beni yine ateşlemeye başlamıştı. Islandığımı hissediyordum. Baktım, ikisinin de gözleri parlıyordu bana bakarken…

“Heyy…” diyerek cilvelendim, “Ne bu bakışlar beyler? Sanki beni sikecek gibi bakıyorsunuz, hayrola?” Cafer atladı hemen,

“Ne yalan söyleyeyim Gülüm… Şu anda seni sikmek istiyorum fena halde…” Hasan’a baktı,

“Ne dersin ortak? Karını sikebilir miyim? Senin için bir sakıncası var mı?”

Kocam gevrek gevrek gülerken eliyle sertleşmiş pipisini okşadı,

“Yok ortak, hiç bir sakıncası yok… Dedim ya, benim karım senin de karın bundan sonra… İstediğin zaman, istediğin yerde, istediğin şekilde sikebilirsin karımı… Sikişmekte serbestsiniz…” Başımı çevirip dudaklarına bir öpücük kondurdum kocamın,

“Ohhh… Canım kocam benim… Anlayışlı kocam… Nasıl da severmiş karısını… Senin gibi geniş koca her kadına nasip olmaz valla…” Hasan da dudaklarımı öptü,

“Boynuzlu demek istedin di mi? Söyle karıcım, boynuzlu de bana… Oh, güzel karım benim… Senin ağzına her şey yakışıyor aşkım, küfür bile yakışıyor.”

“Küfür yakışıyor da, yarak yakışmaz mı ortak? Hadi Gülüm, şu ufaklığı yala biraz da, kocan görsün yakışıp yakışmadığını… Hadi bebeğim, ohhhh…”

İsteğini ikiletmedim bile, eğilip havaya dikilmiş kocamanını tuttum, başından başlayarak, şapkanın kenarlarını, gövdesinin damarlarını dolandım dilimin ucuyla, taşaklarına kadar indim. Kocam göbeğimden yatağa saçılan bir iki çikolatayı alıp kenara koyarken ben arkadaşının sikini yalamakla meşguldüm.

“Ohhh… Harikasın Güllü… Çok güzel yalıyorsun bi tanem…” diyerek inledi Cafer…

Saçlarımdan tutmuş başımı yönlendirmeye çalışıyor, kendine bastırıyordu beni… Alttan yalayarak tekrar sikinin başına geldim, ağzımı kocaman açıp kalınlığını dudaklarımın arasından ağzıma kaydırdım.

Boğazıma kadar almadan çıkardım sikini, sonra tekrar soktum. Bir yandan aletini vakumlarken, bir yandan ağzımın içinde dilimi kıvırarak sikinin gövdesini okşuyordum.

“Ohhh… Çok güzel… Harika… Mmmmm….” İki eliyle saçlarımdan tutmuş, alttan belini oynatıp ağzımı sikmeye çalışıyordu Cafer…

Kocamsa yanımızda uzanmış, sikini okşayarak karısının en yakın arkadaşına nasıl oral seks yaptığını merakla izliyordu. Yakından görmek istemiş olmalı, biraz daha eğildi, biraz daha yakınımıza geldi. Böylece Cafer’in sikinin ağzıma giriş çıkışını net bir şekilde görebiliyordu. Ağzımdan çıkardım bir ara aleti, nefes almaya çalıştım. Kocama,

Küçük Kasabanın Kahpesi (9), resim №3
“Aşkım, sanki canın çekmiş gibi bakıyorsun. Sen de dene istersen…” dedim gülerek…

“Ne? Neyi? Anlayamadım…” dedi önce kocam… Sonra ima ettiğim şeyi anladı, kahkaha attı, “Haaa…. Yok canım, o kadar da değil… Ben sadece ağzına yakıştı mı diye bakıyordum. Homo değilim.”

“Ne var canım… Karını siken alet bu işte… Karını zevkten geberten şey bu… Ellesene sen de… Dokun biraz… Ne kadar kalın, ne kadar sert olduğunu anla… Onu neden bu kadar istediğimi anla sen de… Sanki biraz okşayınca homo mu olacaksın?”

Kocam kararsızca elimdeki kalın penise baktı bir an… Göz göze geldik. Aslında bunu yapmak istediğini görebiliyordum meraklı, istekli bakışlarında… Elimle elini tuttum, Cafer’in sikini avucuna bıraktım. Parmaklarının ucuyla, adeta korkarak tutuyordu, güldüm,

“Yeni gelinin yarak tuttuğu gibi tutma canım… Korkma, ısırmaz. Hadi öp onu aşkım…”

Parmakları kasıldı, başını eğdi, dudaklarıyla sikin başına dokundu. Çekti. Bir daha öptü.

“Offf… Harikasın kocacım…” dedim. “Hadi ağzına al şunu… Çekinmeyi bırak… Biz bizeyiz burada…”

Hasan ağzını aralayıp arkadaşının sikinin başını dudakların arasında kaybetti. O başıyla ilgilenirken ben de dilimi sikin gövdesinde taşaklarında gezdirmeye başladım. Karı koca sikicimin aletine yakın ilgi gösteriyorduk aynı anda… Cafer yattığı yerde bütün kaslarıyla gerindi, zevkten dört köşe olmuştu. İnlemeye başladı,

“Ohhhh…. Sapıklar sizi… İkiniz birden yarak yalıyorsunuz ha? Ohhh… Çok güzell… Yalayın… Çok iyi gidiyorsun kanka… Sikimi em ağzının içinde… Mmmm… Hadi Güllü… Taşaklarımı em sen de… Offf… Olmaz böyle zevk… Harikasınız…”

Ama biraz sonra ikimizi de saçımızdan tutup sertçe geriye çektirdi. Ağzımız dudaklarımız tükürük içerisinde Cafer’e baktık şaşkınlıkla,

“Yeter ulan yaladığınız… Ağzınıza boşalmak istemiyorum. Karının amına boşalmak istiyorum Hasan… Güllü, kalk bakayım, biraz domal da arkadan gireyim amcığına bu sefer…”

Hemen dediğini yaptım. Dirseklerimi yatağa koyup dizlerimin üstünde götümü yukarıya kaldırdım. Kıçımı iki yana sallayıp sinyali verdim aygırıma… Başımı çevirip baktığımda arkamda durmuş, eliyle sikini tutmuş kalçalarıma bakıyordu hayran hayran…

“Offf… Hastayım senin götüne Güllü… Sikmeye doyamam ben bu götü senin… Fahişem… Orospum benim… Azgın kaltağım…” Eliyle bir şaplak patlattı kalçama, ardından diğer tarafıma…

“Ayyyy…” diyerek can acısıyla kastım kendimi… “Yapmaa…” diye inledim.

Sikinin başını arkamdan ıslak amıma sürttürürken homurdanmaya başladı,

“Yapıcam ulan… Ne istersem yapıcam… Döve döve sikicem seni… Amına koduğumun kaltağı seni… Yarağımı özlersin, ama bana istemiyorum diye numara çekersin ha? Görürsün sen şimdi yarak yemeyi… Kanka yala şu sikimi biraz… Kuru kuru sikmeyeyim karının amcığını…”

Kulaklarıma inanamıyordum. Dönüp arkaya baktım. Gerçekten sikini kocamın ağzına sokmuş, saçlarından tutup ileri geri yaptırıyor, sikini yalattırıyordu. Aslında amcığım o kadar ıslanmıştı ki, kocam yalamasa bile o koca yarak içimde rahatça kayabilirdi.

“Off… Tamam… Yeter kanka… Bu kadar ıslattığın yeter… Hadi bakalım Güllü hanım… Kocan sikimi sana hazırladı yalaya yalaya… Sen de amına alacaksın bu yarrağı…”

Sertçe sokuyordu sikini… İki eliyle belimden tutup kendine çekiyor, bazen yavaş, bazen hızlıca ileri geri yapıyor, sikini yavaş yavaş amıma gömüyordu. Arada belimi pençeleyen elleriyle kalçalarıma vurup beni acıdan bağırtıyor, ardından tekrar sikini ait olduğu yere, amcığıma gömüyordu.

“Ohhhh… Çok güzel… Sik aşkım… Erkeğim… Harika… Aahhh… Yavaş… Vurma ne olur… Canım yanıyor tokatlarından… Ohhhh… Sik beni… Köklee…”

Başımı sağa sola sallıyor, acıdan zevkten ne dediğimi bilmez bir halde inliyor, sayıklıyordum. Kocamsa hemen yanı başımda benim acımasızca sikilişimi izliyordu eli sikinde… Uzanıp ellerini tuttum destek almak istercesine,

“Hasan… Kocamm… Canım yanıyor aşkım… Çok fena sikiyor karını… Ohhhh… Tut elimi aşkım… Aaahhhh… Yardı beni… Amımı yardı arkadaşın kocacımm… Ooohhh…”

“Ama zevk alıyorsun karıcım… Öyle değil mi? Nasıl da yara yara giriyor amcığına bir görsen… Oh, çok güzel sikiyor seni… Sanki porno film çeviriyorsunuz. Porno yıldızı gibisiniz ikiniz de…”

“Mmmm… Evet aşkım… Çok zevk alıyorum. Ohhh… Çok zevk veriyor bana… Çok güzel sikiyor beni… Sikinin başı rahmimde sanki… Diplerime vuruyor. Ooohhhh… Sik Cafer… Sik beni… Köklee…”

Ben kökle dememişim gibi durdu bir anda… Ne olduğunu anlamaya çalışırken, kendini yatağa bıraktı, sırt üstü yatıp sikini havaya dikti Cafer… Amımdan çıkardığı koca yarak am sularımdan ıslanmış ışığın altında pırıl pırıl parlıyordu.

“Yordun beni Güllü… Hadi gel sen biraz da sen beni sik canım…” diyerek o pırıldayan sikini işaret etti.

Hemen döndüm, bacaklarımı aralayıp amımı hizaladım telaşla, dudaklarımı ısıra ısıra kalın sikini tekrar amcığımda kaybettim. Bu kez ben oturup kalkmaya başlamıştım. Zevkten gözlerim kayıyordu. Üzerine eğilip dudaklarını öptüm, uçları sertleşmiş memelerimi onun göğsünde eze eze yaylandım sikinin üstünde…

Ben Cafer’in siki içime gömülmüş dudaklarıyla uğraşırken birden göt deliğimde bir sıcaklık hissettim. İçimdeki sikin verdiği zevke göt deliğimdeki okşanma, sıcaklık, nemli dilin verdiği zevk karıştı bir anda… Başımı çevirip baktım,

Hasan arkamdan yaklaşmış, iki eliyle kalçalarımı tutup başını arasına gömmüştü. Islak ve sıcak diliyle aralanan ve açılan göt deliğimi yalayıp duruyor, zevkimi ikiye katlıyordu.

Götümün deliğini kocam yalıyor, arkadaşı koca sikini alttan amıma gömmüş vaziyette, elleriyle iki mememi avuçlamış, parmaklarıyla uçlarını ovalayıp duruyordu. Zevkten çıldırmak üzereydim.

“Ohhh… Delirteceksiniz beni… Çok güzell…” diye inledim. Anın zevkini çıkarıyordum, hareketsiz vaziyette, arkamı yalayan dilin, içimde kıpırdanıp duran sikin zevkine bırakmıştı kendimi…

“Sik onu ortak…” diye homurdandı Cafer… “Amını ben sikiyorum, sen de götünü sik karının… İkili zevk verelim karına… Hadi…”

Hasan hemen dediğini yaptı. Göt deliğimi yalamayı bırakıp doğruldu, sertleşmiş pipisini tükürükleriyle ıslanmış göt deliğime dayadı. İnce alet bir anda köküne kadar göt deliğimde kayboluverdi.

“Ahhhh…” diye bir zevk inlemesi koyuverdim. Kocamın ince ufarak siki canımı yakmamıştı elbette, ama yine de zevk veriyordu. İleri geri yapmaya başlayınca zevkim iyice arttı. Bir de Cafer alttan alttan sikini köklemeye başlamaz mı?

Aynı anda iki erkeğin arasında tost olmuş vaziyette amlı götlü sikilmeye başlamıştım. İkisi de hareketlerini birbirine uydurmuş, içimde iki erkeklik organı gidip geliyordu piston misali…

“Ohhhh…” diye kendimi koyverdim. “Harikaa… Çok güzel… Sikin beni çocuklar… Önden arkadan sikin beni… Aaaahhh… İnanamıyorum. Böyle bir zevk olamaz… Çok iyi yaa… Oohhhh… Kökle Caferim… Amıma kökle… Mmmm… Sikin çok zevk veriyor bebeğim… Hadi kocacım, sen de… Git gel… Pompala… Sen de götümü sik kocam… Ohhhh…”

İki erkek dakikalarca siktiler beni… Zirvelere taşıdılar, bulutlarda gezindim, kendimi kaybettim. Her zamanki gibi kocam dayanamadı daha fazla, göt deliğime boşalmaya başladı ilk önce… Sıcak döllerini arkamda hissederken ben de orgazm olmaya, kasılmalara başladım. Vajinama girip çıkan kalın sikin varlığına rağmen tüm kaslarım seğiriyor, içimdeki aleti adeta sağıyordum.

“Oghhh… Güllümm… Bitirdin beni kahpe… Oh bu nasıl zevk… Geliyorummm…” diye böğürdü altımdan Cafer… İçime püskürmeye başladı. Sımsıkı sarılmış, dudaklarını boynuma gömmüş vaziyette kasılarak döllerini boşalttı.

Sonunda yine bitti curcuna, üçümüz de yatağa serildik. Fırtına sonrası sessizlik kapladı yatak odasını…

Sadece nefes seslerimiz vardı, bir de arada bir gelen artçı zevk kasılmalarıyla benim inlemelerim…

One comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir